25 Mart 2016 - Yorum Yazılmamış!

Da Vinci’nin Desen, İmge Ve Gözlem Gücü Hakkında Bilmedikleriniz

Leonardo Da Vinci 15 Nisan 1452’de, Floransa’da dünyaya gelmiştir. Babası tarafından küçük yaşlarda, heykeltıraş Verrocchio’nun atölyesinde verilmesi üzerine sanat çalışmalarına başlamıştır. Ustasını geçemeyen öğrencinin vasat öğrenci olduğunu söyleyen Leonardo, doğa incelemelerinden yola çıkarak sanata yön vermiştir. Etkin bir sanatçı olunması için, etkin keşiflerde bulunulmalı, suyun üzerinde oluşan köpükler gibi gelip geçici bir yaşam sürdürülmemelidir, görüşünü benimsemektedir.

Leonardo’nun gözlemlerini toplamak ve onları rehber olarak kullanmak için; sürekli yanında bulundurduğu küçük not defterinden yararlanmaktadır. Bir insanın gülüşünün, başka bir insan gülüşüne kıyası, ya da, burun yapısının diğer burun yapılarına benzer ve farklılıklarının incelenmesi gerektiğini söylemektedir.

Leonardo-Da-Vinci-Annunciazione
Akademi mezunu olmamasına rağmen deha niteliği taşıyan sanatçı, resim bilgisinin salt düşünceden ibaret olmaması gerektiğini, gerçek bir sanatçının (kalıcı olmak isteyen ressamın); geometri, dilbilgisi, tıp, perspektif, tarih, anatomi, kuram, tasarım, felsefe gibi bilgileri de egemen olması gerektiğini düşünmektedir. Deha sözcüğünü incelersek:

Deha(Géni)

Taratıcı yeteneğin en yüksek düzeyi (Kant gibi kimi yazarlar bu terimi sadece estetik etkinlik alanında kullanırlar); ayrıca, bu nitelikle donanmış kişi, bu niteliğiyle en önemli toplumsal gereksinimleri dile getirebilen ve karşılayabilen kişi. Deha yapıtları eşsiz özgünlükleriyle belli olur, toplum ve kültür tarihinde büyük bir rol oynar.

Leonardo Da Vinci dönem içinde pek çok eser bırakarak, kültür ve Rönesans tarihine büyük bir rol oynamıştır. Arnheim Platon’daki alıntısında:  “Bilge adam, her yerde dağınık olarak bulunan şeylerin formlarını (ideaları) inceler ve paylaştıkları cinssel genel (generic) özellikleri sezgisel olarak ayırt eder. Bu formları topladığında, her birinin doğasını tanımlayarak onları birbirinden ayırır”.
Bilge adamın defterinde yer alan incelemeden gözlem ve imge bilgisinin, duyulardan kaynaklı olduğunu bize sezdirmektedir.

Eski bir koyun poysunda uyuyan bir köpek; asmanın üzerinde bir örümcek ağı; dikenli çalılar arasında bir karatavuk; bir arpa tanesi taşıyan bir karınca; bir samurun yanındaki ‘küçük evine sığınmış’ bir sıçan; yüksek bir çan kulesinin tepesine, gagasında bir yemişle uçan karga- kır hayatına özgü bütün bu imgeler Leonardo’nun 1490’ların başında, Milano’da yazdığı favole, ya da fabllarda bulunmaktadır.

leonardo-da-vinci-kimdir-profil

Doğanın asla bir taklit olmadığını aksine öğretici ve geliştirici yanının bulunduğunu söyleyen Leonardo, özgün olunması için başkalarının yaptığı resimlerin tekrar yapılmasının anlamsız olacağını vurgulamaktadır. Çünkü tekrar, bir süre sonra yerini taklide bırakacaktır. Oysaki taklit sizi doğanın oğlu değil torunu yapacaktır deyişi, doğru gözlem sayesinde gerçekliğe ulaşılacağının kanıtıdır. Doğanın sırlarının, direkt gözlemle ulaşılacağını ve bu gözlemin (uyarıcıları) duyarlılığını arttıracağını savunmuştur. “… dünya, bir duyumlar mozaiklidir. Bilmek demek, bu duyumlar mozaiğini kavramak demektir”. Gözlemlerin gelişip sanata dönüşmesini Arnheim yine başka bir kitabından alıntıyla açıklar: “Hızlı akıl yürütme bir beceri olabilse de, genellikle böyle bir sanatçının zekâsı, gözlerinin çalışmasında ve çevresindeki dünyada gördüklerini yavaş ve yoğun bir biçimde özümsemesiyle beslenir”.
Anlaşılacağı üzerine Leonardo’nun incelemelerinin temelinde iyi bir gözlemci olmasının yanı sıra, merak duygusunu da eklemek gerekmektedir. Merak unsuru, keşfetme azmiyle bütünleşerek doğanın oğlu olmasının ötesine geçmiştir ve incelemeleriyle doğayı baştan yaratmıştır.

da-vinci

(Kuş Eskizleri)Codex On The Flight Of Birds - By Leonardo Da Vinci.

Leonardo Da Vinci’nin imgesel gözlemini, Nicholl  belirtirken “bir başka hayvana ait olduğu belli olmayan bir hayvan yapamazsınız. Bu yüzden eğer… bir ejderha yapmak istiyorsanız, başı için bir bekçi ya da av köpeği seçin, gözleri için de kedi gözleri [vb.]”  Bunları seçmenin, imgesele etkili gerçeklik kazandıracağını belirtir. Böylece, hem korkunç hem de etkileyici varlık yaratılmıştır. Sonuç olarak, gerçeğe yakın bir canlı yaratmanın benzer canlıları incelemekten, çözümlemekten geçtiği belirtilmiştir. Burjuva sınıfına dair bol resim siparişi alan Leonardo başka bir notunda;

Ateşte düzeltti ve bir marangoza verdi, o da üzerinde bir kez daha çalıştı ve o hantal şey düzgün ve dengeli bir şeye dönüştü. (bahsedilen şey kalkan üzerine yapılacak bir resimdir) sonra üzerine bir kat, kendi yöntemlerine göre hazırladığı gesso*’yu attıktan sonra, onun üstüne, karşılaşacağı herkesi tıpkı bir Medusa’nın Başı* gibi korkutacak ne resmedebileceğini düşünmeye başladı. Bu amaçla Leonardo kertenkeleler, bukalemunlar, cırcırböcekleri, kelebekler, çekirgeler, yarasalar ve bu türden diğer tuhaf yaratıkları topladı, kendisinden başka kimsenin girmediği bir odaya getirdi ve bu yaratıkların farklı kısımlarını alıp birleştirerek, çok korkunç ve ürkütücü bir canavar yaptı… ve bunu, karanlık bir kaya yarığından çıkar, ağzından dilini çıkarmış, gözleri alevli ve burnundan duman çıkar bir halde resmetti.

leonardo-da-vinci-eserleri

O halde anlaşılan; Tüm bilgilerimizin kaynağı algılarımızdır, diyebiliriz.  Mantıksal akıl yürütme, ancak temel göz eğitimiyle başlayabilir. “Soyut sanatın kuramcılarından Theovan Doesburg: ‘Sanatın gereği, sanat araçlarıyla öze inmektir” der. Da Vinci’ye göre varlığı daha iyi tanımlayabilmek için oluşacak her deneyim bizi, bütün hakkında analize yöneltmektedir. Durumları değerlendirip bütünleştirmiş, yani algısal bağlamları bir arada tutarak, sanatını ölümsüzleştirmiştir.

Doğanın bilincinin ve yasalarının farkına varan Leonardo Da Vinci, yeryüzünde var olmanın mantıklı bir nedeni olması gerektiğini ve kalıcı eserler bırakmayan birinin önemini yitireceğini söylemiştir. Bu nedenle gözlemleri giderek, algısal gerçekliklere dönüşmüş ve ardından yerini anatomiye bırakmıştır. Genel olarak bakıldığında duyuların, pek çok şey için kaynak oluşturabileceğini gözlemleyebiliriz. “… beş duyunun oluşumu, şimdiye kadarki dünya tarihinin bir işidir”  yorumu, varlığın oluşumunu belirleyen, esas maddenin duyu yoluyla algılanan nesneler olduğunu söyleyebiliriz. Varlığın oluşumu ve algısal gerçekliğin saylanması için, öncelik verilmesi gereken duyuların eğitimidir, fakat; duyu eğitimi tek başına yeterli değildir. Bu nedenle, varlığı duyular yoluyla algılayıp anlamlandıran ve bir kavram haline dönüştüren, alma duyusu yüksek bilinçli bir bireye ihtiyaç vardır:

Bilincimizin yapı taşları olan kavramlar önce nesnellikleriyle belirgindirler. Bu onların öznel özellikleri olmadığı anlamına gelmez. Kavramlar birbirleriyle ilişkileri içinde fikir oluşumlarını sağlarlar. Değerler ortak amaçlarımızla ilgili fikirlerden başka bir şey olmadıklarına göre, onların temelinde ya da bileşiminde kavramların bulunması doğaldır. Evet, fikirleri kavramlarla oluştururuz ve her bir kavram bir duygu- düşünce birimidir.
İmge, toplumsal gruplara sınıflara ve tüm halklara özgü çizgiler toplar, gösterir; olup bitenleri betimlemekle yetinmez, olayların özüne iner. Her sanatsal imgenin kendine özgü bir yaşamı vardır; ama başka bir yaşamın benzeş eğilimiyle de ortak kökenlere sahiptir; bunlar farklı bireysel biçimlerde kendini gösterseler de.

Portre İncelemesi, 1489-1490, Papier Pointe Métallique Et Tüy Sur, İnv Turin, Biblioteca Reale,. 15574-76

Portre İncelemesi, 1489-1490, Papier Pointe Métallique Et Tüy Sur, İnv Turin, Biblioteca Reale,. 15574-76

“İnsanın ismi farklı ülkelerde değişir, ama biçim hiçbir zaman değişmez; ancak ölümle değişir”, diyen Leonardo için anatomi bir tutku haline gelmiştir. İncelemelerinde perspektiften yararlanarak, uzuvlar arasındaki bağlantıyı kurmuştur. Birbirine teğet geçen çizgilerle parçaların, nasıl bütün oluşturabileceklerine dair yöntemler ileri sürmüştür. Örneğin bir notunda; “Bir kulağımızın başımızla bitiştiği noktayı diğeri arasındaki mesafe, kaşların bitiştiği nokta ile çene arasındaki mesafeye eşittir. Oranları normal olan bir yüzde, ağız genişliği dudakların ayrım noktası ile çene arasındaki mesafeye eşittir”.

“Gördüğümüz her nesne gece yarısı gün ortasına göre daha büyük, sabahleyin de gün ortasına göre daha büyük görünür. Bunun nedeni, gözbebeğinin, gün ortasında günün herhangi bir zamana göre çok daha küçük oluşudur”.

bust-of-a-man

Gözlemlenmesi mümkün olan birçok veriden bir diziyi belli kurallara göre yeniden üretme anlamındaki teknik düşünceyi, Kuhn biraz daha geniş tarzda kullanarak, belli bir bilimsel yaklaşımın doğayı sorgulamak ve doğada bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da örtülü inançları, kuralları, değerleri ve kavramsal deneysel araçları kapsayacak biçimde ele almıştır.
“… Leonardo Da Vinci’ye göre sanatlar arasındaki farklılıklar, insandaki çeşitli duyu organlarının varoşlundan ileri gelir. Ne ki, onun anlayışı, sanatta yaşamın bir öykünmesini gördüğü ölçüde, maddeci bir nitelik de taşır. Bu karşılık, gene aynı şekilde, sanatların dallara ayırmasını öznel bir faktörden temellendiren Kant, estetikte idealisttir; zira ona göre, insani duygular sanatı çıkış noktasını oluşturur ve bir bakıma bu duygular tasarım nesnesinde sanatçı çıkış noktasını oluşturur ve bir bakıma bu duygular tasarım nesnesinde sanatçı tarafından üst üste konmuş (spepose) gibidirler. Kant insanın, bilme – gücü (entendement), düşünceye dalma (meditation) ve duyum gibi doğuştan, apriori, manevi yetileri olduğuna inanıyordu.

anatomi-of-neck

Anatomy Of The Neck, c. 1515 Anatomi İncelemeleri

 

“Sinirler kaslarla birlikte, askerlerin komutanlarına hizmet ettiği gibi kirişlere; kirişler komutanların generallerine hizmet ettiği gibi duyulara; duyular da generalin hükümdara hizmet ettiği gibi ruha hizmet ederler”.

Vitrivius

Vitrivius İnsanı,Vitruvius Adamı, Yıl 1487 Civarında / Oranları Canon, (C. 1485-1490), Kağıt Üzerine Kalem Ve Mürekkep, 34,4 X 24,5 Cm, Venedik, Galleria Dell 'Accademia.

Nü çalışırken her pozisyonda ve tüm hareketleriyle kollara ve bacaklarla haşır neşir olmamak bir ressam için imkânsızdır. Ressam kirişlerin, kemiklerin, kasların ve bağların değişik hareketlerde ve kuvvet kullanırkenki anatomisini bilmek zorundadır. Ressam hangi sinirin veya kasın hangi hareketi sağladığını bilerek, pek çoklarının yaptığı gibi kasları değil, yalnızca o kası daha kuvvetli ve kalın çizmelidir.[birçok kötü ressam] büyük sanatçı gibi görünmek için nü figürleri odun gibi çiziyorlar; öyle ki bu zarafetten yoksun çizimler, insana, insan figürüne değil de bir torba cevize, kaslara değil de bir turp destesine bakıyormuş hissi veriyor.

nu-men

Anatomy of a Male Nude, c 1504-6

Amerikalı düşünür J. Morgolis’e göre insan diğer canlılar gibi birinci derecede doğal bir varlık değildir; insanın doğası kültürdür. İnsan kendi kendini oluşturan, insanlığını yaratan bir canlıdır, insan kendisinin yaratıcısı, kültürel bir varlık, yani yapay yapılmış bir olgudur. Margolis’in düşüncesine göre insanın sanatı algılaması ile doğa veya herhangi bir nesneyi algılaması arasında fark vardır. İnsan sanata bakarken maddi bir olgu görmez, sadece yüzey üzerinde boyalar ya da yan yana gelen biçimlerden ibaret değildir algıladıkları. Bir sanat esrine bakıldığı ya da işitildiği zaman metafizik bir şey daha algılanır, tıpkı konuşmanın sadece sesler değil, çeşitlenen anlamların algılanması olduğu gibi.

Yaptığınız her canlı insan figürünün geniş bir şekilde ve yukarıdan aydınlatılmış gibi görünmesine dikkat edin. Dışarıda, caddede, yolda rastladığımız tüm insanlara ışık yukarıdan gelir. Şunu iyi bilmelisiniz ki, yüzdeki ışık aşağıdan geliyorsa, çok yakın bir arkadaşınızı bile tanımanız güçleşir.“Aleksi Tolstoy: ‘… Her şeyin bir erekliliği, bir pürüzü ve bir en üst noktası, kesin sınırları ve belli biçimler olması gerekir. Sanat yapıtının konturları da iyice belli olmalıdır’”.

Leave a Reply