16 Ekim 2016 - No Comments!

Cumhuriyet Dönemi İlk Ressam Grupları

cumhuriyet-donemi-ressam-gryplari

Cumhuriyet öncesi hor görülen sanat, cumhuriyetin ilanı ile birlikte ileri düzeyde çözüm arayışına girer. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğüne ressam Namık İsmail getirilir. 1933 yılında yazdığı bir raporda, sanat ve kültürün ulusal bir nitelik içinde evrensel boyutlara ulaşması gerektiğini anlatır. Bu rapora göre sanatçılara iş bulunmalı, devletin sanat işlerini yabancılara değil, Türk sanatçılara yaptırılmalıdır. Türk devrimlerini topluma yayılması için kentte yapılan sanat çalışmalarını ve eserlerini yurdun her köşesine götürerek resim ve heykel zevki topluma aşılanmalıdır. Resmi bina ve gemilere sanat eserleri konma zorunluluğu getirilmelidir. Milli Mücadele dönemini anlatan tabloların röprodüksiyonlarını okullara, askeri kışlalara, köylere dağıtmak üzere ressamlara yaptırılmalıdır. Sanatçılarda sosyal güvenlik haklarına kavuşturulmalıdır.

Tüm bu gelişmeler ışığında Türk resmi, minyatür tekniğinin iki boyutluluğundan kurtulup Batı tekniği ve dünya görüşüne yavaş yavaş alışmış ve Avrupa’ya daha çok yaklaşarak modernist anlayışa ayak uydurmaya başlamıştır. Bütün bu aşamalar üç, dört neslin çevresinde var olmuş, Türk resmi kısa sürede tecrübeler edinmiştir. Bu dönemde Cumhuriyet öncesi yapılan Galatasaray Sergileri düzenlenmeye devam edilir. Sergilenen resimlerde Batı’dan aldıkları resim eğitimi ile yurda dönen ressamlarda, batı resim teknikleri yanı sıra geleneksel Türk renk ve biçim duyarlılığını devam ettirme isteği devam ettiği görülür. Galatasaray sergilerini organize eden Sanayi-i Nefise (Güzel Sanatlar Birliği)’dir.

Bu gelişmeler ışığında cumhuriyet dönemi ilk ressam grupları anlatılmıştır.

Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği

mustakil-ressamlar-heykeltraslar-birligi

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden sonra kurulmuş olan ikinci sanatçı birliğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ise ilk sanatçı birliğidir. Cumhuriyet’in birinci yıldönümünde, 1924 Ekiminde Maarif Vekâleti’nin düzenlediği bir yarışma sonucu kazanan beş öğrenciyi resim öğrenimlerini, Fransa’nın başkenti Paris’e gönderilirler. Refik Fazıl (Epikman), Cevat Hamit (Dereli), Mahmut Fehmi (Cüda), Muhittin Sebati, Şeref Kamil (Akdik). Devletin imkânları ile gönderilen sanatçıların yanı sıra bireysel imkânlarla Almanya’ya giden Ali Avni (Çelebi), Ratip Aşir (Acudoğu) (Avrupa’ya öğrenime gönderilen ilk heykel sanatçısıdır.) Türk Ocağı bursu ile Ahmet Zeki (Kocamemi) Almanya’nın başkenti Münih’e resim eğitimi almak için giderler. Daha sonra Hale Asaf ve Fahri Arkunlar da devlet hesabına Paris’e giderler. Nurullah Cemal (Berk) ise,1924’te de bireysel olanaklarıyla Paris’e gider.

Cumhuriyetin ilk burslu öğrencileri olarak Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayıp 1928’de yurda dönen Refik Epikman, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cüda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi ve Zeki Kocamemi gibi ressamlar ile Muhittin Sebati, Ratip Açir Acudoğlu gibi heykeltıraşların 15 Nisan 1929’da kurduğu “Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği” Türk resminin kurumlaşma aşamasını tamamlarlar. Çağdaş anlamda Türk resim sanatına ilk grup anlayışını getiren “Müstakiller”, aynı anlayışta birleşen, bu anlayışın etrafında bir üslupta etkinlik gösteren bir hareketi başlatmışlar ve Türk resminde çağdaş oluşumları ortaya çıkarmışlardır.

Yurda döndükten sonra birlik üyeleri 15 Nisan 1929’da Ankara Etnografya Müzesi’nde bir sergi düzenler. Sergiye katılan sanatçıların yapıtlarındaki farklılıklar, bu dönemde çok ilgi çekmiş aynı zamanda da tepkilere neden olur. Çünkü alışılagelmiş resimlerden farklı eserler meydana getirir ve sergilerler. Türkiye ekonomisi savaştan kalan tahribatı üzerinden hala atamaz. 1929’da dünyadaki ekonomik kriz Türkiye’yi de etkiler. Dolayısıyla bu yıllarda ülkede tam bir sanat ortamı yoktur. Sanatçılar eserlerini sergileyecek salon bulunmadığı için eserlerini satamaz ve bu yüzden ekonomik sıkıntı içindedirler. Müstakiller, Türk resim sanatının gelişimine katkıda bulunabilecek işlerde çalıştırılmalarının gerekliliğini devlet kademesinde başvurmalarına karşın, devlet bu konunun muhatabı olarak Güzel Sanatlar Akademisi’ni gösterir.

Batı sanatının hiçbir akımın ve hiçbir sanatçının doğrudan taklidi olmayan, fakat yepyeni ve atılımcı özgün resim dilini yakalamayı da başarırlar. Birliğin sanatçıları dönemin bütün etkinliklerine katılmışlar, yarışmalı sergilerde ödül almışlar, düzenlenen “Yurt Gezileri”’ne katılmışlar, Anadolu’da birçok ilde gerçekleştirdikleri sergiler, açılış konuşmaları, konferanslar ve halk sohbetleri ile kültürel bir düzeye ulaşırlar. Müstakiller Türk resim sanatına, desen gücüne dayanan, mekân ve hacim aktarımlarını kübizm kaynaklı eserlerinde çok değişik ve çeşitli konulara yer vererek Türk resim sanatına konuda çoğulcu bir anlayış kazandırırlar.

Türk Resim Sanatı tarihi içinde büyük bir etkinlik gösteren Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, 1942 yılında sanatçılar arasında birlik sağlamak amacıyla “Türk Ressamlar ve Heykeltıraşlar Cemiyeti” adı altında birleşirler. Birliğin üyeleri farklı okul ve atölyelerde eğitim aldıklarından dolayı, belli bir akımın savunucusu konumunda değildiler. Birlik üyelerini bir arada olmaya zorlayan nedeni ise birlik olarak daha güçlü olacaklarına inanmalarıdır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği sanatçıları tek bir bakış açısı çevresinde birleşmiş değildirler. Üyelerinin her biri birbirinden farklı sanatsal anlayışa sahip ve resimlerine bakıldığında her birinin farklı bir üslupla çalıştıkları dikkati çeker. “Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nde eğilimler çeşitli, çoğu zamanda birbirine aykırı bulunuyordu.

Sezer Tansuğ’a göre, 1914 kuşağının Galatasaray sergilerinde gösterdikleri resim sanatındaki tekelci yaklaşımları karşısında yurt dışında resim eğitimi gören bir grup ressamın 1928’e kadar peyderpey yurda dönmesi ile Türk resmine başka bir oluşum getirmiştir. Avrupa’dan dönen bu genç sanatçılar, o dönem henüz etkisini yitirmemiş olan fovizm, kübizm ve dışavurumculuk akımlarını yurdumuza getirirler. Böylelikle resim sergilerinde birden bire birçok akımın bir arada görüldüğü dikkati çekmektedir.

“d” Grubu

d-grubu-ressam-gruplari

Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ile heykeltıraş ve ressam Zühtü Müridoğlu, Müstakil Ressamlar Birliğinden sonra 15 Eylül 1933’de Zeki Faik İzer’in, İstanbul Cihangir semtindeki Kumrulu Yokuşu, 20 no’lu Yavuz Apartmanı’nda bir araya gelirler. Bu tarihte, bir araya gelerek kendi birliklerini kuran bu grup; kendilerine “d Grubu” ismini verirler. d grubunun anlamı, Türk resim sanatı tarihinde kurulan dördüncü birlik olmasıdır. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Sanayi Nefise (Güzel Sanatlar) Birliği ve Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’nden sonra kurulan dördüncü birlik ve alfabenin dördüncü harfi olması nedeni ile kendilerine bu ismi verirler.

Müstakiller, Türkiye’de Cumhuriyetin ardından hızla gelişen resim sanatını ve çağdaş akımları topluma tanıtıp yaygınlaşmasını sağlıyorlardı. Ancak bu durum plastik sanatları yabancı olan toplum tarafından kolay benimsenemez. Bir önceki kuşağın oluşturduğu bu hızlı değişime ayak uydurmaya çabalarına destek verecek olan d grubu bu dönemde kurulur. Kübizmin biçimsel ve teknik olarak algılanması bile o dönem resim sanatında büyük bir yenilik ve şaşırtıcı değişim olmuştur. Dönemin basınında kübik sözcüğü çok sık ifade edilmesi ile halk tarafından resim sanatındaki kübizm anlayışına yakınlaşması ve tanınması sağlanmış olur.

d grubu ressamları, Müstakillerin hareketine göre daha entelektüel, daha seçicidirler. d grubu, devletin halkın üst seviyeye çıkması, geniş kitlelere çağdaş sanatı beğendirmesi amaçlı uyguladığı politikasınıdestekler. Daha sonra gruba Turgut Zaim ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun katılmasıyla yerel motif ve temalar ile kübist denilebilecek eğilimlerle Anadolu’nun köylüklerinde geometrik nakış soyutlaması arasında belli bir bağ kurmaya çalıştıkları dikkati çeker. Buna rağmen grubun sanatçıları kente ilişkin resimsel sorunları çözümlemekte yeterli olamaz. d grubuna göre sanatın iki yönü vardır; Biri fikir entelektüel yönü, diğeri kabaca zanaat diyebileceğimiz işçilik yönü. d grubu Klasisizmi benimsemekle birlikte, körü körüne tabiat taklitçiliğini kabul etmiyordu. d Grubu’nun sanatsal yönden temel çıkış noktası, empresyonist eğilimleri reddetmek, kompozisyonu kübist akımlardan esinlenen sağlam bir desen ve inşa temeline oturtmaktır. Çıkış noktalarının temelinde kent kültürü etkilidir.

d Grubu başlattığı yeni anlayışları geliştirirken, Türk resmine yeni bir entelektüel yaklaşım getirmek, ustalıkla tekniği düşünce ve fikirle birleştirmek istemişler ve akademizme, körü körüne doğa kopyacılığına karşıdırlar. Cemal Tollu, Nurullah Berk, Cevat Dereli, Ali Avni Çelebi, Muhittin Sebati, Hale Asaf ve Zeki Faik İzer gibi önemli ressamlardan oluşan d Grubu, Batı’daki kübizm, fovizm ve dışavurumculuk vb. çağdaş akımları gündeme getirirler. Bu grup İstanbul’da 1933 ile 1947 yılları arasında her yıl olmak üzere on beş adet sergi açar. Ayrıca bir şapka mağazasında kurucu üyelerin tümünün yapıtları ile açılan ilk sergi, Türkiye’de parasız gezilen ilk sergi olma özelliğini de taşır.

Zamanla gruba yeni sanatçıların katılmasıyla dördüncü sergi, Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Turgut Zaim ile birlikte sekiz kişi olarak açılır. Yedinci sergiye Halil Dikmen, Eşref Üren, Eren Eyüboğlu, Arif Kaptan Ve Salih Urallı’nın katılmasıyla grup on iki kişiye, dokuzuncu sergide Hakkı Anlı, Sabri Berkel ve Fahrünnisa Zeid, heykeltıraş Nusret Suman da katılarak sayı gittikçe artar. Onuncu sergide birkaç sanatçı eksilerek grup sayısı onun altına düşmeden on beşinci sergide Zeki Kocamemi’nin katılımıyla son sergisini düzenler ve bundan sonra grup dağılır.

Yeniler Grubu

ressam-gruplari-yeniler

İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi müdürü Namık İsmail 1935 yılında öldükten sonra yerine Mareşal Fevzi Çakmak’ın damadı sanat tarihçisi Burhan Toprak getirilir. Akademi Müdürü Burhan Toprak d Grubu sanatçılarını destekleyen bir tutum izlemekle birlikte, akademiye yabancı hocaları alır. Gravürleriyle ünlü Fransız ressam Fransız Leopold Lévy resim bölümüne getirilir. Leopold Lévy’nin öğrencileri Ocak 1940’da Akademinin salonunda açtıkları sergi ile “Yeniler Grubu” adı altında birleşirler.

Yeniler Grubu, d Grubu’nun aşırı Avrupa sanatı taraftarlığına ve biçimciliğine karşı, toplumsal içeriğin önemini vurgulayarak, sanat ve resim, toplumun sorunlarına yönelik, gerçek yaşamı anlatmalı görüşünü savunur. Yeniler Grubu’nu kuran ressamların çoğu, 1937-1948 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalık yapan Fransız ressam Leopold Levy’in öğrencisidir. Bu grubun sanatçıları Nuri İyem, Abidin Dino, Haşmet Akal, Turgut Atalay, Mümtaz Yener, Avni Abraş, Selim Turan, Nejat Melih Devrim, Agop Arad, Fethi Karkaş, Ferruh Başağa, heykeltraş Faruk Morel, afişçi Yusuf Karatay, Kemal Sönmezler ve fotoğraf sanatçısı İlhan Arakon’dur. İlk sergilerini 1941 yılında Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu’ndaki lokalinde açan Yeniler Grubu’nun ele aldıkları “Liman” konulu resimler, modern resmin estetiğinden uzak, gerçekçi bir anlayışı yansıtmıştır. Yeniler, Leopold Levy, sosyolog Hilmi Ziya Ülken, psikolog Mustafa Şekip Tunç, yazar Ahmet Hamdi Tanpınar ve gazeteci Fikret Adil tarafından desteklenmiştir. Grup, 1955 yılına kadar İstanbul’da on sergi açarak, görüşlerini yansıtmışlar, fakat başlangıçtaki ilgilinin yoğunluğunu koruyamamışlar ve 1955 yılında dağılmışlardır.

Yurt Gezileri Ressamları

yurt-gezileri-ressam-grubu

Erken dönem Cumhuriyet politikası, genelde kırsal kesimin kalkınması üzerine yöneliktir. 1932 yılında Halkevlerinin açılması, 1940 yılında Köy Enstitüleri’nin kurulması ve 1938-1943 yılları arasında düzenlenen Yurt Gezileri bu konuda yapılan çalışmalardır. Yurt Gezileri, köylüyü kentteki “Halkevi”ne çekme girişimi sonuç vermeyince, köylere gitme fikrinden ortaya çıkar. Milli sanat tartışmalarının devletin halka doğru hareketinin bir uzantısıdır Yurt Gezileri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra gerçekleştirilen devrimler sonucunda, devletin sanat politikası, devlet desteğine ihtiyaç duyan sanatçıya sahip çıkmaktır. Bu sanatçılar halkın sorunlarını anlatacak eserler üretir. Devletin kültür politikası bu yönde belirlenmiştir. Bu kültür politikası belirlenirken, topluma yönelik ve toplumun sorunlarını ön plana çıkaran bir anlayışla sanata destek olacaktır. 1933-1937 yılları arasında düzenlenen İnkılâp Sergileri sonrasında dönemin hükümeti tarafından "Yurt Gezileri" projesi fikri ortaya çıkar. Halka resim, heykel gibi plastik sanatları tanıtmak, sevdirmek ve öğretmek amacı ile tek partili dönemde ressamları yurdun dört bir yanına gönderme kararı almıştır. Her yıl 10 ressam, çeşitli illere dağılacak ve bu illerde halkın arasında dolaşarak resimler yapacaktır.
Geçmişte yapılan sadece İstanbul’un çeşitli manzaraları yerine, millî mücadele kahramanlarının resimleri, Anadolu’nun dağıyla, yoluyla, köylüsüyle, her yönüyle tasvir ediliyor ve bu resimlerle o güne kadar olan boşluk dolduruluyordu. Nafi Atıf Kansu tarafından düzenlenen yurt gezisi programları ile sanatçı ilk defa olarak ısmarlama bir işle görevlendirilir. Sanatçılardan bu işin millî vazife olarak görmeleri istenir.

Yurt Gezilerinde, sanatın kendi potansiyelini yaratmak üzere yurt dışına açılımı bir tarafa bırakıp, halka yabancılaşmayı da önlemek amacıyla sanat politikasında kendi kültürüne dönmeyi hedeflenmiştir. Dönemin sanatçıları bu gezi ve sergilere katılarak doğayı, sosyal yaşamı, olayları çalışmalarına almışlar ve Anadolu’nun köy ve kasaba gerçeğini tanıyarak sanat ve yaşam görüşlerini renklendiren hatta değiştiren bir etki içine girmişlerdir. Çok Partili hayata geçerken hızını azaltan yurt gezileri 1943’de, 6. Yurt gezisi tamamlanarak yurt gezileri sonlandırılır.

Leave your vote

-1 points
Upvote Downvote

Total votes: 1

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 1

Downvotes percentage: 100.000000%

Published by: abdullah in Sanat

Leave a Reply

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…