8 Eylül 2016 - No Comments!

Cumhuriyet Öncesi Türk Heykel Sanatı

Türk Sanatıosmanlı-cesme

Türk sanatının kökleri, Orta Asya kavimlerine kadar dayanmaktadır. Türkler, tarih boyunca Hunlar’dan Osmanlılar’a kadar pek çok devlet kurmuşlar ve varlıklarını sürdürmüşlerdir. Hunlar’dan sonra yerlerineGöktürkler geçmiş, onlardan sonra da Uygurlar, Kırgızlar ve Karluklar tarihteki yerlerini almışlardır.

Bu dönemlere ait araştırmalar, Türk sanatının erken örneklerini yansıtmaları bakımından önemlidirler. Mezarlar, kurganlar, kabartmalar, el sanatları ve heykeller, eski Türkler’in sanat anlayışlarını yansıtırlar. Göçebe yaşam tarzı,değişen siyasi, sosyal ve ekonomik yapı, sanatı da etkilemiştir.

Günümüzdeki anlamında da olmasa da, Türkler’in tarih içerisinde, İslamiyet’in kabulünden önce ve sonra çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve kabartmaların var oluşundan söz etmek mümkündür. Türk sanatına yönelik yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda elde edilen veriler, böyle bir durumun varlığını ispatlar.

 

Orta Asya Türk Devletlerindeki İncelemeler

Kultigin_yazıtı

Kültigin Yazıtı

Orta Asya’da araştırmalarda, incelemelerde bulunan Sovyet ve Batılı bilim adamlarının ortaya çıkardıkları buluntular, Türk sanatında plastik niteliğe sahip olan ilk resim ve heykel örneklerini göstermektedir.

Özellikle Hun İmparatorluğu’nun içinde bulunan birçok kültür, kendi içlerinde gelişim göstererek orijinal bir Orta Asya sanatını meydana getirmişlerdir.

Orta Asya’da yapılan bu araştırmaların yapıldığı yerler Hun kurganlarının bulunduğu alanlardır. Geniş bir sahaya yayılmış olan bu kurganların en önemlileri Noin-Ula ve Pazırık Kurganları’dır. Noin-Ula Kurganı, M.Ö. 1.yüzyılın başına ait olup, 1924-1925 yıllarında Sovyet araştırmacı P. Kozloff ve arkadaşları tarafından bulunmuştur. Burada bulunan eşyalar, bölgede görülmeyen kültür varlığına işaret ederler. Çeşitli at koşum takımları, insan başlıkları, vazolar, kaplar üzerinde çeşitli tasvirler bulunan kumaş ve kilim parçaları gibi malzemeler çıkarılmıştır.

Pazırık Kurganı, 1924’te bulunmuş, 1929’da Sovyet bilim adamları Griaznov ve Rudenko tarafından incelenmiştir. Çalışmalara İkinci Dünya Savaşı nedeniyle ara verilmişse de 1947 1948 yıllarında araştırmalara Rudenko yönetiminde yeniden başlanmıştır.

Noin-Ula ve Pazırık Kurganları’nda ele geçen malzemeler üzerinde görülen resimler, kabartmalar ve küçük heykelcikler, Türk plastik sanatlarına ilişkin ilk örneklerdendir. Özellikle Pazırık Kurganı’nda yüksek plastik değerli heykelcikler ele geçmiştir.

Hun Kurganları’nda bulunan heykel ve kabartmalar, insan ve hayvan figürlüdür.

Hunlar’dan sonra Göktürkler , tarihteki yerlerini almışlardır. Göktürk döneminde birinci derece önemli olan eserler, toprak üzerindeki yazıtlar, balballar ve anıtlardır. Göktürk yazıtlarının en önemlileri Orhun Yazıtları’dır. Bu iki yazıt, Khoşo Tsaydam bölgelerinde bulunmuştur. Yazıtlardan biri, Bilge Han’ın kardeşi Kül Tegin adına 732’de; diğeri ise Bilge Han’ın adına 735’te dikilmiştir. Yazıtlar, Danimarkalı dil bilgini Wilhelm Thomsen tarafından 1893 çözümlenmiştir. Orhun Yazıtları’nın etrafında insan heykellerine rastlanır. Bu durum,hemen hemen tüm Orta Asya heykellerinde görülmektedir.

Göktürkler, kâinatın sahibi ve yaratıcısı saydıkları ulu bir varlığa inanmışlar ve bu ulu kudreti tanrı adı ile anmışlardır. Göktürkler de Hunlar gibi ölümden sonra da hayatın varlığına inanmışlar, öbür dünyada kendilerine hizmet etsinler diye hizmetkârlar ve atlarını da beraberinde gömmüşlerdir. Mezarlarının başına, gidecekleri yerde kendilerine hizmet etmeleri için hayatta iken öldürdükleri düşman sayısı kadar balbal adı verilen heykelleri dikmişlerdir.

Göktürk anıtlarından Kültigin Anıtı’nı N.M.Yadrintsev 1898’de keşfetmiştir. Mezar külliyesinde balballar, koç heykelleri, kaplumbağa kaideli Kültigin heykeli, elinde mendil tutan ayakta kadın ve erkek heykeli, yerde diz çökmüş erkek heykeli, Kültigin ve eşinin oturur durumdaki mermerden heykelleri vardır. Bilge Kağan Anıtı, Kültigin Anıtı ile benzerlik gösterir. Kültigin Anıtı’nda olduğu gibi Bilge Kağan Anıtının da üst kısmı kemer biçiminde 8 sonuçlanmakta, üzerinde de simetrik, karşılıklı ve alçak kabartmalı iki ejderha figürü vardır. Mezar külliyesinin içinde Bilge Kağan’ın bağdaş kurmuş ve başsız heykeli ile eşinin başsız heykelleri bulunmuştur.

lleri bulunmuştur. 582 yılına ait olan Bugut Anıtı, kaplumbağa kaidelidir. Üst kısmında, kurt ve ondan süt emen çocuk tasviri vardır.

Göktürkler’in diğer önemli anıtları Zhunkhara, Tonyukuk, Kül-i Çor, Çoren Çoy ve Ongin Anıtlarıdır.

Diğer bir Orta Asya Türk devleti olan Uygurlar, 745’te kurulmuştur. Basmiller ve Karluklar’la birleşerek, Göktürk Devleti’ni yıkmışlardır. Uygurlar’ın en büyük özelliği yerleşik hayatı benimseyen ilk Türk toplumu olmalarıdır. Uygurlar, 762’de Maniheizm dinini kabul etmişlerdir. Daha sonra da Budizm’i kabul etmişlerdir. Ordu Balıg (Karabalsagun), Turfan, Bezeklik, Khoço, Kandhar, Kızıl, Sangım-ağız, Hotan, Ak-su, Subaşı, Yar-khoto, Uygur
şehirleridir.

Çin, Hint, Yunan sanatları ve Budizm, Uygur heykel sanatını etkileyen faktörlerdir.

Turfan, Hoça, Kandhar ve Hotan’da bulunan bazı heykel ve kabartmalar Yunan ve Budist etkilidir.

Anadolu Hakimiyeti Sonrası Bulgular

sulatan abdulaziz heykeli

Sultan Abdülaziz Heykeli

Türkler sonraki yüzyıllarda Anadolu’da hakimiyetlerini sürdürmüşler ve İslam’ı kabul etmişlerdir. Selçuklular, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde heykel sanatından, İslamiyet’in bu konudaki tutumunun yanlış anlaşılması sonucunda uzaklaşılmıştır.

İslam döneminde Türk plastik sanatı, daha çok Anadolu ve Büyük Selçuklu dönemlerinden itibaren gelişim süreci içine girmiştir. Bunlar kendilerini kabartma şeklinde göstermişlerdir. Kabartmalara, insan, hayvan, fantastik yaratık, gezegen, burç ve melek gibi tasvirler işlenmiştir.

İnsan figürü, genelde büst ve rozet şeklinde olup, çini ve mezar taşları üzerinde çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

İnsan figürünün yanında, oldukça yoğun bir şekilde hayvan tasvirlerine rastlanır. Genelde saray, kervansaray, kale gibi sivil yapılarda görülür. Hayvan figürleri arasında en yaygın olanlardan biri aslandır. Aynı zamanda heykeli de yapılmıştır. Aslan figürünün yanı sıra, tek ya da çift başlı kartal, boğa, kurt, köpek, balık, fil, yılan, ejder, tavşan, geyik gibi hayvanlar da tasvir edilmiştir.

Anadolu heykel sanatının mezar taşlarıyla da ilişkisi olmuştur. Özellikle Doğu Anadolu’da yoğun olarak koyun, koç ve at biçimli mezar taşlarına rastlanmıştır. At heykelleri sayı bakımından daha azdır. Bu heykeller, Orta Asya sanatının birer yansımasıdırlar. Kültigin mezar anıtı ve Minusink bölgesinde bu tip koç heykellerine rastlanmıştır.

Selçuklular, İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen sanatlarında, eski dinleri olan Şamanizm’in etkileri görülmektedir. Selçuklu sanatı, İslam sanatı çevresinde büyük yenilikler ortaya koymuştur.

İslamiyet’in tasvir konusundaki hükümlerinin yanlış yorumlanması sonucu Osmanlılar, 19.yüzyılın sonlarına kadar heykel sanatına uzak durmuşlardır. Bunun yerine bitkisel ve geometrik süslemeye yönelmişlerdir. Osmanlılar’ın bulunduğu topraklar içinde karşılaştıkları çeşitli uygarlıklardan kalan heykelleri tahrip etmedikleri dikkat çekicidir.

Osmanlılar’da 1883 öncesi saray çevresinde heykele ilişkin bazı girişimler vardır. Kanuni Sultan Süleyman’la Mohaç seferine katılan Sadrazam İbrahim Paşa, (Makbul, Maktul ve Frenk lakaplarıyla da anılır) Budapeşte’de görüp beğendiği birkaç heykeli, dönüşte İstanbul’a getirmiştir. Heykelleri Sultanahmet’teki sarayına koydurmuştur. Ancak paşanın bu tutumu hoş karşılanmamış ve eleştirilmiştir.

Sultan Abdülaziz, 1867’de Avrupa gezisine çıkmıştır. 30 Haziran 1867’de Lyon Garı’nda 3.Napolyon tarafından gösterişli bir törenle karşılanmıştır. Heykel, Abdülaziz’in, bu dönemde Avrupa ülkelerine yaptığı sanat galerileri ve müze gezilerinin ardından ilk kez Osmanlı Sarayı’na girmiştir. Yurda dönüşünde kendi heykelinin yapılması için emir vermiştir. Bu emirler üzerine heykeltraş C.F.Fuller, İstanbul’a çağrılmıştır. Fuller de Sultan Abdülaziz’in at üzerinde heykelini yapmıştır.

Osmanlı’da, Batı anlamında heykel uygulanmaya başlanması 1883’te Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin kuruluşu ile olmuştur.

19.yüzyıldaki diğer bir girişim, 2.Abdülhamit döneminde (1876-1909) görülür. Sultan, İstanbul’u modernleştirmek amacıyla kentin bazı alanlarını kapsayan bir planlama ve imar çalışmasının yapılmasını istemiştir. Yapılan projelerden biri de Beyazıt Meydanı’na yöneliktir. Projeyi, Paris Belediyesi mimarlık bölümü baş müfettişi Joseph Antoine Bouvard tasarlamıştır. Fakat bu tasarımı, İstanbul’u görmeden yapmıştır. Projeye göre Galata Köprüsü’nün üzerinde aydınlatma düzenekleriyle beraber, heykeller de vardır. Ancak proje uygulanmamıştır.

19.yüzyılda görülen diğer bir uygulama da köşklerin bahçelerine dekoratif amaçla konulan küçük boyutlu geyik, aslan, boğa gibi hayvan heykelleridir. Ancak bunlar, anıtsal boyda değillerdir.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren İstanbul ve diğer kentlerde anıtlar görülmeye başlanmıştır. 31 Mart olayı anısına dikilen Abide-i Hürriyet anıtı (1909-1911) ve Konya Ziraat Anıtı, bu dönemin örneklerindendir. Her iki anıt da, dönemin mimarlık anlayışı olan Birinci Ulusal Mimarlık üslubuyla yapılmıştır. Ancak bu anıtlar, figür içermemektedir.

1914-1918 yılları arasında Sivas-Erzurum yolu üzerinde ilk Osmanlı beyi Kara Osman Bey adına bir figürlü anıt dikilmiştir. Bu anıt, uzun bir sütun üzerinde Osman Bey’in portresinden oluşmaktadır. Anıt, 1936’da yıktırılmıştır.

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte anıt heykel kavramı yeni bir boyut kazanmış, heykeller de kent alanlarındaki yerlerini almışlardır. İlerleyen zamanda yaygınlık kazanan heykel sanatı, böylelikle Türk toplumunun yaşamına girmiş oluyordu.

İslamiyette Heykel Sanatının Durumu

Kuran-ı Kerim’de heykelciliğin ve tasvirin yasak olduğuna dair kesin bir hüküm ve açıklılık yoktur. Kuran-ı Kerim’in üzerinde durduğu mesele, Müslümanların, kendilerini putperestliğe götürecek yollardan sakınmalarıdır. İslam’ın doğduğu yıllarda Peygamberimiz Hz. Muhammed, putperestlik anlayışını yok etmek için çok yönlü tedbirler almış ve bu tedbirler sonucunu vermiştir. Ancak Hz.Muhammed, kesinlikle sanata karşı çıkmamıştır. Kendisi sadece, o dönemin gerektirdiği koşullar sonucunda sanatın bazı kısımlarını engellemiştir.

Leave your vote

-1 points
Upvote Downvote

Total votes: 3

Upvotes: 1

Upvotes percentage: 33.333333%

Downvotes: 2

Downvotes percentage: 66.666667%

Published by: abdullah in Sanat

Leave a Reply

css.php

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…