Ankara’nın Genel Özellikleri

ankara

Ankara ili çevresinin, Anadolu’nun en eski yerleşim alanlarından biri olduğunu bu bölgede bulunan paleolitik çağa ait olan kalıntılardan anlamak mümkündür. Ankara’nın M.Ö.XX-VII. yüzyıllar arasında Anadolu’nun geniş bir bölgesini yönetiminde bulunduran Hitit Uygarlığı tarafından kurulmuş olması da mantığa yatmaktadır. Önceleri ovalarda höyüklere yerleşmiş insanlar şu an ki Ankara kalesinin bulunduğu yerdeki düzleştirilmiş kaya blokların üzerine oturdukları kerpiç duvarlarla şehirlerini kurmuşlardır. Tarihe baktığımızda Ankara adının değişerek bu gününe geldiği görülmektedir. Ankara adının nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler mevcuttur. Örneğin Hititlerde Ankula ve Ankuva gibi şehir adları olduğuna göre, Halep, Malatya ve Maraş’ın eski Hitit adlarını devam ettirmeleri gibi Ankara’nın da anılan adlarından veya benzerlerinden türetilmiş olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Bu kapsamda Ankara’nın adının bir takım halk türetmelerine bağlamaya gerek kalmamaktadır. Türetmeler arasında Anker (gemi çapası; Frigya Kralı Gordios’un oğlu Kral Midas’ın toprak içinde bir çapa bulduğu yerde tapınak ve kent kurma efsanesi gibi); Ankos (Frigya dilinin türediği varsayılmış olan Sanskritçede karşılık, engebeli anlamında), Engür (Fars, “üzüm” den, Müslümanlarca türetilmiş ad); Aghuridha (Yunaca “koruk”), adı da hatırlanabilir. Ancak Ankara’nın adı ilk çağdan günümüze kadar neredeyse hiçbir değişikliğe uğramamış gibidir. Ankyra, Angora, Engürü ve şimdiki adı olan Ankara tarih devirleri boyunca sürekli bir kale-şehir konumunda olmuştur.

Ankara’nın Coğrafi Yapısı

ankara-tarihi

Türkiye topraklarının yaklaşık olarak % 3’ünü kaplayan Ankara’nın yüz ölçümü 30,715 km²’dir. Nüfusu 1920’lerde 25,000 dolaylarında olan kent bugün Türkiye nüfusunun % 5’ini oluşturmaktadır ve 1990 yılı sayımına göre 3 236 626 kişi olan nüfus, 2000’li yıllarda 4 milyona ulaşmıştır. Ankara, doğuda Kırşehir ve Kırıkkale; batıda Eskişehir; kuzeyde Çankırı; kuzeybatıda Bolu ve güneyde Konya ve Aksaray illeri ile çevrilidir. Orta Anadolu’nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarını bir arada görmek mümkündür. Akarsu boylarında sıralar halinde görülen iğde, söğüt ve kavak ağaçları step içerisinde yer alır. Ankara çevresinde plato üzerinde yükselen münferit dağlar kuzeydeki dağlık sahada ise yağışlardaki artış yüzünden orman örtüsü kendini belli etmeye başlar. Güneyde İç Anadolu ikliminin bariz özellikleri olan step iklimi, kuzeyde ise Karadeniz ikliminin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir. Kara ikliminin hüküm sürdüğü bu bölgede kış sıcaklıkları düşük, yaz ise sıcak geçmektedir.

Selçuklular Döneminde Ankara

Anadolu Selçuklu Döneminin ilk zamanlarında Ankara ve Çevresinde başka bir Türkmen boyunun hâkimiyette olduğu kesin bir şekilde söylenememektedir. O dönemde Anadolu Selçuklunun hâkimiyet sürdüğü şehir , 1101 yılında I. Haçlı seferinde Raimond de Tulouse tarafından hâkimiyet altına alındığı bilinmektedir. Bu hâkimiyet çok uzun sürmez bölgenin çevresine gelmeye başlayan Oğuz Türkmenleri sayesinde I. Kılıçarslan oğlu Melik Arap, Ankara ve Kastamonu bölgelerinde yeniden hâkimiyet kurar. Ardından I. Kılıçarslan’ın Selçuklu Hanedanı ile mücadelesi başlar. 14 Haziran 1107 tarihinde I. Kılıçarslan Hapur suyunu geçerken boğulur ve bunun üzerine oğulları arasında taht kavgaları cereyan etmeye başlar. 1116 tarihinde Devletin başına Sultan Mesud gelir, kardeşi Melik Arap ise Kastamonu ve Ankara çevresinde hakimiyeti kurar. Bu dönemde kardeşler arası mücadele el değiştirerek devam eder. 1127 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Mesud, kayınpederi olan Danişmedli Emir Gazi ile birlik olarak Kardeş olan Melik Arap’tan Ankara şehrini geri almıştır. Sonrasında Ankara’da Mesud’un kayınpederi Danişmendli Emir Gazi hüküm sürmeye başlar. 1134 yılında Danişmentli Emir Gazi’nin ölümünüm ardından oğulları arasında taht kavgası ayyuka çıkar. Bu kargaşadan istifade eden Sultan Mesud, 1142‘de Ankara, Çankırı, Kastamonu, Malatya ve Kayseri çevrelerinde hâkimiyeti kurar. Mesud’un ölümünün ardından kardeşler arasında yine taht kavgası yaşanır. Sultan Mesud’un oğlu II. Kılıçarslan kardeşini 1164 yılında mağlup ederek Ankara ve Çankırı’yı topraklarına katar. Sultan II. Kılıçarslan’ın en büyük özelliği Anadolu’nun Türkleşmesine sağladığı büyük katkıdır.

Osmanlılar Döneminde Ankara

Ankara Osmanlı hâkimiyetinin olduğu ilk zamanlarda şehrin güneyinde yer alan Hacı tepesi(Hacettepe), Develik ve Kazlık (Sıhhıye); güneybatıda Namazgahtepe (Türkocağı) ve Sultan Meydanı (Hergelen meydanı); batıda Kızılbey Külliyesi ve Belkıs sütunu; kuzeybatıda Bendderesi; doğuda ise Kayabaşı yönünde bir gelişme göstermiştir. Ankara 1427 yıllarında Anadolu Beylerbeyi ve Varna Savaşı şehidi olan Sultan Çelebi Mehmed’in damadı Abdullah oğlu Karaca Bey, hacı tepesi yakınında bir külliye yaptırarak şehrin bu yöne doğru gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Hacı Bayram Veli hazretleri de bu yıllarda Oğüst Mabedinin yanına külliye yaptırarak bu bölgesi bir kültür merkezi haline getirmiştir. Aynı zamanda Osmanlının ilk dönemlerinde yaptırılan Aslanhane Külliyesi de At pazarı bölgesine büyük önem katmıştır. Fatih Sultan Mehmet han döneminden itibaren önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Melike Hatun ve Eyne Bey’in Sultan Meydan’ın yaptırdığı vakıf eserler şehrin batı yönde gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bentderesi bölgesine kurulan atölyeler ve vakıf yapılarla şehir esnaf ve ticaret merkezi haline gelmiştir.