26 Şubat 2016 - No Comments!

Minimalizm Akımını Başlatan 8 Sanatçı

Minimalist sanatçılar, matematiksel düzen tekrarına sahip, malzemenin orijinal yapısını bozmadan, gösterişsizliğin beraberinde sadeliği benimseyerek nesnenin nesne olabilme özelliğine dikkat çekmiş, yapıtlar üretmişler. Akımın öncüleri olarak Carl Andre, Sol LeWitt, Robert Morris, Donald Judd, Dan Flavin ve Frank Stella sıralanabilir. Daniel Buren ve Zaha Hadid de, minimalist bakış açısında yapıtlar üretmişlerdir.

 

İçeriğimize başlamadan önce : Minimalizm Akımı Nedir? Minimalizm Akımı için örnekleri incelemek için emoji'yi ziyaret edersiniz.

Carl Andre

carl

(1935-) Amerikalı heykeltraş, minimalizm akımının öncü figürlerindendir. Andover’daki Pihilips Akademisi’nde sanat eğitimi görmüş, mezuniyetten sonra Amerikan ordusunda ardından tren yollarında çalışmıştır. 1960’larda tuğla, metal, çimento blokları gibi endüstriyel malzemelerden yaptığı heykelleri sergilemeye başlayan Andre, 1966’da New York’ta gerçekleştirilen “Temel Strüktürler” sergisinde dikkat çekmiştir. Andre’nin yapıtlarının başlıca özelliği, endüstriyel ve zaman zaman da doğal malzemenin el değmemişliği ve yatay kompozisyondur. 1970’lerde Tate Galerisi’nin “Eşdeğer VII” adlı yapıtını satın alması nedeniyle İngiltere basınının aleyhine yürüttüğü karalama kampanyasıyla da gündeme gelmiştir.

Minimalist sanatçıların öncülerinden birisi sayılan, yerdeki kalıcı çerçevelerde prefabrik malzemelerden (alüminyum, çinko, bakır, kurşun ve demir fayansla dâhil olmak üzere) tekrarlı kareler oluşturan Carl Andre’dir. Andre, minimalist yapıtları olan eşdeğerler, hepsi aynı yüksekliğe, kütle ve hacme sahiptir, bu nedenle koleksiyonuna eşdeğer adını vermiştir.

andre-1 andre-2 andre-3

 

Andre’nin işleri, simetrik formlar ile Twenty-fifth steel Cardinal’da olduğu gibi düzen, denge ve huzur yaratan tekrarlara bağlıdır. İşin tamamı üç yapım aşaması üzerinden anlaşılabilir: Form olarak heykel, heykel olarak heykel ve uzam olarak heykeldir. İş mekâna müdahale eder, onu işgal eder ve ona şekil verir, ancak mekânı doldurmaz; zira hacim, derinlik, kalınlık, içerik, kütle ve ağırlığa sahip değildir. Andre heykeli, “mekân olarak heykel” anlayışı gereği, izleyicinin bedeni ve sanat eseri arasındaki doğrudan ilişkiye dayanan uzam algısı ile eşleştirir. Yapıt, bir gözlem nesnesi olmaktan çıkar ve üstünde yürünebilen, dinlenilebilen ve hissedilebilen bir nesneye dönüşür. Bu bağlamda, her biri kendine özgü bir ses ve dokuya sahip bu malzemeler özel bir önem kazanır. Andre’ye göre, demir, çelik, alüminyum, kurşun, bakır ya da çinko kullanma tercihi, “bakır ve alüminyumun arasındaki farkın kırmızı ve yeşil arasındakinden çok daha fazla oluşu” ile ilişkilidir (Kaynak: http://www.saltonline.org/tr/316/carl-andre).
Amerikan minimalist sanatçı Carl Andre’nin belki de en iyi bilinen onun için yapılmış heykeller kare metal plakalar, yerleştirilen kılavuz gibi oluşumları, dümdüz uzanan zemin yüzeyleridir. Andrea sanat anlayışı hakkında şunları söylemiştir;

“Benim heykel anlayışımı en iyi açıklayan şey, bir yoldur. Yol ne belli noktada bulunarak ne de belli noktadan bakarak kendini açık etmeyen bir şeydir. Yollar görünürler kaybolurlar. Onların ya üzerinde gideriz, ya kenarında gideriz. Yolla ilgili tek bir bakış açımız kesinlikle olamaz, ya da onun üzerinde hareket ederek, hareketli bakış sahibi olabiliriz. Yapıtlarımın çoğu, özellikle de başarılı olanlar, genellikle bir tür tercihli yol gibi algılanabilir, izleyicinin onlara yaklaşması, üzerinde çevresinde dolaşmasını gerektirmiştir. Yollara benzerler ama durağan bir noktadan seyredilen yollar gibi değillerdir. Bana göre heykelin sonsuz bakış açıları sunması gerekir. İzleyicinin onu görmek için durması gereken tek bir yer, hatta birkaç yer bile olmamalıdır”.

Sol LeWitt

Lewitt

(1928-2007), kavramsal sanat ve minimalizm gibi birçok akımla özdeşleştirilen ve bu alanlarda öncü olmuş Amerikalı sanatçıdır. Kullandığı ortamlar genelde resim, desen ve yapılardır. Sanat görüşü nedeniyle yapı terimini heykele tercih etmiştir. LeWitt, New York'ta Üniversite’de okumuş; 1962'de resmi bırakıp soyut siyah ve beyaz kabartmalar, kutu ve masa benzeri yapılar üzerine yoğunlaşmıştır. 1965'ten itibaren açık veya kapalı küpü, önceden belirlenmiş mantıksal bir sistem içerisinde yapılar oluşturacak bir modül olarak kullanmış; algı, tarif ve temsil arasındaki boşluklara dil yoluyla dikkat çekmiştir. (Resim 15) Minimalizmin indirgeyiciliği ve estetik içeriği ile diyaloğa giren LeWitt, kavramsal biçimlerin görüntü veya nesneye dönüştürülmesi sırasında oluşan permütasyonlar, değişimler ve düzensizlikleri incelemiştir (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Sol_LeWitt).

Atakan (2008) tarafından yapılan çalışmada, LeWitt, 1960’ların başında gerçekleştirdiği yanılsamayı sorgulayan siyah ve beyaz kabartmalarının ardından sanatçı, resmi terk etme sürecine girmiş olduğunu, 1963’te simetrik oranlardan yararlanarak gerçekleştirdiği 33 mekâna taşan bir dizi siyah ve beyaz çevre ile ilk kez içine alma kavramı ve görsel olmayan mantık sorgulamasına başladığını belitmiştir. Her zaman diziler halinde çalışmayı yeğleyen sanatçının bundan sonraki çalışmaları kutunun fiziksel yönleriyle ilgilenmiş olduğunu belirtmiştir.

solewitt
Yukarıdaki  yer alan resim, 1965 yılında ‘Yapılar’ adlı çalışmalarını seri olarak geliştirmekle birlikte 1979 yılına bir örnektir. Yapıları sanatçı bir orana dayanan açık küp modüller üretmiştir. Bu biçimden izleyici, sanatçının sanatsal dilini anlayabilmiştir.
Döl ve Avşar (2013) tarafından yapılan çalışmada, minimal sanatın en önemli ayrıcalıklarından birisi de sanatçının yapıtlarını yaratmadan önce yapıt yaratacak düşünceler yaratmayı ön plana almasıdır. Resim 15’te görüldüğü gibi sanatçının çok sayıda yapıtları içleri boşaltılmış ya da keskin hatlarla pürüzsüz bir şekilde hazırlanmış kübik formları ile nesnel olarak kullanarak yaptığı çalışmalar bu düşünceye örnek olarak gösterilebilir. Sol LeWitt’in duvarlar üzerine çalıştığı ya da büyük mekânlarda sergilediği minimal resimleri Resim 16’da görüldüğü gibi sınırlı sayıdaki canlı renklerle boyanmış çeşitli kalınlıklarda yatay, dikey, dairesel ve diyagonal çizgilerin hâkim olduğu grafiksel anlatım tarzı ile ön plana çıkmış olduğunu belirtmiştir.

Sol LeWitt, 1960’lı yıllarda tanınmaya başlanmış en derinlikli sanatçılardan biri olarak nitelenir. Birçok farklı mecrada üreten LeWitt, sanatı en temel şekil ve renklere indirgeyerek çizimler ve -heykel yerine tercih ettiği bir tabirle- strüktürler yaptı. Kare ve küp formlarını kullanarak, sıfır noktasından başlayıp sanatı yeniden yaratmaya çalışmıştır. Aynı kuşaktan pek çok sanatçı, 1960’lı yılların başında pleksiglas ya da çelik gibi endüstriyel malzemelere yönelirken, LeWitt gerçek heykel, fotoğraf ya da çizimlere tercüme edilebilir veya edilemez türden kelimelerle ifade ettiği -hacim, şeffaflık, sıralamalar, varyasyonlar, durağanlık, kural dışılık gibi- sistemler ve kavramlar üzerine yoğunlaştı. LeWitt’in işleri, geometrik sistemlerin kesintisiz rasyonelliği boyunca tekrarlı desenler ile rastlantısal varyasyonlarının şiirini yansıtır. Sanatçı, gelecek kuşaklara bırakmak üzere eşsiz nesneler yapmaktansa, “Nesneler yok olabilir, fikirlerin ise böyle olması gerekmez” şiarı gereği kavramcılığa özgü geçicilik fikrine sadık kalmıştır

(Kaynak: http://www.saltonline.org/tr/335/sol-lewitt).
Sol LeWitt (1967) yılında şunları söylemiştir; “Fikirlerin karmaşık olması gerekmez. Başarılı olan pek çok fikir gülünç derecede basittir. Başarılı fikirler, genellikle karşı konulamaz sadelikte bir  sahiptir.” http://www.saltonline.org/tr/335/sol-lewitt  08.12.2013). Bu minimalizmin kaynağındaki basitliğin esasında ana ve temel zariflikte olması gerektiği fikri vardır. Lewitt, Sanatı keskin bir biçimsel sadeliğe indirgeyerek tekrar ve permutasyonların kullanılmasıyla bireyselliğin tamamen dışlanması gerektiğini savunmuş, geometri olgusunu mekânda algılanabilir kılmıştır.

Robert Morris

morris_robert_2

(1931-) Amerikalı heykeltıraş, kavramsal sanatçı ve yazar, minimalizmin önde gelen teorisyenlerinden biri kabul edilir. Morris, Kansas Üniversitesi, Kansas Sanat Enstitüsü ve Reed Koleji'nde eğitim görmüş, 1950'lerde başladığı resim kariyerinin ilk döneminde Dışavurumculuktan, özellikle de Jackson Pollock'tan etkilendi. 1960 yılında New York'a taşındı. Bu şehirde boşluktaki insan vücudunu keşfetmeye yönelik performans gösterileri sergiledi. Aynı fikri, ilk minimalist heykeli Two Columns'ta (İki Sütun, 1961) da ve daha sonra L Beams'te de (1965) geliştirmiştir 1960'ların ikinci yarısında, Morris alüminyum ve çelik hasır gibi malzemeler kullanılarak, Minimalist heykel için daha ayrıntılı endüstriyel süreçleri araştırmıştır. 1963'te New York'taki Green 35 Gallery'de minimalist heykellerini sergilemiştir. Morris, halen New York'ta yaşamaya ve çalışmaya devam etmektedir (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Morris).

Robert Morris yazılarında, resim ve heykel alanındaki bazı farkları açıklarken, resmin görsel duyarlılık içerdiğine, heykelin ise temelde dokunsal olduğuna dikkat çekmiştir. Morris’e göre heykel, her zaman mekân, ışık ve malzemeyle uğraşan somut ve gerçek bir nesne olmuştur. Morris için insan bedeninin boyutları heykel ölçeğinin boyutları, heykel ölçeğinin kalıcı ölçütüydü. Morris, büyün yüzey ayrıntılarını, sanatçının elinin izlerini ya da yapım sürecini ve rengi ayıklayarak diziler, birimler ve başka sistemlerle birlikte simetri ve soyutlamayı savunmuştur.

Morris, malzemeyi ‘mekânı yontmak’ için kullanmış, mekâna vermek istediği etkiye göre yapıtları değişik yön ve duruşta yerleştirmeler yaparak mekânı istediği gibi dönüştürmüştür. Morris, aşağıdaki resimlerde görüldüğü gibi dört küpün aynalı yüzleri, galeri ve seyirci arasındaki karmaşık ve değişen etkileşimleri üretmek üzere tasarlanmıştır.

morris-1 morris-2

Donald Judd

Donald-Judd

Amerikalı heykeltraş, Minimalizm akımının öncülerindendir. New York Art Students League ve Columbia Üniversitesi’de felsefe ve sanat tarihi eğitimi görmüş, 1959-65 yılları arasında eleştirmen olarak çalışmıştır. 1950’lerde resme ilgi duyan Judd, 1960’ların başında heykele yönelerek tek renkli rülyefler yapmış, 1963’ten itibaren dizi mantığıyla duvara monte edilen ‘spesifik nesne’ adını verdiği ahşap üç boyutlu birimlerini gerçekleştirmiştir. Sonraki yıllarda bu birimleri endüstriyel olarak imal ettirmeye çalışan Judd 1970’ten itibaren tümüyle mekâna özgü çalışmalara yönelmiştir,1973 yılında Texas’ın Marfa kentine yerleşerek, eski bir asker barınağını atölye ve sergi mekânı haline getirmiştir. 1980’lerde mobilya tasarımına yönelen Judd’ın 1959-75 yıllarını kapsayan ve Minimalizm akımı için önemli 36 kaynak olan Toplu Yazıları 1976’da yayımlamıştır. Resimle ilgili başlıca sorun, duvara asılan yassı bir dikdörtgen yüzey olmasıdır. Dikdörtgen zaten başlı başına bir biçimdir; biçimin kendisidir; içinde olanların ve içine konacakların düzenini belirler ve sınırlar. 1946 öncesinde işlerde dikdörtgen işleri bir sınırdır ve resim o sınırda biter. Kompozisyon resim kenarlarına göre bir bütünlük içinde kurgulanırken, tuvalin dikdörtgen şekli vurgulanmaz; önemli olan resmin farklı bölümleriyle bu bölümlerin renk ve biçim açısından birbiriyle ilişkisidir.

Judd bir minimalist olarak adlandırılmaktan hoşlanmasa da, Adsız örneğinde olduğu gibi, kutu benzeri “üç boyutlu yapıları”, Morris’in fabrikada üretilen kübik çalışmalarına benzerlikler taşır. Judd’ın, önceden yapılanları tekrarlamaktan kaçınmaya çalışması ve bir dikdörtgen düzlemi dümdüz duvara yaslamaya olan tepkisi, geleneksel resim ve heykel tanımlarını reddetmesine neden olmuştur.

Irmak (2002) çalışmasında Judd kendi çalışmalarını, “spesifik object” olarak tanımlamış ve çalışmalarının, hiçbir şeyin işareti olmadığını, kendilerinden başka hiçbir şeye gönderme
yapmadıklarını savunmuştur. Hiçbir şeyin işareti olmadığını, sadece kendilerini ifade
ettiklerini savunmuştur. Donald Judd, kendi çalışmalarını, Donald Judd; “eğer benim 37 çalışmalarım en aza indirgenmiş (reductivist) olarak tanınıyorsa bunun sebebi insanların gerekli olduğunu düşündüğü şeylerin yaptıklarımın içinde olmamasıdır. Yoksunluk (abstraction), formun görüntüsünü en etkili şekilde kullanabiliyorsa fazladan bir şey eklememek güzel bir jest olabilir” demiştir Böylece hacim, renk ve ölçek arasında yeni bir ilişki yaratmaya çalıştığını belirtmiştir. Judd tekrar edilen geometrik biçimlerin mekândaki bütüncül algısına odaklandığını belirtmiştir.

Dan Flavin

flavin_dan

Minimalist sanatının öncü sanatçısı Dan Flavin, ışıklı yapı tasarımıyla, endüstriyel üretim olan floresanı basit anlamda kullandığı çalışmalarıyla doğrudan mekânı saran, mekânda kendine özgü atmosfer yaratan çalışmalarıyla tanınmıştır.
Ataseven tarafından yapılan araştırmada, 1961’de Judson Gallery’de çıtığı ilk kişisel sergisinde yer alan İkon, adlı bu çalışması, çevre çizgileri ve köşeleri ampüllerle belirginleştirmiş tablolar ve suluboyalarından oluşmaktaydı. Flavin bu çalışmalara “ikon” adını vermiş ancak “ikon sözcüğünü salt dinsel bir terim olarak değil; elektirik aydınlatmasını sağlayacak şekilde hiyerarşik bir ilişki üstüne kurulmuş, altan üste, kenarda, ayrıca yüzeyi kare biçiminde, yapısı ışıklarla renklendirilmiş olarak görüyorum” ( diye eklemiştir. Bu çalışmalarıyla Flavin, ışığı bir malzeme olarak öne çıkarmayı amaçladığını belirtmiştir.

flavin

Ataseven çalışmasında 1963’te daha devrimci bir düşünceyle yaklaşık 2.5m uzunluğunda sarı floresan tüpünü atölyenin duvarına yatayla 42 derecelik bir açı yapacak şekilde asmıştır. Aynı zamanda “The Dioganal of personal ecstasy” ismini taşımaktadır. (Resim 23) ve sekiz fitlik altın rengi floresan bir çizgi oluşturur. Flavin ilk ürettiği bu floresan ışığını yapıtlarında temel araç olarak kullanacaktır. Amacı renkli, renksiz, yatay, dikey, duvara sabitlenmiş, uzunlamasına yere yatırılmış, tavana asılmış, birden çok lambayla ışığı yarattığını belirtmiştir.

flavin-3 flavin-2

Yukarıdaki resimlerde basit üçgen ve dikdörtgen şeklinde yerleştirdiği net hatlı kesin görünümüyle çeşitli uzunluklarda yan yana yerleştirdiği yapıtları minimaldir. Mekânın bütüncül anlamıyla tamamlayıcı bir parça haline gelmiştir, hazır malzemenin artan ya da azalan sıralı yalın ve tek çeşit yapılardan oluşmaktadır.
Gablik’in belirttiği gibi “minimalist sanatın önde gelen sanatçılarından sayılan Dan Flavin 1967’de, minimalizm için “sembolize ediş azalıyor- zayıflıyor” diyerek, psikolojik olarak kayıtsız/duygusuz bir süslemenin /düzenlemenin ortak anlamına, herkesçe bilinen şeyleri görmekten kaynaklanan tarafsız bir memnuniyetle ve kısaca sanatsızlığa doğru gidilen bir zorlamadan söz edilmiştir”.

Işıklı konstrüksiyonlardan oluşan düzenlemeleriyle tanınan Flavin, resimlerde görüldüğü gibi yalnızca endüstriyel bir üretim malzemesi olan floresan lambaları basit anlamda kullandığı, doğrudan bütün mekânı sarmalayan, orada kendine özgü atmosfer yaratan çalışmalarıyla minimalist olarak nitelendirilir. Önceliğin hep böyle olduğunu dile getirir. Genellikle çeşitli renklerdeki lambalarını, karartılmış yüzeylerin köşelerine yerleştirerek ya da duvar boyunca diziler oluşturacak şekilde kullanır. Çalışmalarının kendine özgü bir atmosfere sevk eden etkisi de böylece kendiliğinden gelir. Flavin, bu dönüştürücü atmosferlere yönelten yapıları özellikle amaçladığını belirtmektedir. Ancak çalışmalarına özellikle koyduğu isimler ve ışıklı düzenlemelerinin yarattığı kendine özgü mistik atmosfer onu minimalist yaklaşımının ötesine taşımış ve çağdaşlarından farklı bir etki geliştirmesini sağlamıştır.

Yapıtlarında kullandığı ışığı, floresan tüpleriyle birleştirmiştir. Floresan tüpleriyle basitçe oluşturulmuş yapılardır ve herhangi bir şeyi ifade etmemekte, herhangi bir anlam taşımamakta ya da herhangi bir şeye işaret etmemektedir.
Floresan tüpleri ile mekana aydınlatma etkisine büyük önem vermekte, tasarladığı bu enstalasyon çalışmasıyla duygusal etki beraberinde zengin bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Minimalizmin temel ilkelerine bağlı kalınarak, özü vurguladığını ve sanatı inceleyenin açısından bıraktığı etki onun farkındalığına yapılan vurgudur. Flavin, floresan ışıklarıyla mekân düzenlemelerini gerçekleştirmesiyle adından söz ettirmiştir.

Frank Stella

ááãä

(1936-) Amerikalı ressam, genç boyasal soyutlamanın ve Minimalist resmin öncülerindendir. Andover Philips Akademisi’nde resim, Princeton Üniversitesinde tarih eğitimi görmüştür. Resim mekân anlayışına karşı resmin fiziksel bir varlık gibi algılanmasına yönelik arayışına siyah zemin üzerine beyaz çizgilerle gerçekleştirdiği yapıtlardır. (Resim 25-26) Minimalizm akımına giden yolda önemli bir aşama olarak nitelendirilmiştir, 1959 yılında New York Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilenmiştir. Şekilli tuvaller de kullanan Stella, 1970’li yıllarda biçimsel dağarcığı son derece indirgemiş bu tür yalın resimlerini geride bırakarak çok renkli ve dışavurumcu resimlere yönelmiştir.

Amerikalı ressam, baskıcı ve heykeltıraş Frank Philip Stella’nın, 1960’ların Minimalist akımının önde gelen isimlerinden biri olmasının nedeni, Onun resme yönelttiği iki problemde bulunabilir: Bu problemlerin ilki, resmin ne olduğunu, ikincisi nasıl resim yapılacağını bulmaktır. Stella, yüzleşilmesi gereken iki probleme varır: Biri mekânsal, diğeri metodik. İlk problem, en önemlisidir çünkü Stella için resim üzerinde boya olan bir yüzeyden başka bir şey değildir ve görsel edimin tuval üzerine aktarılması yeterince güçlü bir iştir. Böylelikle resmi tuvalin dışına taşımıştır.
Minimal sanatın öncülerinden sayılan Frank Stella, ilk çalışmaları soyut dışavurumcu resimler yapmış daha sonra soyut olanla yalın ve sade anlatımı benimsemiştir. Sanatçı, ‘siyah resimler’ adını verdiği çalışmasında siyah beyaz çizgilerle tuvalin biçimini öne çıkartmış, sonraları çizgilerin renkleriyle tuvalin biçimde değişik çalışmalar yapmıştır.
Frank Stella, minimalizm üzerine çalışmaya başladığında, Judd minimalizmin öncü sanatçısıdır. Stella’nın tasarımları geometrik düzlemler arasında basit, dikey ve aralıklı çizgilerle paralel ilişkileri tekrarlayarak oluşturmuştur. Aşağıda görüldüğü gibi sanatçı yapıtlarında beyaz tuval üzerine siyah çizgiler kullanarak, simetri ve ritimle oluşturduğu komposizyonlarıyla adında sıkça söz ettirmektedir.

frank-stella-2 frank-stella-1

Dönemi için şaşırtıcı olan bu işlerinin arasında ham tuvalin ince şeritler halinde görülebildiği paralel, eşit genişlikte siyah çizgilerden oluşan bir seri tablosu  bulunur. “Biçimlendirilmiş Tuval” anlamındaki “Shaped Canvas” terimi Stellanın bu yapıtları için kullanmıştır. Bu çalışmalarında, tuvalin çevresi iç yapıya tamamen uymaktadır. Bu sayede, resim, biçimsel bir komposizyona bağlı olmaksızın sürekli bir düzenle bütünleşmiş olur. Açılan sergiler, hakkında yapılan makaleler, Frank Stella’nın sanatının uluslararası düzeyde tanınmasına yol açtıve bu sayede diğer ressamları, alışılmadık tuval boyutlarında çalışmaya teşvik etmişti. Minimalist sanatçılar, Stella’nın 1960’ların ilk yarısında yaptığı eserlerindeki biçimsel yenilikleri tekrar ele alarak geliştirmişdir.

Minimalist sanatçıların iki boyutlu tuval yüzeylerini terk etmelerindeki sebep olarak, tuvalin sınırlayıcı olduğunu görmesinden kaynaklandığını düşünmektedirler. Stella da resmin her hangibir çağrışım yaptırabilecek bağlarından kopmasına yönelik tuvalin yüzeyine  kesin ve net hatlı simetri ile yalın bir geometri kullanmıştır. Stella’nın sanat anlatışına dair kendi yorumları şöyledir;

“Avrupa’da geometrik çalışan ressamlar, benim ‘ilişkisel resim’ olarak adlandırdığım bir anlayışın peşindedirler. Onlar için en önemli mesele, bir denge kurabilmektir. Bir köşeye bir şey mi kondu, onu öteki köşede başka bir şeyle hemen dengelemeye çalışırlar. Bizim resmimizde ilişkisellik yok. Bizde denge meselesi o kadar önemli değil.” .

frank-4

Resim 27’de görüldüğü gibi ressam, tablolarının dışından, 1967 yılında Merce Cunnigham'ın dans gösterisi "Scramble" için sahne ve kostüm tasarlamıştır.
Ayrıca, eserleri, üç boyutlu olarak tasarlamış ve büyük metal parçalarından oluştukları için (parçaları boyuyor olmasına rağmen) heykel olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Polish Village Serisi'nde tahta ve diğer araçları kullanmaya başladıktan sonra tablolarında esas malzeme olarak alüminyumu kullanmaya başlamıştır (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Frank_Stella Erişim:24.01.2014).

Daniel Buren

Daniel-Buren

(1938-) Fransız ressam 1960′lı yılların ortalarında yeni bir soyutlama arayışına girmiştir. Resmini somut gerçek nesnelere (taşıyıcı, renk, biçim) dayandırmıştır. Çoğu kez yol, metro istasyonları gibi kamuya açık yerlerde sergilenen, gerilmemiş tuval, bandrol ya da pano çalışmalarında, boyalı (düz renk) ve boyasız (boşluklar) dikey şeritleri sürekli olarak kullanmıştır.

Buren’nin açıkladığı hedef, resmi temel bir hale indirgemek, böylece sanattaki geleneksel gelişime kavramlarıyla kopuş sağlamak ve resmi yeniden süsleme ya da zanaattan ayrı olarak bir kuram uygulaması haline getirmektir. Dikey geçişli kağıt parçaları, 8.7 cm genişliğinde bantlar; beyaz ve renkli olarak iç ve dış yüzeylere yapıştırılmış: duvarlar, çitler, vitrinler vb.; ve/veya kumaş/tuval destek, dikey şeritler, her biri 8.7 cm olan beyaz ve renkli şeritler, iki ucu 42 donuk beyaz boyayla kaplanmış. Dikey bantların peş peşe gelişi de yönteme göre düzenlenmiştir. Hep aynı şekildedir, böylece yüzeyin yada alanın içine bakılacak herhangi bir kompozisyon yaratmaz, ya da minimum veya sıfır ve yahut da nötr kompozisyon yaratır. Bu fikirler genel olarak sanatla bağlantılı olarak anlaşılır, iç değerlendirmeler arayıcıyla anlaşılmaz.

daniel
Apa (2007) çalışmasında, Buren'in çalışmalarındaki 8.7cm'lik dikey şeritlerden oluşan
değişmeyen yapı içerisinde, belki de 'değişebilir' olduğu için en dikkat çekici öğe, beyaz şeritlerin aralarında yer alan değişir renkte şeritlerdir. Bu şeritlerin renkleri değişir, çünkü
değişmediği takdirde mekânın da değişmediği sonucu doğmuştur. Renkleri belirleyen
mekân olduğunu belirtmiştir.
Buren yapıtı meydana getireceği mekana birincil önem vermekte ve gerekirse eserin boyutlarını, malzemesini içinde bulunacağı yapının özelliklerine göre belirlemektedir. Bu
da sanatta illüzyonizme karşı tavrından ve sanat yapıtının gerçekliğe tam anlamıyla dâhil edilerek vücuda getirilmesi gerektiğini vurgulayan anlayışının bir getirisidir.

Daniel Buren, sanat eserlerinde izleyicide bir gerçeklik hissi uyandırma amacını yoktur. Herhangi bir fikre çağrışım yapmayı reddettiği gibi yalın ve hiçbir nesneyi ya da kimseyi temsil etmeyen çizgilerle baş başa bırakmaktadır. Çalışmalarında olduğu gibi görünen eserlerinde yalın ve indirgeyici olmasına önem vermiştir. Resim 29’da Gungenheim Müzesini gezilmesini sağlayan birbirine dönüş sağlayarak bağlanan koridor kenarında kullanıdığı eşit uzunluk ve kalınlıkte sıralı tekrara dayalı yeşil çizgileriyle mekâna minimalist bir etki kattığı görülmektedir.

Zaha Hadid

Zaha-Hadid-43030.XL

1950’de Bağdat'ta doğmuştur. Londra Architectural Association okulunda mimarlık okumadan önce Beyrut Amerikan Üniversitesinde matematik bölümünü bitirmiştir. Zaha Hadid, köşeli düzenlemelerle yaratılan her türlü fikri dışlamaktadır, o tasarımlarını akışkan ve organik formları yuvarlak hatlarla yaratmaktadır. Projeleri diyagonaller, sarkıtları kıvrımlar ve katmanlarla hayat bulmaktadır. Çalışmalarında mimarlık, sanat ve tasarımı kesiştiren mimar, bize yeni yaşam biçimlerine dair hayaller kurdurmuş ve daha kaliteli bir yaşama sahip olabileceğimize inandırmıştır.
Zaha Hadid’in tasarım bakışı yumuşak hatları kullanması ve konstrüktivist yapısı olan bütünü parçalayıp birbiri arasında geçişler kurarak akışkanlıkla beraber işlevsellik kazanmasıyla yumuşak hatlara sahip sanatçıdır. Dekonstrüktivizmden yola çıkarak tasarımlarını oluşturduğu gibi işlevsel olmasını sağlaması için basit ve konforlu olması tasarım anlayışıyla yalın endüstriyel malzemeleri kullanarak minimal çalışmalarda yapmaktadır. Minimal hatlarla oluşturduğu yapıtlarında de düzen ve bütünlüğü ön planda tutmuştur. Yalınlığa ve görsel algıya verilen bu minimal hatlar ile estetik görünüme sahip olduğu görülmüştür.
Biçim ve formu alışagelmiş dışında kullanmıştır. Kullandığı biçimler genelde eğri, akışkan, dalga biçimli, farklı çalışmalardan oluşmaktadır.  Hadid’in yapıtları şehir planlamasından ürün tasarımına, iç mekân ve mobilyaya uzanan alanları kapsamaktadır. Resim 30’da görüldüğü gibi kararmış saf gümüş ve diğer taşlar; topaz(sarı yakut), duman rengi kuvars ve siyah spanyel materyal olarak kullanılmıştır. Kolye 43cm boyunda, 40 cm enindedir. Manşet detayı ise 45cm boyunda, 10cm enindedir. Tasarlamış olduğu kolye ve yaka giysi tasarımına heykelsi görünümle birlikte boyutludur.

zaha-2 zaha-1

Leave your vote

1 point
Upvote Downvote

Total votes: 1

Upvotes: 1

Upvotes percentage: 100.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Published by: admin in Moda, Sanat, Tasarim

Leave a Reply

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…