27 Kasım 2017 - No Comments!

Bilinçaltı, Hipnoz ve Subliminal Mesaj Teknikleri

SubliminalKonu Başlıkları

Bilinçaltı ve Hipnoz

Hipnoz Tarihi ve Çıkışı

Bilinçaltı Mesajların Algılanmasını Etkileyen Faktörler

Subliminal Beyin Kontrolu Yöntemleri

Bilinçaltı Telkin Verme Uygulamalarının Tarihçesi

Subliminal Mesaj Deneyleri

Bilinçaltı ve Hipnoz

Hipnoz, insanlarda ilgi uyandıran ve her zaman gizemini koruyan bir alandır. Hipnozun ilk kez bir iyileştirme aracı bakımından kullanılması Hititlere kadar gider. Hititler uyku tapınaklarında iyileşmeyi sağlayan hipnotik tetkikler kullanırdı. Hipnoz ’un günümüzde kullanılan tanımıyla, o çağlarda kullanılan tanımı aynı değildir ve hipnoz; ismini henüz kazanmamıştı. O dönemde Hititler, Yunanlılar, Asurlular gibi medeniyetlerin birbirine yakın iyileştirme teknikleri bulunuyordu. O dönemde iyileştirme aracı olarak, olağanüstü kuvveti olan, büyücü ya da din adamı kisvesinde hipnoz yapılırdı. Hipnoz uzun süre bu anlamda kullanılmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Hipnoz, zihnin bilinçli kısmını atlatarak bilinçaltına ulaşmanın bir yöntemidir. Bilinçaltındaki zarar veren inançların değiştirilmesinde veya yeni inançlar oluşturulmasında kullanılan olağanüstü bir güçtür.

 

Hipnoz Tarihi ve Çıkışı

Hipnoz kelimesi, ilk defa İngiliz Doktor Braid tarafından kullanılır. 1841 yılında bu ismi ilk kez Braid, Yunan mitolojisindeki uyku tanrısı hipnozdan esinlenerek kullanır. Sebebi; Brad’in hipnozu, bir uyku benzeri durum olarak algılamasıdır. İsviçreli Doktor Mesmer’e dek bu böyle devam etmiştir. Yani 1700’lerin son çeyreğine kadar hipnozla ilgili hiçbir yazılı kaynağa rastlanmaz, ondan önceki tüm çıkarımlar varsayımlara dayanır.

Fakat Mesmer, 1800’lü yıllarda hipnozla ilgili müthiş gelişmelerin çıkmasını sağlar. Viyana’da tıp okurken, Mesmer manyetizmaya meraklıdır ve hazırladığı tezinde, insanların yıldızlardan etkilendiğini, manyetik bir sıvının ya da akımın insanların sağlıklı veya hasta olmasını sağlayabildiğini göstermiştir. Bu tezi savunan Mesmer, bununla ilgili çalışmalar yapmıştır. Oradaki tezin ana kaynağı şudur; Bütün kâinat manyetik bir akımı oluşturan veya manyetik bir sıvı ekseninde dönmektedir. İnsanda bu sıvıdan olağanüstü şekilde etkilenmektedir. Bu dönemlerde Mesmer tezini hazırladığı zaman, Cizvit Papazı olan Maximillian Hell, bu tezden olağanüstü etkilenir ve Mesmer’i merak etmeye başlar.

Mesmer’de Hell’in mıknatısları iyileştirici unsur olarak kullandığını öğrenmiştir. Mıknatısların manyetik sıvı üzerinde belli tesirleri olabileceğini düşünen Mesmer, onların olduğu mıknatıslarla hastalarını iyileştirmek için çalışmalara başlar. O dönemde, mıknatıs yapımı teknolojik olarak biraz daha kolaydır ve istediği şekil ve ebatta mıknatıslar yaptırabilen Mesmer, hastalarının üzerinde mıknatısları bir şekilde dokundurarak veya gezdirerek onların üzerindeki içindeki manyetik akımı veya kendi tabiriyle manyetik sıvıyı dengeleyebildiğini ve bu şekilde iyileştirebileceğini göstermiştir. Mesmer’in yaptığı çalışmalar, olağanüstü başarılarla sonuçlanmıştır. Kısa zamanda mıknatısla hastalıkları iyileştiren bir şöhrete kavuşur, 1778’ li yılların sonunda, hastalarını ‘‘Magnetizm Animal’’ adını alacak olan tedavi yöntemiyle tedavi eden Mesmer, bu ismin yani canlı manyetizmanın bugüne dek gelmesini sağlayan kişidir.

Hipnoz Ne Demek

Mıknatısları kullanarak bedendeki manyetik sıvıyı dengelemeyi amaçlayan bu sistem, hastalar üzerinde olağanüstü sonuçlar verince Mesmer, tüm dikkatleri üzerine çeker. Mıknatısta oluşan etkiyi, başka nesnelerle de elde edebileceğini gören Mesmer, ilginç çalışmalara imza atar ve zaman içinde şunu görmüştür ki; manyetik sıvı sadece mıknatıslarda değil, başka araç gereçlerle de yönlendirilebiliyor daha sonra Mesmer, elleriyle bu akımı yönlendirebildiğini ve manyetik akımı dengeleyebildiğini görmeye başlar. Bu yönteme ‘Manyetik pas eylemleme’ denmiştir ve günümüze dek gelmiştir. Hatta günümüzdeki Reiki uygulayıcıları, manyetik pas yönteminden esinlenerek yaptığı uygulamalarla şifa verdiklerini ve insanları iyileştirebildiklerini iddia eder. Yöntemde, insana dokunmak gerekli değildir, ellerin belli bir mesafede hastanın bedeni üzerinde gezdirilmesi ve bazı telkinlerle de hastanın yönlendirilmesi sonucunda hasta bir şekilde iyileşme ve olumlu sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Tabi Mesmer’in şöhreti, ciddi şekilde ülkelere yayılır ve şöhreti hazmedemeyen meslektaşları, Mesmer ile ilgili propagandalara ve söylemlere başlamış ve Mesmer’in şarlatan olduğunu, büyücü olduğunu yaymaya başlamışlardır.

Mesmer bir süre sonra baskılara dayanamayarak Viyana’dan Paris’e göçer bu arada ‘Animal Magnetizm’in’ bilimselleştirme çabalarına rağmen akademik dünyada kabul ettiremez ve hırslı Mesmer Paris’ten paraya odaklandığından tedavilerini toplu yapmaya başlar. Tabi bu toplu çalışmalar daha çok tepki ve dikkat çeker, talepten çok ilginç denemeler yapar. Mesmer bir süre sonra bahçesindeki ağacı ‘‘Mesmerize’’ ederek yani kendisindeki güçleri o ağaca aktararak hastaların ağaca dokunarak şifa bulacağını iddia eder; hastalarda bunu iddia eder. Fransa kralı 16. Luis’in kulağına gider ve soruşturma heyeti kurar. Komite üyelerinde biri de Benjamin Franklin’dir. Sonuçta yazdıkları raporda, Mesmer’in hayale dayanan ve hiçbir gerçekliği olmayan güçleri kullanma yöntemiyle insanları bir şekilde dolandırdığını ve kandırdığını iddia ederler ama iyileştirmenin açıklamasını yapamayan heyet, aslında Mesmer’in olmadığını ve iyileşenlerin kendi inançları doğrultusunda iyileştiklerini kabul etmek zorunda kalırlar.

Bugünkü hipnoz tanımının dayandığı nokta budur. İyileştiricinin kişi üstünde doğaüstü etkisi yoktur, kişi inançlarının yönlendirilmesi verilen telkinler sonucu iyileşir. Aslında heyet bugünkü hipnozun tanımını yapar. Komisyon raporu sonucu, Mesmer’in yıldızı söner, dışlanır, ülkeyi terk eder. İsviçre’ye yerleşen Mesmer, hastaları iyileştiren hayırsever olarak çalışmalara devam eder ama öğrencilerinden, Pursegur, hocasının yolunda çalışmalarını en iyi şekilde sürdürür ve yapmış olduğu bir çalışmada hastanın kucağında uyuduğunu fark etmiştir. Manyetik paslarla manyetik akımını düzenlerken hastanın gözüne bakar ve çoban uyur ama tuhafı Pursagur’un tüm talimatlarını duyar ve tüm telkinleri alır ve cevap verebilmektedir, bu bugünkü hipnoz tanımının temelidir. Buna uyku da gezer anlamında ‘Sobnamburizm’ terimi kullanır. Bu manyetik uyku halinin konuşulmasıyla bilinçaltı kavramına yerleşmeye başlamıştır ve ilk kez bilinçaltı kavramı tartışmaya açılır.

Pursegur’un tekniği sadece fiziksel rahatsızlığı değil, zihinsel rahatsızlığı da iyileştirebilme gücüne sahiptir ve Pursegur, çocuklukta yaşananların hatırlanması gibi bazı güçlerin ortaya çıkarılmasını sağlayan bu yöntemi daha farklı şekilde kullanma çalışmalarına girmiştir, bu yöntemle kişiler geçmiş anılarına gidebiliyor, çocuklukta yaşamış olduğu travmaları hatırlayabiliyor ve çocuklukta yaşamış oldukları olayları kişiye anlatabiliyordu. Tedavi daha kolay oluyordu. Pursegur, Mesmer’in teorisini biraz değiştirir hala manyetik sıvının varlığına inanmaktadır fakat inancın sıvıyı etkilediğini kabul eder. Yani telkinlerle kişide oluşturulacak olan inanç, sıvının bir şekilde dengelenmesini ve hastalıklardan kurtulmasını sağlayacaktır. Manyetik etkinin oluşabilmesi için, niyet yeterlidir ve bu niyet telkinler sonucu oluşmaktadır.

Pursegur, Mesmer’in kullandığı aletleri kullanmadan çalışmalarını sürdürmüştür. Çünkü sözle hastalarını rahatlıklar kullandığı cümlelerle iyileştirebilmektedir. Pursegur hocası gibi meşhur olmuştur ve adından sıkça söz edilmeye başlanmıştır ve Pursegur döneminden sonra hipnozda en büyük çığır açan kişi ve hipnozun isim babası olan De James Braid, hipnozun ilk kez hipnoz olarak kullanılmasını sağlayan kişidir. İnsanların gözlerinin yorulması bu yapay uyurgezerlik durumunu kolaylaştırdığını fark eder. Braid hipnozun daha kolay oluşturulabileceğini gösteren ilk kişidir. İngiliz Dr. Braid, İngiltere’de hipnozu daha saygın hale gelmesini ve hakkında olumlu konuşmalar yapılmasını sağlamıştır ve manyetik akım olmadan hipnotik durumun oluşturulabileceğini de ilk kez Braid savunmuştur.

Subliminal Mesaj Ne Demek

Dr. Braid, hipnoz uygulayıcısının kişiyi sadece telkin yoluyla etkilediğine inanıyordu bu nedenle hipnozu gerçekleştiren kişinin gizli, sihirli güçlerinin değil, kişinin telkine yatkınlığıyla ilişkili olduğunu ilk defa o tez olarak sunmuştur ve Braid modern hipnozun temellerini atmış kişidir. Son dönemlerde ise; Milton Erickson, hipnozu olağanüstü şekilde uygulamaya başlamıştır. Erickson’un yetenekleri sınırsızdır ve hastalar üzerinde çok büyük etkisi vardır. Erickson’un yöntemleri tamamen telkin gücüne dayanmaktadır, hastalarını istediği şekilde transa alabiliyor ve hastalarını çok rahat şekilde kontrol edebiliyordu hatta el sıkarak, hipnoz yapıyor olması arkadaşları arasında onunla tokalaşmamaya varmıştır. Bugünkü NLP Bilimi, Erickson’un yaptığı çalışmalardan esinlenerek bu halini almıştır.

Bugüne kadar çok çeşitli görüş ve teoriler ileri sürülse de hipnozun doğasını tam olarak açıklayan bir tanım hiçbir şekilde yapılmamıştır. Birçok tanım vardır tabi ki. Hipnozun açıklama ve tanımlama çabası Mesmer ile başlar ve günümüze dek bu süreç devam eder. Hipnozu, bir tür uyku şekli yapay bir uyurgezerlik veya verilen telkinlerle dikkatin yoğunlaştırılması olarak açıklama çabaları devam etmektedir. Hipnoz, bilinçaltıyla iletişim kurabilmenin bir yoludur veya kişinin problemlerinin asıl nedenine ulaşılmasını sağlayan ve onların çözümüne ulaşmayı sağlayan bir yöntemdir ya da telkinler yoluyla bilinçaltına değişim sağlamanın bir yöntemidir veya bir kişinin diğer bir kişiye hareketlerini kontrol edebileceği şekilde derin uykuya benzer bir duruma sokabilmesidir. Kişi uyku halini andırsa da uykuda değildir ve bilinci tamamen açıktır, kişi yoğun bir konsantrasyon durumunda ve algıları açık haldedir, söylenenleri duyabilmekte ve istenildiğinde konuşabilmektedir. Hipnoz ne uyku ne uyanıklık halidir. En yalın şekil kişinin verilen telkinleri alıyor durumda olması. Basitçe hipnoz, bir telkinin kabul edilmesi durumudur.

Trans

Trans, bireyin bir noktaya yoğunlaşması, odaklanması neticesinde çevreden gelen diğer uyarılara az veyahut hiçbir şekilde yanıt verememe halidir. Örneğin, çocuk çizgi film izlerken odaklanması ve ailesinin sesini duymaması. Her trans hali bir hipnotik durum değildir yani trans halinde çizgi film izleyen bir çocuğun hipnoz olduğu söylenemez.

Her hipnotik durum ise trans değildir, iyi trans halinin oluşturulması hipnoz olma şartını artırır. Yani telkine açıklığı kolaylaştırır, kişi derin trans halinde olmasına rağmen verilen telkinlere yanıt vermemişse hipnoz olmamıştır sadece trans vardır. Telkine yanıt verildiği ya da bilinçaltı tarafından kabul edildiği her durum hipnozdur. Trans, zihinsel bir durum fakat hipnoz bir davranış şeklidir. İkisi birbirinden ayırt edilmeli. Hipnotik Trans; Sadece telkinlerin bilinçaltına daha kolay ulaşmasını sağlayan bir ortam oluşmasını sağlar. Trans esnasında bilinçaltı daha çok algıya açık olduğu için verilen telkinler çok daha kolay şekilde ulaşmaya başlamıştır.

Bilinçaltı ve Hipnoz

Telkin

Telkin, bir düşüncedir. Doğruluğu kabul edilmiş bir düşüncedir. Doğru görülen düşünce ısrarlı bir şekilde, otoriter bir şekilde tekrarla verilir ve ısrarlar ve otoriter üslup telkinin kolayca kabul edilmesini sağlar. Telkinler bilinçaltı tarafından kabul edilerek bir süre sonra inanca dönüşür ve tabi bu inanca dönüşmesi çok kolay değildir, bilinçaltı kendisine verilen her telkini kolayca kabul etmeyebilir. Daha önceden yeni düşünceyi reddeden düşünceler yerleşmişse; yeni düşünceyi kesinlikle kabul etmez veya daha önceden verilen telkinleri kabul etmemesi doğrultusunda başka bir telkin almışsa zihin verilen yeni telkin yine kabul edilmeyecektir. Matematik sevmeyen öğrenciye matematiği bundan sonra seveceğiyle ilgili telkin verilmesi her zaman olumlu sonuç vermeyecektir, tek kişilik koltukta oturan kişiyi kaldırmadıkça sizin oturmanız mümkün değil! Bilinçli ve bilinçaltı olarak iki bölümden oluşan zihinde, bilinçaltı düşüncelerin ekilerek inanç ve davranışa dönüştüğü bölümdür. Bilinçli zihin, davranışlarımızı kontrol etmez, bilinçli zihin sadece irademizin bulunduğu ve bir kapıcı görevlisi gibi davranan ve bilinçaltı zihne alınacak telkinleri inceleyerek bu telkinlerin bazılarının geri dönmesini sağlayan bir güce sahiptir yani bildiğimiz irade gücü. Bilinçaltı, telkinle yerleştirilen düşüncenin doğru veya yanlış olduğunu asla sorgulamaz, bilinçaltı görevi, ona verilen telkinlerin doğruluğunu veya yanlışlığını incelemek değildir yanlış bir düşünceyi dahi bilinçaltı inanca dönüştürebilir. Bilinçaltı öğrendiğinden vazgeçmez oluşturulan inançların tamamı telkinler sonucudur.

İngiltere Tıp Cemiyeti, hipnozun tıp alanında kullanımıyla ilgili olarak yaptığı çalışma sonucunda hipnozu şu şekilde tanımlamıştır; ‘‘Hipnoz, hastada meydana gelen değiştirilmiş algının geçici durumudur ki, olasılıkla birçok değişik olgunun kendiliğinden veya sözel ve diğer uyaranlarda yanıt olarak başka biri tarafından meydana getirilmesi halidir’’.

Amerikan Tıp Birliği (AMA) ise, hipnozu iki aşamalı olarak ayırarak tarif etmiştir. 1-Kritik faktörün (bilincin yargılayıcı özelliğinin) aşılması,
2-Kabul edilebilir seçici bir düşüncenin kurulması ve kalıcı hale getirilmesi.
Burada bilinçaltına ulaşılabilmesi için önce buna koruyuculuk görevi yapan bilinç kabuğunun kırılması, aşılması gerekir. Aksi halde kalıcı değişiklik sağlanamaz.

Hipnoz, birçok toplumda ‘‘uyku hali’’ olarak bilinmekte; hipnoz kesinlikle uyku hali değildir. Uyku durumundaki bir kişinin çevresi ile ilgisi azdır, bilinçsizdir. Kendisine sorulan sorulara cevap vermez. Oysaki hipnotik trans durumundaki kişiler çok zaman, aksine telkin verilmedikçe bilinçlidir ve sorulan sorulara cevap verebilirler; ancak hipnoz altındaki kişi çevre ve uyaranlara karşı kayıtsız uyku sırasında görülen rüyalar büyük oranda zamanla unutulur. Oysa hipnoz altındaki görüntüler kalıcıdır. Hipnozun bu özelliği tıp alanının yanında birçok alanda özellikle Subliminal Telkin yöntemlerinde kullanılabilmektedir.

Formal Hipnoz (Geleneksel Hipnoz): Diğer bir kişi tarafından uygulanan hipnozdur. ‘‘hipnoz’’ denildiğinde formal hipnoz kastedilmektedir. Daha çok sahne gösterilerinde eğlence amacıyla kullanılmıştır. Son yıllarda hipnoz üzerindeki bilimsel araştırmaların gelişmesiyle hipnoz tıp alanında tedaviye yardımcı olarak ve diğer birçok alanda çeşitli amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır. Formal hipnoz uygulamasındaki en önemli kavramlardan biri de hipnoz altına alınacak kişilere verilen telkinlerdir. Bu telkinler görüntü, ses, dokunma veya hareketle olabilmektedir. Formal hipnozla görsel telkin verilmesi işlemi ’imajinasyon’ olarak isimlenir.

Kendiliğinden ve ani gelişen hipnoz (Spontan): Birey farkına varmadan kendiliğinden oluşan hipnoz şeklidir. Örneğin; uzun yola giderken yol çizgileri kişiyi hipnoza sokabilir.

Bilinçaltı Ne Demek

Kişinin kendi kendine yaptığı hipnoz (Oto hipnoz): Kesik bir konsantrasyon, meditasyon ile sağlanır. Gereken yerde gereken zamanda, gereken hareketin yapılması için ‘‘formal hipnozla ’’ edinilmiş olan telkinlere verilen cevaptır. Kişi bunu ancak kendisine verilen şartlarda kullanabilir. Genellikle doktorun uygun gördüğü ve hastanın kabul ettiği durumlarda formal hipnotik konsantrasyonda, hastaya tedavi amacıyla verilen telkinlerle kişi oto hipnoz yapabilir. Oto hipnoz genellikle, 3-5 seanslık bir formal hipnoz seansından sonra başlayabilmektedir. Doktor, oto hipnoz verdiği bireylerde telefon veya televizyon aracılığıyla da telkin değişikliği yapabilir.

Self hipnoz (Şartlanma): Kişinin kendi kendisini belli bir telkine şartlamasıdır. Örneğin; Sabah erken kalkmamız gerektiğinde, akşam kendi kendimize yapacağımız telkinle erken kalkmamızı sağlayabiliriz. Burada gerçek hipnoz söz konusu değildir ancak bilinçaltı verilen telkinin yerine getirilmesine şartlanmıştır.

Kimyasal hipnoz: Hipnotik madde ve ilaçlarla elde edilen hipnozdur. Tıp alanında özellikle psikiyatride kullanılmaktadır.
Subliminal hipnoz: Genelde reklamcılıkta ve siyasi alanda kullanılan hipnoz tipidir (Kılıç, 2011, s. 22-26).

Arketip

Arketip kavramı ilk kez Carl Gustav Jung tarafından 1919 tarihli “Instinct and Unconscious’’ (Güdü ve bilinçdışı) adlı yazısında yer almıştır. Arketip kelime olarak “ilk, başlangıç’’ manasındadır. Jung psikolojisinde ise bu kavram kollektif bilinçdışı’nı, insanlığın nesilden nesil ulaşan davranış niteliklerini açıklar. Jung’un anlattığı arketiplerin içinde yer bulan yeniden doğum, ölüm ve cinsiyeti sembolize eden anima (erkek arketipi) ve animus (kadın arketipi) subliminal algıyı şekillendirmek için en çok kullanıldığı söylenen arketiplerdir.

Bu arketipler subliminal mesajlara görüntü veya kelime olarak yerleştirilir. Konuyla ilgili bir deney Aylesworth ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Buna göre, bir grup öğrenci deney ve kontrol grubu olarak ayrılmış, bu gruplar da aralarında cinsiyetlerine göre sınıflandırılmıştır. Bir gruba cinsel anlamlı sözcükler yerleştirilmiş bir yiyecek reklam afişi, diğer gruba ise bu kelimelerin olmadığı bir reklam afişi gösterilmiştir. Deneyin sonunda bazı duygu ifadelerini içeren sözcük listesi deneklere gösterilmiş ve hissettikleri duyguları işaretlemeleri istenmiştir. Deneyin sonucuna göre erkek denekler arzu ifade eden kelimeleri seçmişler, kadın denekler bunları seçmemişlerdir. Cinsel anlamlı kelimelere maruz bırakılan her iki cinsiyetteki denekler genel olarak reklamdan hoşlanmadıklarını ifade etmişlerdir. Her iki grubun seçme davranışında bir değişiklik gözlenmemiştir. Deney sonucuna göre cinsel anlamlı kelimelere maruz kalmak, seçme davranışını etkilemediği gibi, marka hakkında olumsuz duygulara neden olmaktadır. Arketip kullanımının insan davranışlarını değiştirmede etkisi olduğuna dair bilimsel bir kanıt bulunmasa da popüler kültürde bunların kullanımına sıklıkla rastlanmaktadır. Ölümle ilgili arketipler şeytan, cehennem, yılan, kurukafa gibi imajlarla betimlenirken doğum arketipi güneş, deniz, denizden gelen şeyler ve cinsellikle betimlenmektedir (Bişkin, 2014, s. 76-77).

Subliminal Mesaj

Arketipler, her insanın DNA’sına kodlanmış ve kalıtımsal bağlamda yeni nesillere geçmeyi sürdüren kodlardır. Kelime olarak arketip, Yunanca; ’Arkhetypos‘ kelimesinden türetilmiştir. Başlangıç modeli, ilk örnek manasındadır. Arketipin kendine özgü şekli bulunmamaktadır, fakat gördüğümüz veyahut yaptığımız işler üzerinde “toplayıcı bir ilke” rolündedir. İşleyişi Freud’un teorisindeki içgüdülerin işleyişiyle aynıdır: Bir bebek ilk olarak yalnız besleneceği bir şeyler ister, istediğinin ne olduğunu konusunda fikri yoktur. Anne Arketipi: Hayat ve besin veren, koşulsuz sevgi veren, diğerlerini kendinden önce düşünen ve bağışlayıcı özellikler yüklüdür. Negatif olarak ise; kendi isteklerini zorla gerçekleştiren, cezalandıran veya terk eden, suistimal eden, bağışlamak için taviz alan niteliklerle yüklüdür.

Mana: Öncelikle şu anlaşılmalıdır ki, bu arketipler, Freud’un içgüdüleri gibi biyolojik değillerdir. Daha çok ruhsal isteklerdir. Örneğin, eğer rüyanızda uzun cisimler gördüyseniz, Freud bunların Phallus’u ve nihayetinde seksi sembolize ettiği yorumunu yapabilir. Fakat Jung’un çok daha farklı bir bakış açısı vardır. Ona göre açıkça bir penis gördüğümüz rüyalar bile doyurulmamış bir seks ihtiyacından daha farklı şeylere işaret ediyor olabilir. İlkel topluluklardaki Phallic sembollerin doğrudan seksle ilgili olup olmadıkları şüphelidir. Bunlar genellikle mana’yı, yani ruhsal gücü sembolize ederler. Bu semboller özel zamanlarda canlandırılarak toprağı bereketlendirmek, mahsulleri ya da balıkları artırmak veya birini iyileştirmek için çağrılmaktadırlar. Penis ve güç, semen ve tohum, gübre ve bereket arasındaki bağlantı birçok kültür tarafından anlaşılmıştır.

Gölge: Seks ve yaşam içgüdüleri Jung’un sisteminde de genel olarak temsil edilmektedir. Onlar Jung’un gölge adını verdiği arketipin bir parçasıdır. İhtiyaçlarımızın hayatta kalma ve üreme içgüdüleriyle sınırlı olduğu, kendimizin bilincinde olmadığımız ilkel insandan, “hayvan” geçmişimizden gelen bir parça. Gölge, egonun karanlık yüzüdür; potansiyel kötülüğümüz genelde burada saklanmaktadır. Gerçekte gölgenin bir etiği yoktur; iyi ya da kötü değildir, tıpkı hayvanlardaki gibi. Bir hayvan yavrularını şefkatle sevme ve avlarını yiyecek için vahşice öldürme yeteneklerine sahiptir. Ama ikisini de yapmayı seçmez. Ne isterse onu yapar. O “masumdur.” Fakat bizim insani bakış açımızdan, hayvanların dünyası vahşi ve acımasız görünür, bu yüzden de gölge, kişiliğimizin itiraf edemediğimiz yanlarının saklandığı bir çöp kutusu haline gelir. Gölgenin sembolleri, yılan, ejderha, canavarlar ve şeytanlardır. Gölge çoğu zaman bir mağaranın ya da su dolu bir havuzun; kolektif bilincin girişinde bizi bekler. Bir daha rüyanızda şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde fark edeceksinizdir ki mücadele ettiğiniz yalnızca kendinizdir.

Persona: Persona sosyal görüntümüzü temsil eder. Persona sözcüğü person, kişi ve personality, kişilik sözcükleriyle bağlantılıdır ve Latincede maske anlamına gelen mask sözcüğünden gelmektedir. Persona kendinizi dış dünyaya göstermeden önce taktığınız maskedir. Her ne kadar bir arketip gibi başlasa da, onun farkına vardıktan sonra kollektif bilinçaltından en uzak olan yanımız olduğunu görürüz. Bu en iyi haliyle, toplumun bizden istediği rolleri yerine getirirken hepimizin vermek istediği “iyi imajdır. Fakat bu aynı zamanda insanların düşüncelerini ve davranışlarını yönlendirmek için kullandığımız “yanlış imaj” da olabilir.

Anima ve Animus: Hayatta oynamak zorunda olduğumuz dişi ya da erkil rol kişiliğimizin persona’nın bir parçasını oluşturur. Pek çok insan için bu rol fiziksel cinsiyetleriyle belirlenmektedir. Fakat Jung da Freud, Adler ve diğerleri gibi, biseksüel bir doğaya sahip olduğumuzu hissetmiştir. Yaşamımıza bir fetus olarak başladığımızda, farklılaşmamış cinsel organlara sahiptik; bunlar ancak zamanla ve çeşitli hormonların etkisiyle dişi ya da erkek halini almıştır. Aynı şekilde bir bebek olarak sosyal yaşamımıza başladığımızda, sosyal açıdan ne erkek ne de dişiydik. Fakat neredeyse eşzamanlı olarak -pembe ve mavi kurdeleler gibi şeylerle bizi yavaş yavaş erkeğe ya da kadına dönüştüren toplumun etkisine girmişizdir. Anima, erkeklerin kolektif bilinçaltındaki dişi yanı, animus ise kadınların kolektif bilinçaltındaki erkil yanı temsil etmektedir. İkisi birlikte “syzygy” olarak adlandırılır. Anima anlık ve sezgisel davranan genç bir kız, ya da bir cadı veya toprak ana olarak kişileştirilebilir. Genellikle derin duygusallık ve hayatın gücüyle bağdaştırılır. Animus yaşlı, bilge bir adam, bir sihirbaz, ya da çoğu zaman birden çok erkek olarak kişileştirilebilir ve bu figür genelde mantıklı, gerçekçi ve hatta tartışmacıdır. Anima ya da animus genel anlamda kolektif bilinçaltıyla iletişim kurmamızı sağlayan arketiptir. Aynı zamanda aşk yaşamımızın büyük bir bölümünden de sorumludur.

Subliminal Mesaj Nedir

Biz, bir antik Yunan efsanesinde söylenildiği gibi, karşı cinste diğer yarımızı, Tanrıların bizden aldığı diğer yarıyı, ararız. İlk görüşte âşık olduğumuzda bu, zihnimizdeki anima ya da animus arketipine oldukça uyan biriyle karşılaştık demektir. Diğer Arketipler: Jung, arketiplerin basitçe listeleyip ezberleyebileceğimiz belli gruplara ayrılmadığını ve sabit bir sayılarının olmadığını söylemiştir. Bunlar iç içedir ve gerektiğinde birbirleri içinde kolaylıkla eriyebilirler ve mantıkları geleneksel türde değildir. Yine de Jung diğer belirgin arketiplere şu örnekleri vermiştir: Annenin yanında başka aile arketipleri de vardır. Baba, genellikle bir rehber ya da bir otorite figürü olarak sembolize edilir. Ayrıca, aile arketipi de vardır. Bu, kan bağını ve bilinçli nedenlerden daha derinlere inen bağları temsil etmektedir.ve çocuk; mitoloji ve sanatta çocuklarla, özellikle bebekler ve diğer küçük yaratıklarla temsil edilmiştir. Çocuk, geleceği, oluşu, yeniden doğuşu ve kurtuluşu sembolize eder. Batılılar kış dönümündeki Noel’de İsa’nın doğuşunu kutlarken, bu dönem, güneşin kendilerine yeniden dönüşünü kutlayan kuzeydeki ilkel kültürler için de geleceği ve yeniden doğuşu temsil eder. Çocuk arketipi çoğu zaman diğer arketiplerle karışarak çocuk-tanrıya ya da çocuk-kahramana dönüşür. Çoğu arketip öykü karakteridir. Kahraman bunların başlıcalarındandır. O mana güç kişiliğidir ve kötü ejderhaları yenen kişidir. O, temelde bizim öykünün kahramanı olarak sembolleştirdiğimiz egoyu simgeler ve zamanının çoğunda ejderhalar ve canavarlar kılığına bürünen gölgelerle savaşır (Darıcı. 2012, s. 109-118).

‘‘Batıda ejderhalar, ateş saçar, hazineyi korur ve kötülüğü çağrıştırır. Doğuda ise; iyi kalpli, bilge, iyilik ve uğur getirir.’’

Bilinçaltı Mesajların Algılanmasını Etkileyen Faktörler

Şekil-Zemin İlişkisi

Bütün algılamalarda bir şekil ve zemin vardır. Herhangi bir zamanda çevremizdeki uyaranlardan, dikkat ettiğimiz ve gruplandırdığımız uyaranları şekil ve bunun dışında kalanları da zemin olarak algılarız. Görsel alanda şekil bize daha yakındır ve bir nesne izlenimi verir. Bir biçimi vardır. Zemin ise tanımlanması zor bir madde izlenimi taşır. Şekil ve zeminin birbiriyle yer değiştirdiği algılamalarımız vardır. Bir biçimi önce şekil olarak görürken, biraz sonra zemin olarak görebiliriz. Ancak bir biçimi, aynı anda hem şekil hem de zemin olarak göremeyiz. Şekil-zemin algılaması doğuştan gelen bir niteliktir. Bu algılama türünü işitme yönünden de görebiliriz. Bir ses sanatçısı şarkı söylerken, arka plandaki müzik zemini oluşturur.

Hipnoz Teknikleri

Bu çerçeve içindeki resim bakış açısına bağlı değişmektedir. Beyaz zemini algılayanlara göre, resim bir vazo; siyah kısmın zemin olarak algılayanlara göre birbirine bakan iki yüz; cinsel dürtüler bakımından da birbirini öpmeye çalışan iki insandır.

Tamamlama

İnsanlar, görsel evrende algıladıkları uyaranlarda var olan boşlukları tamamlayarak kopuk parçalar yerine, bütün nesneyi algılamaya meyillidirler.

Hipnoz İlkeleri

Yukarıdaki şekiller tam değildir, fakat biz onları tamamlanmış olarak algılarız.

Değişmezlik

Tanıdık bir objeyi ışık koşulları, nesnenin konumu ya da bize uzaklığı ne olursa olsun, kalıcı ve bir şekilde algılamaya, algıda değişmezlik denir.

Hipnoz İlkeleri

Açık kapıyı çizgi halinde olmasına rağmen tam bir kapı gibi algılarız.

Gruplama

Birbirine yakın olan uyaranlar, aynı nesnenin parçalarıymış gibi bir görüntü içinde gruplanır.

Hipnoz İlkesi

Geçmiş Yaşantı

Bilinçaltı mesajlar yönünden geçmiş yaşantılar çok önemlidir. Çünkü bilinçaltı mesajlar, geçmiş yaşantılardan beslenir. Örnek; Kırmızı rengin şiddet eğilimine yol açtığı ve bilinçaltında cinsellik çağrışımı yaptığı düşünülmektedir. Ancak geçmiş yaşantılar içinde kırmızı renk ile ilgili farklı bir algısı olan kişiler için bu farklılıklar gösterebilir. Ayrıca bilinçaltı deneyimlerle ilişkilidir ve bu nedenle geçmişte yaşanılan deneyimlerle benzerlik gösteren subliminal mesajlar etkili olmaktadır.

SUBLİMİNAL BEYİN KONTROLÜ YÖNTEMLERİ

Bilinçaltını etkilemeyi amaçlayan resim, imge, görüntü, ses ve her türlü mesajlara “Subliminal’’ adı verilir. Subliminal mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısının aynı anda fark etmesi çok zordur. Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil; bilinçaltı düzeyinde algılanan söz, resim, görüntü ve biçimlerden oluşur. Özellikle ilk başta reklam sektöründe, bir ürünün satışlarını artırmak için kullanılan bu teknik, sonraki yıllarda kontrolden çıktı ve bu tekniği öğrenen her kişi kendi niyetine göre bunu birçok alanda uygulamaya başladı

(Bilen, 2013, s. 45-46).

Bilinçaltı Hipnoz

 

İnsanoğlu, asırlardır diğer insanları, kendi çıkarları çerçevesinde yönlendirmek için farklı teknikler denemişler ve neredeyse her geçen gün bu tekniklere yenileri eklenmektedir. Bu tekniklerin arka bahçesinde bilimsel çalışmalar yer almakta, bireylerin kültürel, sosyal, fizyolojik gibi özellikleri hedeflenerek, bilinçaltına mesajın hızlı iletimi gerçekleşmektedir. Hedeflenen değişimi bilinçli şekilde değerlendirmeyen bir insanın veyahut bir grubun zihnine başarılı bir şekilde mesaj yerleştirilir ve fikir olarak insanlara yayması da gerçekleşiyorsa bilinçaltını ikna etmeye başlanmıştır. Bilinçaltı ikna, insanın fikirlerinin ve inançlarının yerine yeni bilgileri doğru olarak kabul etmesinin yanında yayılmasını da sağlamaktır. Subliminal mesaj, etki alanını büyütmek gayesi taşıyan devletler veyahut şirketler, topluma ulaşmak yerine, direkt bireye ulaşmayı istemişlerdir. Bunun için de bireylerin bilinçaltına girerek kabul ettirme yoluna gitmek zorunda kalmışlardır. Psikoloji biliminden yardım alınmış ve hipnoz, telkin vb. için subliminal mesaj tekniklerinden fayda sağlanmış ve fayda sağlanmaya da devam edilmektedir.

Jim Hagard subliminal mesajları şöyle tanımlar; “ Gizli mesajlarla bilgi sunma, duyguları tetikleme ve fikirlerin oluşumunu etkileyen teknikler olarak tanımlar’’ (Hagart ak Klimov, 2007, s. 8).

Subliminal mesaj, başka bir nesnenin içinde gömülü halde yer alan mesaj veya işarettir ve normal bir insanının algı seviyesinin altında oluşu ve o anda da fark edilmemesi gayesiyle tasarlanır. Subliminal teknikler propaganda ve reklamcılıkta çok sık kullanılmaktadır.

Örneğin; Dizilerde veya filmlerde karakterlerin kullandığı her nesne subliminal mesaj örneği olabilir. Bu tekniklerin gayeleri, kullanım sıklığı, etkisi gibi konularda etiğe uygunluğu tartışmalıdır. Markaların ve ürünlerin pazarlamasından toplumun algısını, ihtiyacını, ilgisini farklılaştırmaya kadar birçok konuda kullanılmaktadır. Bir kurumu, ürünü veya kişiyi olumsuz olarak göstermek için dahi o şey ile kötü olan bir objenin aynı temada subliminal mesajın kullanılması da söz konusu olabilmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda en bilinçli insanlar bile bu mesajları ilk anda %100 tam olarak çözümleyememektedir. Bu da bireyleri yönlendirme gayeli reklamlara karşı savunmasız duruma sokmaktadır.

‘Subliminal’ kelime olarak “Bilincin Eşik Değerinin Altı’’ şeklinde tarif edilmektedir. Bu eşik, bilinç ve bilinçsizlik arasında yer alan sanal çizgidir. Bu tarifin psikolojinin başlangıcına kadar uzandığı söylenmektedir. Subliminal telkin verme yöntemi, diğer hipnoz çeşitlerinde olduğu gibi bu eşik değerin aşılarak bilinçaltına ulaşılması ve bilinçaltına verilen bu görsel veya işitsel telkinlerin zamanda ‘‘dürtü’’ olarak ortaya çıkmasıdır. Geleneksel hipnozdan farkı; geleneksel hipnozda hipnoz altındaki birey, zihninde görüntüleri kendi kendine oluşturur, canlandırır ve bu görüntü sadece kendi bilinçaltının eseridir, o kişiye özeldir. Oysa subliminal uygulamalarda görüntü veya ses şeklindeki telkin kişinin bilinçaltına dışarıdan enjekte edilir ve aynı görüntü ve telkin, aynı anda çok kişiye enjekte edilebilir. “Subliminal Mesajları” Türkçe ’de “Bilinçaltına Yönelik Telkinler’’ olarak söylenmesi tam karşılığı olacaktır. Çünkü bunlar bireylerin fark etmeden bilinçaltlarına gönderilen saklı (gizli) mesajlardır. Bu mesajlar görüntü, ses veya yazı şeklinde olabilmektedir. Bu yöntem sanat çalışmalarında, müzik alanında, sinema filmlerinde, reklamcılık, siyaset ve birçok alanda kullanılmaktadır. Telkinler, genellikle görsel veya işitsel karakterdedir. Kısaca göze veya kulağa hitap eder, ancak bu telkinler normalde gözle veya kulakla fark edilmeden bilinçaltı tarafından algılanmaktadır. ‘‘Göz görmese de, Zihin görür’’ şeklinde ifade edilir (Kılıç, 2011, s. 29-30).

Bu tekniklerin kullanımının gayesi, süresi, yaptığı etki gibi olguların etik bağlamda münakaşa konusudur.

Hipnoz ve Bilinçaltı

“Göze veya kulağa hitap eder fakat bu telkinler normalde gözle veya kulakla fark edilmeden bilinçaltı tarafından algılanmaktadır. Zihin, İnsanın tüm yaşam boyunca öğrendiklerini algılayıp depolama ve yaşamında bu bilgileri gereken yerlerde kullanma işlevlerinin tümüdür’’ (Efeçınar, 2012, s. 31).

Freud'un bilinçaltı ile ilgili imgelemeyi güçlendiren bir yorumu vardır. Freud bilinci okyanustaki buz dağına benzetir. Suyun altında kalan kısım bilinçaltı, su üzerinde kalan kısım bilinçtir. Bu yoruma göre bilinçaltıyla ilgili araştırma ve sentezlerde bulunmuştur. Bilinçaltının rüyalarla açığa çıkacağını savunmuş ve hastalarıyla bunu örneklendirmiştir. Bilinçaltı: Davranışlarımızın, alışkanlıklarımızın, tesadüflerin tüm nedenleri bilinçaltımızda yatar, bilinçaltımız tam da kelimenin gerçek anlamıyla bilincimizin altında yatar (Freitag ve Zacharias, 2002, s. 25).

“Bireysel bilinç, bilinçaltının uçurumları ile çepeçevre sarılmıştır, ruhsal çalkantılar sonucu, doğamızın bütün parçaları bilinçaltında erir, yıllarca ortaya çıkmaz ancak güçlü bir etki bilincin denge durumunu belli belirsiz biçimde bozar’’ (Jung, 2001, s. 43).

Telkin, bir düşüncedir. Doğruluğu kabul görmüş düşüncedir. Doğru kabul edilmiş düşünce yinelemelerle, ısrarla ve otoriter konumda telkinin kolayca kabul görmesini sağlar. Telkinler bilinçaltı tarafından kabul gördükten sonra inanca dönüşür ve bu inanca dönüşmesi çok basit değildir. Bilinçaltı kendisine sunulan her telkini kolayca kabul etmeyebilir. Daha önceden yeni düşünceyi kabul etmeyen düşünceler sabitleşmişse; yeni düşünceyi kesin bir şekilde kabul etmez veyahut daha önceden verilen telkinleri kabul etmemesi konusunda başka bir telkin almışsa zihin verilen yeni telkini tekrar kabul etmeyecektir. Zihin bilinçli ve bilinçaltı olarak iki kısımdan oluşan zihinde, bilinçaltı düşüncelerin dikilerek inanç ve davranışa evirildiği kısımdır. Bilinçli zihin, davranışlarımızı kontrol etmez, bilinçli zihin sadece irademizin yer bulduğu ve bir kapıcı görevlisi gibi hareket eden ve bilinçaltı zihne alınacak telkinleri inceleyerek bu telkinlerin bir bölümünün geri iadesini temin eden bir kuvveti bulunmaktadır yani bildiğimiz irade gücü bilinçaltı telkinle ekilen düşüncenin doğru veya yanlışlığını asla sorgulamaz, bilinçaltının görevi, ona sunulan telkinlerin doğruluğunu veya yanlışlığını incelemek değildir yanlış bir düşünceyi bile bilinçaltı inanca çevrilebilir. Bilinçaltı öğrendiğinden vazgeçmez inşa edilen inançların tamamı telkinler neticesindedir. Bilinçaltı İmgelem, insanların düş gücünü içinde bulunduran, düşünceler ile duyguların yerindeki işaretlerdir. Duyumların ilk beyinsel ürünü ‘‘ imge’’dir. İmgeler, zihinsel etkinlikle çok hızlı değerlendirilip, simge veya kavram olarak görme merkezi hücrelerine elektromanyetik tanecik olarak kodlanır. “Video izlerken farkında olmadan subliminal mesajdaki cinsel içerikli görüntü de aynı şekildedir. Beyin yepyeni bir nesne ya da olayla karşılaştığı zaman, bunu daha önce karşılaştığı ve bilinçaltında olan bir şeyle açıklama ihtiyacı duyar’’ (Darıcı, 2012, s. 41).

Hipnoz Nedir

Beta Frekansı: Bilinçli zihnimizin yaydığı frekanstır. Bu frekansta zihin 14Hz ve üzerinde yayın yapmaktadır ve uyanıktır. Beta frekansında zihin yargılar, eleştirir, araştırır ve karar verir, yani büyük bir faaliyet içerisindedir. Aynı zamanda ego da görevinin başındadır. Dolayısıyla bilinçaltına giriş kapıları kapalıdır. Bilinçaltı görevini sürdürmektedir ancak var olan kayıtlara göre hareket eder. Bilinçaltına yeni bilgi girişi zihnin Beta frekansında gerçekleşemez. Bunu yapmaya çalıştığımızda ego durumu fark eder ve girişlere engel olur. Çünkü onun görevi iyi ya da kötü, işe yarıyor ya da yaramıyor gibi bir seçim yapmaksızın var olan düzeni korumaktır. Düzenin muhafızı ego değişimin gerçekleşeceğini hissettiği anda duruma el koyar ve değişim konusuyla ilgili durumların tersi bize deneyimletmeye başlar. Bu esnada istenildiği kadar “ben sakinim’’ diye olumlama yapılırsa yapılsın, daha çok öfkelenilecek durumlarla karşılaşılabilinir. Bu nedenle direnç almamak adına zihnin Beta frekansında canlandırma ve olumlama çalışmaları yapılmamalıdır.

Alfa Frekansı: Bu frekans bilinçli zihinden bilinçaltına geçiş kapısıdır. 7-14Hz arasında yayın yapmaktadır. Uyku ile uyanıklık arasındaki bilinç halidir. Bu esnada ego görevinden uzaklaşmış dinlenmeye çekilmiştir. Bilinçaltı yeni bilgileri içeren yazılımlara açılmıştır. Bu esnada bilinçaltına ne verirseniz kaydeder ve sinaptik bir örgü kurmaya başlar. Eşsiz bilinçaltımız aldığımız her nefeste varlığını, çalışmalarını sürdürür. Uyumaz, dinlenmez çünkü gereksinimi yoktur.

Teta Frekansı: Bu frekans bilinçaltının yaydığı frekanstır. 4-7Hzlik bir yayın yapmaktadır. Bu alan da genellikle uykuda geçilir ve kişi etrafında ne olduğunun farkında değildir. Ancak trans vasıtasıyla kişinin zihni bu alana indirildiğinde bedenini kıpırdatmasa bile çevresinde neler olup bittiğinin farkındadır, her şeyi duyar. Bu nedenle Teta frekansına transla inildiğinde fayda sağlanır. Trans vasıtasıyla inilen Teta seviyesinde bilinçaltı tüm kayıtları derinlemesine kaydeder. Çok daha güçlü sinaptik bağların yani inanç sistemlerinin oluşmasını sağlar. Ayrıca yine trans vasıtasıyla Teta seviyesine inildiğinde şifa enerjisi ortaya çıkar ve bu enerji verilen telkinler ve yapılan canlandırmalar vasıtasıyla kişiyi şifalandırır.

Delta Frekansı: Bu frekans bilincin tamamen uzaklaştığı, astral bedenin fiziksel bedenin yaklaşık 20 cm kadar yukarısına çıktığı alandır. 0,5-4Hzlik yayın yapmaktadır. Bu döneme meditasyon üstatları veya zikir çalışması yapan kişiler bilinçlerini kaybetmeden girerler. Bu uzun çalışmalar sonrasında herkesin gerçekleştirebileceği bir durumdur. Normal koşulda bu seviyede ölü gibiyizdir, bu durumu derin uykumuzda yaşarız. Astral beden, bedenden çıktığı için bu alanda görülen rüyalar olur. Zihinde farklı programlar aktive olmaya başlar ve telepati, telekinezi gibi yetenekleri gelişir (Efeçınar, 2012, s.141-144).

Hipnoz

Bilinç dışı, Sigmund Freud’un Psikanaliz kuramında geliştirilmiş bir kavramdır. Buna göre; Görülen bilinç durumlarının gerisinde çok daha derinde ve görünmez bir bölgede işleyen başka bir yapı daha söz konusudur. Bu bölgenin adı bilinç dışıdır ve bilinç durumunu etkileyen asıl şey bu yapıdır. Freud'un bilinçaltı ile ilgili imgelemeyi güçlendiren bir yorumu vardır. Freud bilinci okyanustaki buz dağına benzetir. Suyun altında kalan kısım bilinçaltı, su üzerinde kalan kısım bilinçtir. Bu daha derinde ve görünmez bir bölgede işleyen başka bir yapı daha söz konusudur. Bu bölgenin adı bilinç dışıdır ve bilinç durumunu etkileyen asıl şey bu yapıdır. Bilinçaltının rüyalarla açığa çıkacağını savunmuş ve hastalarıyla bunu örneklendirmiştir.

Bilinçaltı: “Davranışlarımızın, alışkanlıklarımızın, tesadüflerin tüm nedenleri bilinçaltımız da yatar ’’(Freitag ve Zacharias, 2002, s.25).

Bilinçaltı kavramı, eşik altı ve subliminal kelimeleriyle aynı anlamda kullanılmaktadır.

Subliminal reklamcılıkla ilgili beyanlarda bilinçaltı ve bilinçdışı karıştırılmakta veya kavramlar birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Oysa bilinçdışı kavramı, bilinçaltı kavramından farklıdır. Bilinçaltı ile bilinçdışı arasındaki en temel farklardan biri bilinçaltındaki bilgilerin kolayca geri çağrılabilmesi ancak bilinçdışındakilerin geri çağrılması için zaman ve çaba gerekmesidir (Bişkin, 2014, s. 73-74). Bilinçaltı , Psikolojide kişinin iç dünyasının bilinçdışı olarak adlandırılan süreçleri arasında var olduğu kabul edilen bölgedir. Bu bölge, bir yandan, kişinin hayvansı doğasından devraldığı ama toplumsal evrim süreci içinde uygarlığa geçişle birlikte denetim altına soktuğu birtakım “kaynak”; öte yandan, unutulmuş uyarıların, algıların ve toplumda geçerli genel değer yargılarına ters düştüğü için kişinin açığa vurmayı göze alamayıp bastırdığı, bilincinin dışına attığı arzu ve anıların biriktiği bir “depo” işlevi görür.

Bilinçaltında yatan bu güdüler, arzular, anılar, düşünceler, çoğu zaman bilince çıkmazlar, çıkarmazlar. Çünkü algılanmışlarsa da uyarı-algı-bilinç süreci içinde “gereksiz ayrıntı” sayılarak unutulmuşlar ve belleğin bir köşesine atılmışlardır; bu anlamda bellekte unutulmuş uyarıların, algıların bulunduğu bölüm ile bilinçaltı çakışır. Ancak çok güçlü bir uyan üzerine bellekten/ bilinçaltından çıkıp apansız akla gelirler ya da kişi, bu güdüleri, arzulan, anıları, düşünceleri benimsediği, dışa vurmak üzere büyük bir istek duyduğu halde çevresiyle ters düşeceği kaygısı içinde sansür eder, bastırır, eş deyişle bilinçaltına atar. Bastırmayı gerçekleştirmek için harcanan ruhsal enerji ağır basmıştır. Ama bilinçaltının derinliklerinde yatanlar onlara kişinin duyduğu istek ölçüsünde bilince çıkmakta direnirler ve çoğu zaman bilinç eşiğini aşamasalar da eş deyişle bilinçli bir eylem, davranış biçimi olarak boy gösteremeseler de rüyalarda, dil sürçmelerinde, nevrozlarda kendilerini gösterirler. Bilinçaltının incelenmesi demek olan ruh çözümlemesinde (psikanaliz) rüyalara, dile, anlatıma verilen özel önem bundan ötürüdür. Kimi düşünceci filozoflar, bilinçaltını “bilinmesi olanaksız” olarak nitelerler.

Bilinçaltı, bilinç eşiğinin altında olarak tanımlanabilir. Bilinçaltı hafızayı, bilgileri, erdemleri, gerçek arzu ve istekleri de içine alır. Bilinçaltı bilgiyi bir bütün olarak işler. Bilinçli zihnimizin aksine doğru-yanlış olarak değerlendirip, analiz etmez. Sizinle tartışmaz. Her şeyi doğru kabul eder. Bilinçaltı öğrenilmiş davranışın tekrar edilmesiyle uğraşır. Eğer subliminal yöntemlerle tutku yaratmak veya mevcut duyguyu değiştirmek ya da daha da güçlendirmek istiyorsak bilinçaltına girmek gerekir. Bunun için sadece göz değil, beş duyu organının tamamı kullanılmaya çalışılır. Bu işi yaparken de en büyük yardımcısı halk arasında göz çukuru olarak bilinen ‘‘fovea’’dır. Bu çukurun görevi net görüntüyü sağlamaktır. Keskinleştirmektir. Gözün küçük nesneleri ve ayrıntıları yakalayan noktası burasıdır. Siz baktığınız bir görüntünün içindeki yazı veya imgeyi görmeseniz de fovea bunu yakalar. İşte bu çukur tıpkı video kamera gibi bütün kaydettiği görüntüleri alır ve bilinçaltına aktarır. Bilinçaltı bunları yeri geldiğinde kullanılmak üzere depolar (Darıcı ,2013, s. 99-102).

Bilinçaltı Nedir

Murphy (1963, s. 45) The Power of Your Subconcious Mind (Bilinçaltı Zihninizin Gücü) kitabında belirttiği üzere; “Hafıza deponuzdan görüntüleri, olayları, isimleri ortaya çıkartır, size rehberlik eder ve ilham verir. Bilinçaltınız kalp atışınızı başlatır, kan dolaşımınızı kontrol eder, sindirim sisteminizi düzenler, özümseme ve bertaraf etme işlevlerini sağlar. Bilinçaltı zihniniz tüm önemli süreçleri ve vücudunuzun işlevlerini kontrol eder’’.

Bilinçaltı Telkin Verme Uygulamalarının Tarihçesi

1863 yılında Suslowa isimli bir araştırmacı, insan vücudu üstünde elektriksel uyaranlarla yapmış olduğu deneylerde, bireylere farklı şiddet düzeylerinde subliminal elektrik uyaranları vermiş ve neticede beyindeki eylemleri incelemiştir. Çalışmaların neticesinde, Bilinç ve bilinçaltı arasında bir eşik değer olduğunu saptamıştır. Bulunan bu eşik değerinin insandan insana hafif değişiklikler göstermekle beraber, birçok insanda benzer değerlerde olduğu ifade edilmiştir. Düzenli radyo yayınlarının başlamadığı 1920li yıllarda BBC; ilk radyo yayınına başladığında, halk ‘‘şeytanın sesi’’ olduğunu kabul ediyordu. BBC; bu görüşü değiştirmek için harekete geçmeye karar verdi.

Sonuçta, toplumu etkilemek ve bu olumsuz düşünce sistemini temelden değiştirmek için bilinçaltına yönelik nasıl bir mesaj kullanabileceğini araştırdı. Bunun için bulunan teknikte, duyulan normal radyo seslerinin geri planında gerçek amaca yönelik telkinler kullanıldı. Bu telkinleri oluşturan kelimeler, önceki seslere sanki incecik bağlarla bağlanmış gibi zayıftı, fakat fısıltı şeklinde de olsa net işitilebiliyordu. Daha sonra 2.Dünya Savaşında; pilotların ve ateş etmekle görevli kişilerin, havada uzak mesafeden gelen uçakların dost uçak mı düşman uçak mı olduğunun ayırt edilmesinde zorluklar olduğu ve bu nedenle birçok dost uçağın da vurulduğu belirlendi.

Tachistoscope

Bu problemin ortadan kaldırılabilmesi için hava kuvvetlerine ait Psikologlar ‘Tachistoscope’ adı verilen cihazdan faydalanarak pilotları eğitime aldılar. Görme ekranında belli zaman aralıklarında, belli sayıda sözcük veya görüntü şimşek çakar tarzda ortaya çıkıyordu. Bu alet bir projeksiyonda resim görüntülenmesine benzer bir teknikle çalışıyor ve verilen görüntülerle, görüntüleri tanıma hızını artırıcı özelliğe sahipti. (Bkz. Resim 9.1.)

1957 yılı bilinçaltına yönelik telkin verilerek yapılan pazarlamaların miladı olarak kabul edilir. O yıl Amerikalı gazeteci olan Vance Parkard’ın yayınlanmış olan kitabında “motivasyon artırıcı Pazarlama Teknikleri’’ anlatılmış ve bunlar içerisinde “Subliminal Taktikler’’ de konu edilmiştir. Her ne kadar Parkard burada ‘’Subliminal Pazarlama’’ ifadesini kullanmışsa da tüketicilerin savaş sonrası ruhsal durumlarına yönelen ve tüketime yönelik motivasyonlarını artırıcı taktikleri ortaya koymuştur. Aynı yıllarda, ABD’li pazarlamacı ve tüketici motivasyonlarının artırılması üzerine çalışmalar yapan James Vicard’ın ortaya koyduğu bir araştırmada Tachistoscope cihazı kullanılarak, aynı sinemaya gelen seyirciler üzerinde ve aynı filmde, filmin kareleri arasında gözün algılayamayacağı şekilde, filmin kareleri arasında gözün algılayamayacağı şekilde, “Kola İçiniz’’ ve bir diğerinde film kareleri arasına ’’Patlamış Mısır Ye!’’ yazıları yerleştirilmiştir. 6 Hafta süresince Kim Novak’ın ‘‘Picnic’’ filmi oynatılarak bu uygulama devam etmiştir. Daha sonra film normal halde seyredenlere göre subliminal reklamın uyguladığı sinema seyircilerinde mısır satışlarında %57.8 artış oldu ve kola satışlarında %18.1 bir artış olduğu saptanmıştır (Resim 9.2.). Subliminal Telkin Verme Yöntemi, tedavide kullanılabildiği gibi kötü amaçlarla da kullanılabileceği saptanmıştır (Kılıç, 2011, s. 31-35).

Bilinçaltı

Subliminal Mesaj Deneyleri

Göz için gerekli birkaç çizgi alındıktan sonra kalanı beyin uyaranın verdiği malzemeyle yetinmez. Buna bilinçaltındayken birçok şey katar ve yorumlar. İnsan beyni hayallerini, düşlerini, değişik renklerle, biçim ve çizgilerle, değişik imgelerle sembolik olarak görselleştirebilir. İmgelemin gücü, içsel güdüler ve ortak paydalarla düşsel durumlar yaratabilir. İmgelemin bedendeki nörohormon düzeyleri üstünde doğrudan bir etkisi vardır. Kişide imgeleme yoluyla endişe, depresyon, haz ve sevinç duyguları yaratabilir. İmgeleme insanda farkında olmadan hayal dünyasını harekete geçirir. FMRI cihazıyla yapılan deneylerde, deneklere önce gerçek görüntüler gösterilmiş, bu sırada beynin hangi bölümlerinin harekete geçtiği tespit edilmiştir. Daha sonra aynı görüntüleri hayal etmeleri istendiğinde, hayal etme sırasında da beynin aynı bölgelerinin aktifleştiği görülmüştür. Beyin için gerçek ve hayal arasında çok ince bir çizgi vardır ve çoğu birbirinden ayırt edemez. Hayallerle birlikte beş duyu çalışmaya başlar. Böylece içinde yer aldığı video, marka ya da film bu sayede ayrı konumlandırılır ve unutulmaz. İşte subliminal imgelemede de beyniniz siz bilinçli olarak farkında olmadan hayal kurar. Zihinde canlandırma ve imgeleme subliminal mesajlarda beynin çalışma tarzına ve biçimine uygun olarak yapılmaktadır. Beyin ‘‘ansal kurgu’’ sırasında hareketli görüntüyü, görme zamanının özellikle kısa tutulmasından dolayı verilen subliminal mesajı aynen alır. Beyin o an ilişki kuramadığı (genellikle cinsellik ve korku ögeleri) görüntüyü anlamlandırmak ve yorumlamak üzere değerlendirmeye alır. Bu değerlendirme kıyaslamak, karşılaştırmak, anlamlandırmak için geçmiş enformasyona başvurularak yapıldığından bilinçaltına ilgili görüntü bu vesileyle giriş yapar. Görüntü bütün olarak beyne girdiğinden mesaj ve görüntü içeriği birlikte kaydolur ve birlikte hatırlanır. Amaç gerçekleşmiş bilinçaltına girilmiştir (Darıcı, 2012, s. 29-33).

Subliminal Mesaj Yöntemleri

Bu konuda araştırma yapan Londra Üniversitesi'nden bir ekip beyni önce subliminal mesajlara tabi tuttular ve daha sonra beyni MRI yöntemi ile taradıklarında birçok subliminal imajı otomatik olarak kaydettiğini gördüler. Yedi kişi üzerinde uygulanan bu deneyler neticesinde Londra Üniversitesi Kognitif Nörobilim Enstitüsü öğretim üyesi olan Dr. Bahador Bahrami, kişi gördüğünün farkında olmasa bile gördüğü ya da duyduğu şeyleri kaydediyor açıklamasını yapmaktadır. Ekibin araştırmasına göre kişi izlediği ya da dinlediğinin farkında olmasa bile subliminal mesajları ‘‘Birincil Görme Korteksi’’ adı verilen bölümle beyin kayıt altına alıyor. Bu araştırma gösteriyor ki subliminal mesaj dediğimiz şey aslında bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Beyin kendisine bilinçli yani komutlu olarak gösterilen ve işitilen hemen her şeyi kaydeder. Bunların yanı sıra beyin kontrolsüz olarak da birçok şeyi kabul etmekte, hemen hemen gördüğü ya da duyduğu her şeyi bilinçaltına yazar ve ihtiyaç halinde kullanılması için derhal çağırılır (Berkan, 2012, s. 147-148).

Kaynakça

http://www.tarihkomplo.com/2016/02ejderha lar-gercekten-yasadm-ejderha.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilin%C3%A7_d%C4%B1%C5%9F%C4%B1

http://www.pusulaegitim.org/tr-TR/Blog/bilincalti/bilinc-bilincalti-ve-bilinc- ustu-nedir--966/

https://ogrenci.sertifikapress.com/mod/flv/view.php?id=3819

https://ogrenci.sertifikapres s.com/mod/flv/view.php?id=4099

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Published by: osman in Kultur

Leave a Reply

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…