25 Şubat 2016 - Yorum Yazılmamış!

Minimalizm ve Sanat İlişkisi Hakkında Bilmedikleriniz

19. yüzyılın sonuna kadar olan tasarımlarda estetik ve şekil kaygısı ön planda olmamış, ihtiyaca yönelik çalışmalar yapılmıştır. 20.yüzyılın başından itibaren tasarımlarda estetik ve görsel arayışlar etkisini göstermiştir. Bir önceki blog post'umuzda minimalizm nedir, bundan bahsetmiştik.

minimal-art2

20. yüzyılın başlangıcında sanatçılar, yirmi beş asırdır Batı sanatına yol göstermiş bir temel ilkeyi reddederek bu radikal kopuşa ilişkin olarak iki kampa bölünmüşlerdir. Bir tarafta, soyutlamayı, bilim ve teknolojideki devrimlere eşlik eden yeni bir gerçeklik korkusu olarak övenler vardır. Bu görüşe bakılırsa, soyutlama, insan duygularının ötesindeki faktörlerin varlığını dışa vuran ya da sanatçıların yeni endüstrilerin makine estetiğini benimsediklerini gösteren göreliliğe ve atom teorisine olumlu bir karşılıktır. Diğer taraftaysa, soyutlamayı bu tür gelişmelere karşı bir tepki olarak görenler bulunur. Bu perspektiften bakıldığında da, ‘soyutlama’ teriminin devreye sokuluşundan önceki bir adlandırmayla ‘nesnel-olmayan’ sanatın ortaya çıkışı, hem doğanın hem de insan bilincinin temelini oluşturan değişmez ve ebedi formlar arayışıdır, evrensel uyumlara karşı dengeleyici bir ifade şekli olmuştur. Bazı eleştirmenler soyutlamanın doğanın özünü irdelediğini ileri sürerken, bazılarına göre soyutlama kent dünyasının hünerlerini yansıtır ve bazılarına göre özel duyguların gizli dünyasına eğilir. Bazılarının nezdinde tinsel hakikat habercisi, bazılarının nezdinde katı katı malzemenin yüceltilmesidir. Bu gün soyutlamanın büründüğü formlarda çok sayıdadır ve Konstrüktivizm, Soyut Ekspresyonizm, Minimalizm, renk alanı resmi, Post Minimalizm, kavramsal soyutlama ve Simülasyonizm kadar çeşitli hareketlerden beslenmiştir.

minimal-art

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1960’lara kadar olan dönemde çağdaş sanat adı altında figüratif ve soyut sanat anlayışları da sanat tarihi sahnesinde yerlerini almışlardır. 1960'lı yıllarda sanatta yeniden gerçekçiliğe dönüş başlamış ve minimalizm gibi akımları besleyen fikirler yeniden egemen konuma gelmiştir. Akımın geliştiği 1960’lı yıllar çerçevesinde ‘minimalizm’ ya da ‘minimal sanat’, sanat tarihindeki ilk kullanımı üzerinde çeşitli bilgilere rastlamak mümkündür. Bu gün yüklediğimiz anlamları karşılayacak biçimde bu anlamlandırmanın ilk kullanımı düşünür Richard Wollheim tarafından yapıldığını kabul edilmiştir.

Wollheim, ‘Minimal Sanat’ terimini 1961 yılında ‘içeriği en aza indirgenmiş sanat’ anlamını karşılamak üzere üretmiştir. Sanat eleştirmeni Barbara Rose’un 1965 yılında ‘Art in America’ dergisinde yayımladığı ‘ABC Art’ başlıklı yazında yeni bir sanat eğiliminden söz ederken kullanmış olduğu ‘minimum’ sözcüğü, ‘Minimalizm’ kavramına hayat verdiği kabul edilen ilk adlandırmalardan olmuştur.
İlk kez 1961’de düşünür Richard tarafından “içeriği en aza indirgemiş sanat” için kullanılmış olan “Minimal Sanat” terimi daha çok üç boyutlu yapıtlar heykeller için kullanılmıştır. 1950’lerin Soyut –Dışavurumculuk akımının doğal bir gelişmesi olduğu kadar, mantıklı ve kavramsal düzenleme yöntemiyle, nesnelliği ve rastlantısallıktan uzaklığıyla tavır olarak Soyut Dışavurumculuğa karşı bir anlayıştır; ama Soyut-Dışavurumculuk ’un büyük ölçeğini, çarpıcılığını ve sanat dilinin dolaysızlığı ilkesini sürdürmüştür.

minimal-art3

Minimalistler gerçek mekânı kullanmaktadır. Gerçek mekânda gerçek nesne anlayışıyla üç boyutluluğu benimsenmiştir. Sanatçının çalışmasını benimsediği düşünceyi hissederek ortaya koyması ve izleyicinin bunu incelerken düşündüğü süreç minimalist yapıtlarda çok önemlidir. Bu yüzden minimal sanat mekândan ayrı düşünülemez.
Minimalist temel yapıtlar, izleyici ve onu saran mekân arasında farklı bir algılayışı yansıtmayı amaçlar. Soyut dışavurumculuk akımının gündemde olduğu dönemde tasarımcılar kişisellikten kaçınarak, yansız, soğuk geometrik şekilleri de içeren üç boyutlu görünüm kazandırarak yapıtlar oluşturmuştur. Minimalizm yapısının anlayışında sistemli bir şekilde tekrarlanmasıyla, yalın bir tasarım anlayışı gelişmiştir.
Amerika’da minimalizm en büyük etkisini yaratmıştır. Üç boyutlu çalışan artistlerin içerisinde çalışmalarından iki boyutluluklardan farklı olarak, bir yeni sanat fenomeni olarak kurulmuştur.
Bu tür geçiş aşamasında minimal motiflerle benzerlikler vardır, bu da hala David Smith’in çalışmalarına ilişkilendirilmiş, Richard Serranın çalışmaları tarafından esinlenilmiştir. Üç
boyutluluk gerçek alandır. Alan içi ve dışı, işaretli ve renkli, yalın alanlarda ve illüzyonizmin probleminden kurtarmıştır. Bunlar Avrupa sanatının en belirgin ve görünen kalıntılarıdır.
Resmin birçok sınırları artık gündemde değildir. Bir çalışma-iş düşünüldüğü kadar güçlüdür.

 

Kazmaoğlu çalışmasında 1910'lu yıllarda, Kazimir Maleviç beyaz zemin üstüne "Siyah Kare” sini koyarak yaptığı resimle Minimalizm’in ilk sinyalini vermiştir. Maleviç kareyi doğada bulunmayan geometrik form olarak tanımlamıştır. Biçimleri en basit geometrilerine, renk kullanımını temel renklere, hatta nötrleştirerek siyah-beyaza indirgeyerek mükemmellik araması adeta tanrısal bir davranış gibi görülmüştür. Bu saf geometrik yaklaşım pozitif düşünceden metafiziğe kayan bir zemin oluşturmuştur. Maleviç beyaz üstüne beyaz çalışmalarından sonra resim yapmadığını, adeta ‘nirvana’ya ulaştığını belirtmiştir.

art-minimalism

Kasmir Malevic, Siyah Kare, 1913-15.
Kazmaoğlu (2003) çalışmasında, Maleviç'in başladığı bu çizgi, 1960'lı yıllarda, ABD'de çoğu heykelci olan bir grup sanatçı ve düşünce adamı tarafından kavramlaştırılmıştır. Tony Smith, Donald Judd, Carl Andre gibi heykel sanatçıları, Ellsworth Kelly, Frank Stella gibi ressamlar ürünleri ve anlatımlarıyla "Minimalist Sanat" ı tanımlamışlardır. Rengi ve biçimi en aza ve temel öğelere indirgemek, hatta kullanılan malzemenin yalnızca kendi renginden yararlanmak, yapıtları kompozisyonlara yüklenen ifadelerden arındırmak Minimalistler’ in temel tutumu olmuştur. Daha çok, kendi renklerine müdahale gerektirmeyen ahşap, demir, çelik, alüminyum gibi malzemeler kullanmışlardır. Çoğu sanatçı yapıtlarını bir kimlikten de arındırmak için "isimsiz" olarak tanımlamış olduğunu belirtmiştir.

Minimalistler için sanat, ‘ne görüyorsan, odur’; ötesi yoktur. 1940’lardan 1960’lara uzanan süreçte etkinliğini sürdüren Amerikan Soyut Dışavurumculuk akımının bireysel dışavurumun ve derin öznelliği yücelten tavrına karşılık Minimalizm nesnel bir sessizliği benimsemiş; Dışavurumcuların her doğaçlama fırça darbesine yüklediği varoluşsal anlamlar karşısında rasyonel tavrın göstergesi olarak, simetri ve düzeni korumuştur.

minimal-art4

Yapıta olduğundan başka değer vermeyip ve çağrışımlara yer vermeyen minimalist sanatçıların düşünceleri kısacası şöyledir; “Ne ise o” dur. Minimalizm bilinçli bir tercihtir. Herhangibir şeye çağrışım olmayacak yapıtlar tasarlanmıştır.  Minimalizmde tek bir harekete verilen mesaj çok büyüktür.
Minimalizmin temel ifalerinden birini Mies van der Rohe, “less is more” (az olan çoktur) sözünü söylemiş ve Amerikan şehrini derinden etkileyerek endüstriyel malzemelerden çelik ve camı kullanmış, simetrik düzende sade ve açıklığa dayalı görünümü tanıtmıştır. Minimalizmin temelinde yatan düşünce “az olan daima daima fazladır,” ifadesi genel niteliktedir.

Minimalizm, 1960’lı yıllarda bir akım olarak gündeme geldiğinde “ABC Sanatı”, “Retçi sanat”, “Soğuk sanat”, “Dizisel sanat” ya da Temel Strüktürler gibi isimlerle anılan minimalizm, ABD’de Pop Sanatın en şaşalı günlerini yaşadığı dönemde sanat ortamını kitle kültürünün bir başka yüzüyle tanıştırmıştır”. O dönem sanatı karmaşıklığı ve her doğaçlama tasarımı içerirken minimalizm simetriyle birlikte tekrarı ve düzeni tasarımlarında göstermiştir. Minimalizm ile tüm fazlalıklardan arınmış, sanat sanat içindir ilkesini benimsemiş ve boyutlu tasarımları meydana getirmiş olduğunu belirtmiştir.

Meyer (2005, s. 76) çalışmasında minimalizm de bireysel başlangıçlar, 1960’lı yılların ilk dönemlerinde görülür. Minimalizm “...halkın önüne ilk olarak 1963’te Donald Judd ve Robert Morris’in tek kişilik sergilerinde çıkar ve daha sonra Carl Andre, Dan Falvin ve daha başkaları bu akıma katılır”. 1960’ların ortaları boyunca "Siyah, Beyaz ve Gri" ve "Temel Yapılar" gibi grup sergileri ile yeni bir hareket olarak gelişir ve minimalizm ile ilişkilendirilmiş öncü çalışmaların her biri seri olarak veya tümden geometrik formlardan oluşan ciddi bir stil olarak ortaya koyulduğunu belirtir.

minimal-art7

Akımın ortaya koyduğu, temiz, yalın ve arı estetik anlayış, 1966’larda ‘Sanat sanat içindir ‘ ilkesini yüceltmiştir. ABD’ de 1960’ların ortalarında yaygınlaşan ve hemen büyük sergilerle sanat çevresinde tanınan, 1974’e kadar yoğun yetkinliği olan minimal sanat, 20.Yüzyıl başlarında soyut sanatından, Pürizm, Yapıcılık, De Stil, Geometrik soyutlama ve Op Sanat akımlarından sanatın görsel ve biçimsel niteliklerine öncelik veren kavramları almıştır. 1967’de Washington D.C.’de ‘içerik olarak ölçek’ adlı ilk kapsamlı minimalist heykel sergisi T. Smith’in devasa küp biçimli yapıtlarını, Caro’nun yerlere serilmiş metal levhaları, Judd’un aynı renkte prizmalardan oluşan duvara asılmış yalın heykellerini, Newman’ın büyük piramit heykelini, Andre’nin birbiriyle aynı birimleri yan yana dizerek oluşturduğu yapıtını ve Ronald Blade’nin tavana kadar uzanan yalın geometrik yapıtını inceliyordu.

Kul’un belirttiği gibi “minimalist sanat akımı heykelin sadece uzamsal ifade yolu olduğuna karşı çıktığını, minimalist obje ve enstalasyonlar, birçok öğeden ve kısımdan oluşan seriler olarak tasarlanmakta olduğu bilgisini bize vermiştir”. Teknolojinin gelişmesiyle endüstriyel malzemeler çeşitlilik göstermiş ve birbirine ilişkili parçalar benzer özelliktedir.
Minimalist yapıtlarda malzeme değişime uğramaz ve kendi niteliğini olduğu gibi ortaya koyar. İndirgenerek sade biçim alan yapıt ilk bakışta okunabilmektedir. Birkaç sınırlı rengin sade ve geometrik çizgilerden büyük monokrom renk alanlarından tasarlanmaktadır.

minimal-art6
Minimalizm de monokrom söz konusudur. TDK monokromu, tek renk olma durumu olarak açıklamıştır. Görsel moda sözlüğü ise Monokromu, tek renklilik, tek renk kullanımı olarak açıklamış. İngilizce de ‘Monochome’ olan bir resim veya desende, yalnızca bir rengin tonlarının kullanılması olarak açıklamaktadır. Örneğin; tek rengin açık, orta ve koyu olarak bir arada kullanılmaktadır. Monokrom moda uyum ve kaynaşma elde etmek için bir kıyafetin tüm parçalarının aynı renkten oluşmasıyla var olur. Siyahın her zaman moda olacağı bilgisinden hareketle siyah tipik monokrom rengidir, ama beyaz ve gri de aynı şekilde kullanılmaktadır.
Sanatta soyutlama, sanat eserinin yapısı bakımından daima gündemde olsa da sanat akımlarının birbirine olan tepkileri yüzünden oluşan gelişimde katkı sağlamaktadır. Soyut dışavurumculuğun biçime ve duyguya verdiği aşırı öneme karşı tepki olarak, nesnenin nesne olma özelliğine dikkat çekmek ve ifade, tarihsel, sembolik anlamlarını minimuma indirgemek amacıyla hareket eden minimalist sanatçılar nesnelere ve nesnelliğe olan bu ilgi nedeniyle genellikle heykeller üzerinde yoğunlaşmıştır.( Kaynak: http://www.anatomisanatevi.com/sayfa-Sanat-Tarihi-ve-Akimlar-Hakkinda-Bilgiler)

minimal-art8

Heykel ağırlıklı bir tür soyut sanat biçimi olan Minimalizm, özellikle 1960’lı yılların sonunda ve 1970’lerde Amerikan sanat ortamında etkin oldu. Bu tür sanatsal biçimin yalınlığını ifade etmek için “ABC Sanatı” da denilen Minimalizm, resim ve heykeli “özüne indirgeyerek” geometrik bir yaklaşım sergiler. Minimalizm biçimde aşırı yalınlığı ve nesnel yaklaşımı savunmuştur. Minimalistler, bir sanat yapıtının yalnızca kendisini çağrıştırması gerektirdiğini ileri sürmüşler, bu nedenle, yapıtlarını, gerçeksel olmayan her türlü çağrışımdan arındırmaya çalışmışlardır.

Türkdoğan’nın çalışmasında minimal sanat resimde her türlü göz yanıltıcı görüntüyü ve öznelliği yadsıyan, heykelde ise fabrikada üretilmiş malzemeleri tercih eden, 26 endüstrinin uyguladığı seri üretim yöntemlerini öncelikli olarak kabul eden bir tavra sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Akımda üç boyutluluk söz konusu olduğu için heykelle ilişkilendirilen her türlü geleneksel yöntemi reddederek endüstriyel malzemelerin kullanım yollarını aranmıştır. Seri üretilmiş nesnelerde kişisellikten her anlamda arındırılmaya önem verilmiştir.  Temel geometrik komposizyonların tekrarlanarak yansıtılmıştır.
ABD’de soyut dışavurumculuğa tepki olarak çıkan ve soyut olanla devam eden Minimalizm akımının önemli isimleri arasında: Carl Andre, Ronald Bladen, Mel Bochmer, Dan Flavin, Mahias Goeritz, Donald Judd, Sol LeWİtt, John McCracken, Robert Mangold, Brice Marden, Agnes Martin, Robert Morris, Dorothea Rockburne, Robert Ryman, Richard Serra, Tony Smith, Frank Stella, Daniel Buren, Robert Rauschenberg sayılabilir.

minimalart10

Robert Rauschenberg “Beyaz, Siyah (Resim 8-9) Resimlerini galeri mekânında objeler (tuvaller) olarak konumlandırmış olması nedeniyle, minimalist akımın öncülerinden sayılmıştır. Minimalist sanatçıların iki boyutlu tuval yüzeyini terk etmeleri, öncelikle tuval yüzeyinin kendisinin kısıtlı imkânlar sunması olarak nitelendirilirken, Rauschenberg bu sınırları, yaptığı asamblajlarla( doğal ya da hazır malzemelerin parçalarından oluşturulan üç boyutlu nesneler oluşturulan sanat yapıtları tanımlamak için kullanılır) zorlamıştır. Bu yapıtlarda Pollack’ın boya akıtma tekniğini kullanarak, yapıtlarında geçmişi ümidiyle birleştirerek sanat yapıtlarında yeni bir ifade dili yaratmıştır.

Minimalistlerin kullandığı gündelik endüstriyel malzemenin tek örneği Flavin floresanları değildir. Pek çoğu yapı-endüstri pazarlarından temin edilen Minimalizm malzeme dağarcığı içinde tuğla, sunta, kontrplak, alüminyum, çelik, fiberglas, pleksiglas gibi çeşitli malzemeler, çoğunlukla endüstriyel yöntemlerle sanat yapmak için kullanılmıştır. Minimalistler kendinden önceki sade, indirgemeci bir estetiği benimseyen sanatçılardan, sözgelimi Ad Reinhardt, Agnes Martin, Robert Ryman, gibi sanatçılardan ayıran, hem bu tür endüstriyel malzemelere yönelmeleri, hem de resim ya da heykel gibi belirgin kategoriler içinde kalmamalarıdır.
Resim 10’da, Flavin 1992 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi, New York ve yenilenmiş galeriler için bir kurulum tasarımı için davet edildi. Kubbeli her defne Frank Lloyd Wright tarafından müzenin eşsiz mimari tasarımı vurgulayarak, mavi, pembe, sarı veya yeşil flouresan ışıkları yaktı. Flavin ışıkları ayrıca müzenin yerden genişletilmiş pembe flüoresan tüpler muazzam bir dikey sütun eklenmiştir. Merkez sütunun rengi günün farklı saatlerinde değiştirilmektedir: karardıktan sonra soluk pembe önemli olurken, gündüz lambalar beyaz görünmesini neden olmuştur.

resim10-minimalism

Yüzyılın sanat ve müzesi Guggenhe müzesinin, gerek klasik merdiven akışını reddeden modern minimalist merdiveni, yapı etrafında dönen yollar ile fazlalıklardan azaltılarak müzeyi gezmeye kolaylık sağlayan sıralı tekrara dayanan bütün bir görünümle gerekse Resim 10’da verilen Flavin’in 1992’de müzenin ortasında daire etrafını çevreleyen floresan 28 ışıklarının blok halinde üst üste yerleştirilmesiyle müzenin aydınlatmasını sağlayan minimalist yapı fazlalıklardan arındırdığını gösteren minimalizmin güncel örnekleri arasında yer almaktadır.

Yaratıcılıkla ilgili yeni bir kavram doğmuştur: Sanatçının kişiliğini ya da bir usta olarak yeteneğini değil de, fikrin değerini vurgulayan bir anlayış ortaya çıkmıştır. Böylelikle çalışma anlamı net olmasa da uzun, hacim, doku, malzeme, renk ışık vasıtasıyla bir fikri ortaya koymak amacıyla bir nesnenin veya nesnelerin düzenlenmesi olarak kabul edilmiştir. Fransız sanatçı Yves Klein’ın Paris’teki sergisinde, beyaza boyalı boş bir galeriden başka hiçbir şey yoktur. Diğer sanatçılardan en az onun kadar farklı ya da şaşırtıcı olan kendi aktarımlarını geliştirmiştir (Hollingswart, 2009, s. 473).

Minimalistler geometrik formların önemine değer verdikleri gibi var olan biçimi basite indirgeme bilinciyle tasarım öğelerinden özellikle biçim ve rengin etkisini önemsemiştir.

Renk ve biçim kullanımında saflaşmayı hedefleyen minimalistler basit hacimler ve geometrik biçimlerde endüstriyel materyaller kullanımına ağırlık vermiştir. Sanat eserlerinin tarzından ziyade tasarımsallığın temeline oturan minimalistler düşünce sanatı kesin, ölçülü ve sistematik bir uygulama ortamına taşıdı. Onlar için sanat zihin nesneler üzerindeki rasyonel düzenini tesis ettirebilecek bir güç kaynağı olarak ön plana çıktı. En önemli temsilcileri arasında renk tonlamaları ve değişmelere eğilen Josef Albers, renk soyutlamasıyla dikkat çeken Barnett Newman, en özgün minimalist eserlerin yaratıcısı Donald Judd’ dur (Beksaç, 2007, s. 139).

minimalart11

Judd kelimeleri “karmaşık düşüncenin basit ifadesi” ve oldukça (estetik) modanın da içinde var olduğunu özetlemiştir, amaç pragmatik ve fonksiyonel oluşturmaya başlanması
ile bunu teknik olarak geliştirmiştir.
Bir takım sanatçılar minimal sanata bir alternatif ararken birden cismin nasıl süslü püslü veya çarpıcı olmasından çok, nerede nasıl duruyor, çevreyle ilişkisi nedir gibi şeyler tartışılmaya başlanmıştır. Amaç izleyicinin kavram karmaşasını ortadan kaldırmaktır. Bu hızın yarattığı rahatsızlığa karşı doğudaki Budizm, zen kültürünün de etkisiyle minimalizm toplum tarafından çok sevilmekte ve hızla kabullenmektedir. Sanat felsefeyle daha çok örtüşmeye başladığı görülmektedir.
Ertürk (2011) çalışmasında minimalizm ve yalınlık kavramının, sadece biçim arayışından ortaya çıkan bir kavram olmadığını, zengin bir geçmişi, düşünce alt yapısı olduğunu ve birçok toplum tarafından benimsendiğinden bahsetmektedir. Minimalizm akımının birdenbire, sıfırdan var olmadığı, sade yaşamın yeni keşfedilmiş bir düşünce olmadığı ve minimalizm hangi fikirlerin sonucu geliştiği göstermektedir.
Gablik’in belirttiği gibi “minimalistler doğaçlama, otomatizm ve sanatçının sübjektif özgürlük alanını temsil eden soyut ekspresyonist tavrı reddederken açıklık, kavramsal katılık, kesinlik ve basitliğe bağlılık olarak epistemotik küpü ortaya koymuşlardır. Sanatı daha kesin, açık, ölçülü ve sistematik yöntemlerden oluşan alternatif bir yöne doğru çevirmek istemişlerdir”.
Ataseven (2012, s. 87)’in belirttiği gibi “minimalistler aynı zamanda doğanın bolluk ve cömertliği karşısında özellikle insanın yarattığı nesneler olarak sanatın konmasını önermiştir. Burada formalizm en uç noktasını bulunmuş, bu yüzden biçim aynı zamanda içeriği de oluşturmuştur” biçimin değeri sanat yapıtı hakkında bilgi verir.
Minimalizm akımı en az ile yetinme ve ihtiyacı karşılamaya yönelik en az şeye ihtiyaç duymak olduğu için gerçek sadeliği minimal bir bakış açısıyla yansıtmıştır. Minimalizm yaşamın kendisidir. Bazı ünlü düşünürlerin minimalizm akımı hakkındaki sözleri şöyledir;

*  Karmaşık şeylerin güzel olduğunu düşünmek insanların ortak yanlışıdır.(Descartes)
* Sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır. (Hegel)
* Fakirlik, yoksunluk, eksiklik değildir minimalizm; aksine bilinçli bir tercihtir; zor olanı seçmektir, azla çok yapmaktır. (Ludwig Miesvan der Rohe)
* Akla, hem de saf akla hitabeden sadece saf akıl ile haz alınan bir güzelliktir minimalizm. (Kant)

Özdoğru çalışmasında minimalizm, sanat tarihi süreci içinde öncelikle plastik sanatlarda ve mimaride bir akım olarak etkin akım olması gerçekliğini, biçimciliğin somut yansımalarında daha net ifade bulabilme olanağına bağlanmıştır. Fakat bilindiği gibi zamanla minimalist yaklaşım; moda, edebiyat, müzik, tiyatro ve sinema gibi farklı birçok disiplinde yer bulmuştur.
Görsel sanatlarda minimalizm, soyut dışa vurumculuğun biçime ve duyguya aşırı önem vermeye karşı tepki olarak nesnenin bir nesne olabilme özelliğine dikkat çekmek ve ifade, tarihsel, sembolik anlamlarını minimuma indirmek amacıyla hareket etmiştir. Yapıtın aitlik duygusunu azaltmakla birlikte nesnelliğe vurgu yapmıştır. Minimalizm sadeliği ön planda tutmuş, aşırıdan uzaklaşmıştır. Biçimciliğe tepki olarak çıkmış, karmaşıklığı ve onun getirdiği biçimleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Sadece bizim için gerekli olan veya zorunlu olana ulaşabildiğimiz ölçüde yaşamda minimali seçmiş olunur. Yaşam alanındaki sadelik, beraberinde konforu getirerek yaşam kalitesini yükseltmektedir. Sade olanda konfor arandığı sürece görsel olanda işlevsellik önem kazanmıştır.

minimal-art5
Sanat tarihine bakıldığında geçmişten günümüze sadeliğe, süsten aşırılıktan uzaklaşmaya minimal olana ve net ifadelere yer almaktadır. Minimalist yapıtlar tasarlanırken komposizyon kaygısından vazgeçmişler, simetrik düzende sıralı tekrarlar ile sağlanan bütünlüğü benimsemişlerdir.

 

 

 

 

 

Leave a Reply