eski-misir

Mısır uygarlığı, antik dönemin en önemli uygarlıklarından biridir. Bu uygarlık, Kuzeydoğu Afrika'daki Nil Nehri çevresine yayılmıştır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır topraklarını da içine almaktadır. Tarihçiler, Aşağı Mısır ile Yukarı Mısır‟ın MÖ 3000 dolaylarında birleştiğini ve bu birleşmenin de Mısır uygarlığının başlangıç tarihi olarak düşünüldüğünü belirtmektedir. Bazı kaynaklar bize bu tarihin MÖ 3100‟e kadar gidebildiğini, bazı kaynaklar ise bu tarihin MÖ 2850‟ye kadar gerileyebildiğini göstermektedir.

Firavun ve Hanedanlık

Mısır uygarlığı, firavun hanedanlarına göre Hanedanlar Öncesi, Erken Hanedan, Eski Firavunluk, Orta Firavunluk ve Yeni Firavunluk olmak üzere dönemlere ayrılmıştır. Hanedanlar Öncesi dönem, Aşağı Mısır ile Yukarı Mısır‟ın birleşme dönemidir. İki ayrı bölge tek bir uygar kültür oluşturmaya başlamıştır. Bu dönem anıtsal çapta yapılar ve yazı gibi uygarlık kurumları biçimlendirilmeye başlanmıştır. Erken Hanedanlık döneminde ise firavunluğun ilk başkenti olan Memfis kurulmuştur. Yukarı Mısır‟da “mastaba” denilen yer altı mezar odaları şeklindeki Sakkara Firavun Mezarları inşa edilmiştir. Bu dönemde yazının, anıtlar üzerinde tarihsel olayların kaydında, kamu yönetiminde ve dinde yaygınlaştığı görülmüştür. Üçüncü dönem olan Eski Firavunluk dönemi, Gize‟deki ünlü piramitlerin yapıldığı dönemdir. Dördüncü dönem olan Orta Firavunluk dönemi (MÖ 2040–1640) ise, Eski Firavunluk ile Orta Firavunluk dönemleri arasındaki boşlukta (ilk ara dönemde) yaşanan ülkenin bölünmesi sorunu, iç savaşlar, tabakalar arası savaş, toplumsal kargaşa ve bunların sonuçlarından doğan ekonomik ve kültürel gerilemenin engellenmeye çalışıldığı dönemdir.

Mısır'ın ikinci ara dönemi, Orta Firavunluk döneminden çıkış ile Yeni Firavunluk dönemine giriş arasında yaşanmıştır. Bu dönem Mısır, Hiksoslar tarafından fethedilmiştir. MÖ 1550 civarlarında Mısır, Hiksosların elinden kurtarılmıştır ve böylece Yeni Firavunluk dönemi başlamıştır (MÖ 1550- 1070). Bu dönemde, Eski Firavunluk döneminde yapılmaya başlanan tapınak inşalarının sayıları bir hayli artış göstermiştir ve bu tapınaklar, Mısır'ın en büyük ekonomik gücü haline gelmiştir; çünkü tapınaklarda binlerce köle çalıştırılmıştır, tarım arazilerinin birçoğu bu tapınakların sınırları içerisinde kalmıştır ve hayvancılık da bu sınırlar içerisinde yaygınlaşmıştır.

Hanedanlar Öncesi Dönem

Araştırmalar sonucu, Mısır uygarlığının Hanedanlar öncesi dönemi hakkında çok fazla bilgiye erişilememiştir. Fakat bazı araştırmacılar ve bilim adamları, Mısırlıların tahmin edildiğinden çok daha önce yüksek uygarlık düzeyine eriştiklerini ve Mısır‟ın ilkel bir dönem geçirmeden direkt olarak uygar bir toplum şeklinde tarih sahnesinde yer aldığını iddia etmişlerdir. Lubicz, Mısır bilim, tıp, matematik ve astronomisinin modern yazarların asla kabule hazır olmadıkları ölçüde gelişmiş olduğunu ve Mısır kültüründeki ögelerin daha en başından itibaren eksiksiz göründüğünü saptamıştır. Bilimsel, sanatsal ya da tarımsal teknikler ve hiyeroglif sistemi hiçbir gelişme döneminden geçmemiş gibidir. Hanedanlar boyunca geriye gidildikçe başarı düzeyinin arttığı görülür. Bu konuda Fransız filozof Ernest Renan şöyle demiştir: “Mısır, ta başından beri olgun, yaşlı gözüküyor. Sanki mitolojik kahramanlık dönemlerini hiç yaşamamış. Sanki hiç genç olmamış.

Uygarlığının emekleme dönemi, sanatının kadim bir süreci yok gibi. Eski krallık dönemi uygarlığı, yeni yeşeren bir uygarlık değil, olgun bir görünüm sergiler.”  Charles Berlitz de “Atlantis‟in Esrarı” isimli kitabında Ernest Renan‟ın söylediklerinin devamı sayılabilecek nitelikte bir açıklamada bulunmuştur: “Mısırlılar, çok eski zamanlarda anavatanlarından uygarlık, yazı sanatı ve gelişmiş bir dil getirerek Nil kıyılarına yerleşmiş yabancılardı. Güneşin battığı yönden gelmişlerdi ve insanların en eskileriydiler.

Mısır Uygarlığı Başlangıcı ve Sirius

sirius

Mısır'da uygarlığın başlangıcı ile ilgili çok sayıda tarih önerilmektedir. Bu tarihler MÖ 30.000'lerden MÖ 15.000'lere kadar uzanır. Bu veriler de bize, başlangıcı olmayan bir uygarlık olan Mısırlıların, Atlantislilerin bir devamı olduğu sonucunu gösterebilir. Ayrıca Atlantislilerin sahip oldukları Sirius inanışlarının devamı daha da belirgin şekilde Mısırlılarda görülmeye başlandığı için Atlantisli rahiplerden ezoterik bilgilerin devralındığını söylemek de mümkündür. Tezimizin “Atlantis ve Sirius Kültürü” başlığı altındaki bölümünde Sirius motifinin ve Sothis (Sirius) takviminin Mısırlılara, Atlantis rahiplerince kazandırıldığı görüşünün de yaygın olduğunu belirtmiş olmamız dikkati bu noktaya çekmektedir.

Eski Mısır‟da Sirius, “Śpd” ya da “Śpdt” olarak bilinmektedir. Bazen “Sepţ” olarak hecelenmiş ve bu şekilde telaffuz edilmiştir. Mısırlıların yıldız sisteminin adı “İsis Yıldızı”dır. Onlar bu yıldıza “Yeni Gün” veya “Yeni Yıl” yıldızı da derler. Beş büyük Neter'in (İsis, Osiris, Set, Neftis ve Horus adlı yarı tanrıların) doğumunu kutlayan yıldız da odur. Neterler o yıldızdan Mısır halkına gelmiştir.  Yüzleri ışıltılıdır. Ağızlarından çıkarttıkları seslerle taş dağlara ayak izlerini bırakan, sesleri tanrıya saygıyı emreden; kuzeydeki kusursuz dağları yapan, kanatları olmadan gökte yol alan, düşünceleri ile nehirlerin yollarını değiştiren hep onlardır. Yüzleri ışıltılı olanlarla Mısırlılar evlenmiş ve onlarla yaşamışlardır. Yüzleri ışıltılı olanlar, vahşilerin geleceğini önceden bildirmişlerdir. Günü gelince o vahşilerin, yüzleri ışıltılı olanlara boyun eğeceklerini ve yüzleri ışıltılıların da şimdilik yüzleri saklı olmakla birlikte bir kez daha bu halkla (Mısır halkı ile) buluşacaklarını ve yeni çağı başlatacaklarını söylemişlerdir.

Bu bilgileri değerlendirecek olursak Sirius ile ilgili önemli bir ipucuna ulaşırız; İsis'in yıldızı, Sirius A yıldızıdır. Bu yıldıza İsis döneminde “Büyük Rızık Verici” de denir. O halde Büyük Rızık Verici Sirius A, Mısırlılara gelen yüzleri ışıltılılardan İsis‟in asıl yaşadığı yerdir. O halde İsis, Osiris, Set, Neftis ve Horus‟un Sirius A ve Sirius B‟den gelen tanrılar ya da ziyaretçiler olduğunu söylemek mümkündür.

İsis ile Sirius A benzerliği için birkaç çarpıcı nokta belirtmek gerekirse Sirius A'nın sahip olduğu renk, araştırmalar sonucu tespit edilmiştir. Bu renk, gök mavisidir. Mısır'da gök mavisi, İsis için kutsal renktir. Sirius A görünendir; Mısır‟da da İsis, aydınlığın sembolüdür. Mısır hiyerogliflerine göre beş köşeli Sirius A yıldızı dişildir; İsis de dişi bir ilahtır.

Murry Hope, İsis ile ilgili mitolojik bir anlatmadan daha bahseder. Bu anlatmaya göre Ra'yı, İsis'in teşvik ettiği zehirli bir yılan sokar. Ra, İsis'ten yardım ister ve duyduğu acının sebebini sorar. İsis de gücünü ona geçirinceye dek Ra'ya yardım etmez. Bu anlatma Sirius açısından ele alınacak olursa İsis, Sirius A'nın temsilcisidir ve enerjisini, çökmeden önce bizim güneşimize benzer sarı bir yıldız olan refakatçisi Sirius B'den almıştır ve bu bize Sirius B‟nin, tanrı Ra ile bir ilişkisi olabileceğini gösterir; fakat Mısır ile ilgili kaynakları birleştirdiğimiz zaman Sirius B aslında Ra ile değil, Osiris ile ilişkilidir. Osiris çok güçlü bir ilahtır, Nil ile özdeşleştirilmiştir; İsis‟in eşi ve refakatçisidir. Osiris, Mısır halkına uygarlık sanatlarını, merhameti, inceliği; sağlığın ve refahın nasıl sağlanacağını öğretmiştir. Osiris, kardeşi Set tarafından öldürüldükten sonra ortadan kaybolmuştur. Bu bize, Sirius B yıldızının zaman içerisinde sönerek ortadan kaybolduğunu ve şu an çıplak gözle görülemediğini hatırlatmaktadır.

Robert Temple'ın Mısır sfenksi ile ilgili ilginç bir teorisi vardır. Temple, Mısır sfenksinin aslan gövdeli ve insan başlı büyük bir heykel şeklinde bilinmesinin yanlış olduğunu çünkü sfenksin gövde kısmının kesinlikle aslana benzemediğini belirtmiştir. Hiç yelesi olmadığına; ön ayaklarının üst kısmındaki göğüste, belirgin kaslarının olmadığına; kuyruk kısmının ucunda herhangi bir kabarıklığın olmadığına ve en önemlisi sırt düzeyinin üstünde yükselen kabarık ve belirgin arka sağrılarının olmadığına dikkat çeken Temple, aslanların Mısır hiyerogliflerinde hiç de böyle resmedilmediklerini belirtmiştir. Sfenkse “aslan” dememizin tek sebebinin bize aslan olarak söylenilmiş olması olduğunu söyleyen Temple'a göre bu sfenksin gövdesi daha çok bir “köpek”in gövdesine benzemektedir. Sfenksin sırt çizgisi düzdür ve kuyruğu tıpkı bir köpeğin kuyruğu gibi kıvrılmaktadır. Bu çömelmiş köpek Temple'a göre kutsal piramitlere muhafızlık eden Anubis'tir .

Anubis'in Mısır'daki ruhların koruyucusu olduğunu bildiğimize göre firavunların ve firavun ailesinin ruhlarını korumak için piramitlere muhafızlık ettiği sonucuna ulaşılabilir ve bu da Temple'ın sfenksin aslında köpek başlı Anubis olduğu teorisini doğru çıkartabilir.