13 Aralık 2017 - No Comments!

Sporda Şiddet Sorunu, Nedenleri, Örnekleri ve Taraftarlık Kavramı

Sporda Şiddet

Spor Kavramı

Şiddet Kavramı

Şiddet, Çeşitleri ve Saldırganlığın Sebepleri

Taraftarlık Kavramı, Çeşitleri, Davranışları ve Şiddeti

Sporda Şiddet, Şiddetin Kaynağı, Şiddetin Nedenleri

Dünya’da ve Türkiye’de Yaşanan ve Tarihe Geçen Sporda Şiddet Olayları

Spor Kavramı

Spor, insanın, doğayla savaşırken kazandığı ana becerileri ve geliştirdiği araçlı-araçsız savaşım yöntemlerini, boş zamanlarındaki artışa bağlı olarak, tek tek ya da topluca, barışçı, biçimde ve benzetim yoluyla, oyun, oyalanma ve işten uzaklaşma için kullanmasına dayalı estetik, teknik, fizik, yarışmacı toplumsal bir süreçtir.

“Kariyerim boyunca 9000’den fazla başarısız atış yaptım, 300’den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım. İşte başarımın sırrı!” - Micheal Jordan

 

Spor, iç ve dış faktörlerle motive edilmiş bireylerin nispeten karmaşık fiziksel becerilerinin kullanımını veya fiziksel çabayı gerektiren kurumsallaştırılmış rekabete dayalı aktivitelerdir. Spor, bireyin fizyolojik ve psikolojik yönden sağlığını geliştiren, sosyal davranışlarını düzenleyen, zihinsel ve motorik belirli bir düzeye getiren biyolojik, pedagojik ve sosyal bir olgudur. Spor, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın başlıca unsuru olan insan gücünün, sağlıklı bir şekilde geliştirilmesi için yapılan faaliyetlerin, oyun eğlence ve yarışma amacına dönüştürülmesi biçimidir.

Spor, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel unsuru olan insanın, beden ve ruh sağlığını geliştirmek, kişiliğin oluşumunu, karakter özelliklerinin gelişimini sağlamak, bilgi, beceri ve yetenek kazandırarak çevreye uyumu kolaylaştırmak, kişiler, toplumlar ve uluslararasında dayanışma, kaynaşma ve barışı sağlamak, kişinin mücadele gücünü arttırmak yanında belirli kurallara göre, rekabet ölçüleri içerisinde mücadele etme, heyecan duyma, yarışma ve yarışmada üstün gelme amacıyla yapılan faaliyetler olarak tanımlanabilir. Bu özelliklerinden dolayı, çağımızda spor çok yönlü, çok faydalı, çok amaçlı ve çok çeşitli boyutlar kazanmış ve evrenselleşmiştir.

Şiddet Kavramı

Şiddet sözcüğü dilimize Arapçadan giren bir sözcüktür ve “Peklik”,“sertlik”, “sıkılık” anlamları vardır. Anlamı bu haliyle, İngilizce ve Almancadaki karşılıklarından bazı farklarla ayrılır. Örneğin İngilizce violence sözcüğü Latince violentus ve violare’den gelmektedir. Cebri, kuvvetli, hiddetli, sert, zorlu, taşkın anlamlarına gelen ilki Wade’e göre “bir şeyin yapılma tarzını” vurgularken, diğeri yani violare, incitmek, zarar vermek, bozmak, lekelemek, tecavüz etmek, zorlamak, çiğnemek, ihlal etmek anlamlarına gelip “yapılan şeyi” vurgular. Dolayısıyla sözcüğün İngilizce kullanımının Latince köklerinde göze ilk çarpan şey, biri genel olarak kuvvet fiilini gerektiren diğeri de ihlal etmeyi içeren iki temel anlamının olduğunu çıkarmaktayız. Violence’ın kuvvet anlamı daha çok analitik gelenek tarafından ele alınıp incelenen bir anlamdır. İhlal etme anlamının incelenmesi ise bu geleneğe girmez. Şiddetin eski Yunancasına baktığımızda, bia1 sözcüğünün kullanımının da bu etimolojiye paralel bir kökte yer aldığını görüyoruz.

Sporda Şiddet

Şiddet, kelime anlamı olarak, insanın fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik her türlü maddi ve manevi olumsuzluğu dile getirmektedir. Bu olumsuzluğun temelinde ise dikkatimizi çeken iki kavramdan biri güç, diğeri ise saldırganlıktır. O halde güç ve saldırganlık kavramları da ele alınırsa, şiddet kavramı daha iyi anlaşılacaktır.

Güç: Bir olaya yol açan her türlü devinim olarak tanımlanmışken, Saldırganlık ise Hâkim olmak, yenmek, yönetmek amacıyla güçlü, şiddetli, etkili bir hareket, fiil, işlem: bir işi bozma engelleme, boşa çıkarmaya karşı düşmanca, yaralayıcı, hırpalayıcı veya tahrip edici (yıkıcı, yok edici) amaç taşıyan bir davranış olarak tanımlanır.

“Güç” ve “saldırganlık” kavramlarının şiddetle ilişkisi doğrudandır. Gücün birey, gruplar ya da daha genel anlamda toplumsal bazda zarar verici nitelikte saldırgan bir eğilim içinde kullanılmasına genel olarak şiddet diyebiliriz. Kavramların birbirini besler nitelikte ve zincirleme bir süreçte hareket ederek şiddeti oluşturduğu gözlenir. Bu noktada şiddeti tanımlamada yaşanan güçlükler, saldırgan eğilimlerin boyutu ve niteliğinden kaynaklanmakta, böylece saldırganlık kimi zaman bireysel düzeyde içgüdüsel bir eylem olarak tanımlanırken, kimi zaman da toplumsal düzeyde kolektif bir etkileşimin ürünü olarak algılanmaktadır. Şiddet ve saldırganlık farklı birer olgu gibi değerlendirilse de, konu ile ilgili çalışmalar incelendiğinde, şiddet ve saldırganlığın birbirinden tamamen bağımsız kavramlar olmadığı görülür. Şiddet, insanda doğal olarak var olduğu kabul edilen saldırganlık eğiliminin bireysel ya da toplumsal boyutta, ancak diğerine zarar verecek biçimde dışa vurulması yansıtılması olarak tanımlanır. Hemen akla şöyle bir soru gelebilir. Şiddetin temelinde saldırganlık eğilimi varsa bu eğilimi harekete geçiren nedir?

Saldırgan eylemin nedeni, ortaya çıkış biçimi veya boyutu, yönü, niteliği ve sonucu şiddet konusunda farklı tanımlamalara gitmenin veya farklı bakış açılarıyla şiddeti değerlendirmenin nedenini oluşturmaktadır. Şiddetle ilgili literatür incelendiğinde, insanda şiddeti doğuran saldırganlık eğiliminin nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı bakış açılarına rastlanır. “Çoğu zaman şiddet ya içgüdüsel ve bu nedenle toplumsallaşma sürecinde çok az değişen, ya da sadece çevre etkenlerinden kaynaklanan bir davranış olarak görülür”. Ama bugün bilim dünyası her iki etkenin de saldırganlık ve şiddet davranışının ortaya çıkmasında belli ölçülerde önemli olduğunu kabul etmektedir.

Sporda Şiddet

Birinci bakış açısı, şiddetin biyolojik yönüne işaret ederken, ikinci bakış açısı sosyal etkenleri öne çıkarmaktadır. Güç ve saldırganlık dışında şiddet olgusunu çağrıştıran, fakat onlar kadar önemli diğer olgular sapma ve suç olgularıdır. Toplumsal yapının bütünlüğü ve devamlılığı yerleşik normlara uymaya ve temel sosyal değerleri benimsemeye bağlıdır. Ancak dinamik bir yapıya sahip olan toplumda, benimsenen ortak normlara ve sosyal değerlere karşı bir duruş her zaman vardır. Sapma ve suç olarak adlandırılan bu tür davranışlar, toplumsal düzenin sürekliliğini tehdit eder bir nitelik taşır.

Sapma: Sosyal normlara aykırı davranmak olarak tanımlanmışken Suç iseYasaklanan veya cezalandırılan davranışlardır denilmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da görüleceği üzere suç ve sapma, toplumsal yapıda patolojik birer durum olarak tanımlanmaktadır. Oysa Durkheim, suç ve sapmanın toplum için pozitif sonuçlara sahip olduğuna dikkati çeker. O’nun, suç ve sapma olgularına bakışı, genel fonksiyonalist yaklaşımın temel sayıltılarıyla uyuşmaktadır. Ona göre, tüm sosyal olgular toplumun uyumuna katkıda bulunmaya yönelirler ve sapan davranışlar belirli sınırlar içinde oluştukları takdirde normal toplumsal olgu gibi görülürler. Aynı yargı suç için de geçerlidir. Durkheim’e göre bir olgu, oluşumunun belli bir döneminde, belirli tipteki bir toplumda genel olarak görülüyorsa normaldir. Bu nedenle Durkheim, suçun patolojik olarak çözümlenmesini eleştirir. Suç yalnızca şu ya da bu tür toplumların çoğunda değil, ama her türden tüm toplumlarda gözlemlenir. Suçluluğun var olmadığı toplum yoktur. Suçluluk biçim değiştirir ve böyle nitelendirilen edimler her yerde aynı edimler değildir, ama her yerde ve her zaman, ceza baskısını üzerine çeker. Bu nedenle suç normaldir. Durkheim, suçun her sağlıklı toplumun bütünleyici bir parçası, kamusal sağlığın bir unsuru olduğunu ileri sürer. Durkheim’a göre suç gereklidir ve toplumsal yaşamın temel koşullarına bağlıdır. Çünkü bağlı olduğu bu koşullar ahlakın ve hukukun normal evrimi açısından vazgeçilmez koşullardır. Ona göre suçlular, adeta yarınki ahlakın birer öncüleridir.

Yukarıda da görüleceği üzere, suça ve sapmaya pozitif işlevler atfedene göre kavramların anlamları değişim göstermektedir. Ancak, bir toplumda suç ve sapma oranlarının beklenilenin altında ya da üstünde olması ise toplumsal yapıda patolojik bir duruma işaret eder ki; Durkheim buna “anomi” der. Amerikan sosyolojisinin aşırı deneyci ve nicelci eğilimlerine bir tepki olarak ve Avrupalı sosyologların tümü kapsayıcı olma eğiliminden doğan aşırılıklarına kapılmaksızın, sosyolojide kurama layık olduğu yeri, mikro ve makro kuramsal tipler arasında orta bir yol seçerek, sosyal, kültürel ve davranışsal etmenlerin tümüyle göz önüne alındığı ve geçerliliği ampirik olarak irdelenebilecek nitelikte bir orta boy kuram yaratmaya çalışan Merton’un temel sorununun, sapma düzeyindeki değişmeleri ve sapma biçimlerindeki çeşitliliği açıklamak olduğu görülür. Merton sapmayı, anomi kavramından hareketle, bireysel davranışlar düzeyinde ve toplumsal nedenleriyle açıklamaya çalışır. Bu nedenle, öncelikle Merton’da anomi kavramının hangi anlamda kullanıldığını açıklamak gerekiyor. “Merton’a göre anom; kültürel norm ve amaçlar ile bireyleri bunlara uygun ve uyumlu davranışlarda bulunmaya zorlayan toplumsal yapı arasındaki kopma halidir. Bu kopmalar nicel ve nitel yönden önem kazandığı oranda, kültürel yapı (değer, norm ve amaçlar) yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalır”. Merton, kültürel yapı ile toplumsal yapı arasındaki gerilimlerin ve uyumsuzlukların, disfonksiyonel bir nitelik taşısalar bile, toplumsal değişme aracı olabileceğini belirtir.

Sporda Şiddet

Ergil (1984) tarafından, sosyal normlara ters düşen eylemler olarak tanımlanan sapma olgusu, normların sınırlarını belirlemeden kaynaklanan güçlükler nedeniyle, bilimsel olarak incelenmesi güç bir kavramdır. Çünkü normlar, insanların nasıl davranacaklarını ayrıntılarına kadar düzenleyen zorlamalar değildir. İnsanların günlük etkinliklerinde yaklaşık olarak uymaları beklenen soyut davranış ölçüleridir. Bu yüzden, çeşitli tonları vardır. Öyleyse, normun kendisi, davranış yelpazesinde orta noktayı temsil eder. Birisinin normu çiğnediği (saptığı) söylendiğinde, demek istenen, onun davranışının, normun belirlediği uygun davranış alanının iki ucu arasındaki sınırı aşmış olmasıdır. Davranış söz konusu sınırlar içinde kalıyorsa suç değildir. Ancak, normun, toplumca belirlenmiş sınırlarını aşan her eylem bir suçtur

İnsanda doğal bir güç olarak kabul edilen saldırganlığın, sapma ile ilişkisi toplumsal etkileşimde ortaya çıkmaktadır. İnsan, doğası gereği, biyolojik yapısında potansiyel bir güç olarak taşıdığı saldırganlık içgüdüsünü, toplumsal normları çiğneme ya da ona karşı olma niteliği taşıyan eylemlere dönüştürdüğünde, ortaya çıkan davranış, sapma kimliği almaktadır. Dolayısıyla saldırganlık eğilimi ve sapma davranışı, ortaya çıkış nedenleri göz önünde tutulduğunda kesin sınırlarla ayrılamayan kavramlardır. Çünkü sapmaya yol açan dinamiğin bir bölümü tıpkı saldırganlıkta olduğu gibi, bireyin doğal güdülerinin denetlenmesinden doğan engelleme duygusundan kaynaklanırken, bir bölümü de, kümelerin koyduğu “uygun” davranış ölçülerini ve bunların sınırlarını sınamak, zorlamaktan kaynaklanır. Bu durumda sapma, normları uygulayan ve uyumlu davranış biçimlerinde ısrar eden otoriteye başkaldırı anlamına gelir. Bazı sapmalar ise kötülükten çok hata yapmaktan kaynaklanır. “Suça ilişkin olarak geliştirilen tüm tanımlamalarda suç olgusu, bir toplumda belirli bir dönemde var olan idealler, gelenekler ve değerler sistemi çerçevesinde geliştirilen normlara dayalı hukuk düzenine uygun olmayan, bu düzenden sapan davranışlar olarak ele alınmaktadır”. Tanımdan da anlaşılacağı üzere; sapma ve suç olgusu, tıpkı şiddet olgusu gibi toplumdan topluma, kültürden kültüre ve zaman içinde değişiklikler gösteren göreceli olgulardır. Bu durumda, belli bir dönemdeki normlara dayalı hukuk düzenine uygun olmayan ve bu düzenden sapan davranışlar hem sapma hem de suçu oluşturmaktadır. Şiddet ise, sapma ve suç eylemlerinin bir çeşidi olarak karşımıza çıkar, ancak her şiddet eylemi suç olarak nitelendirilemez. Çünkü şiddet içeren bir davranışın suç olarak kabul edilmesi ve yaptırıma uğrayabilmesi için, tıpkı sapma eyleminde olduğu gibi, normlara dayalı hukuk düzenini ihlal eden bir davranış olması gerekir. O halde şiddet, sapkın davranışın bir türü ve normları çiğneme ya da onlara karşı olma bağlamında her sapma bir suçtur. Güç, sapma, saldırganlık ve suç kavramlarını açıkladıktan sonra şiddet kavramını tanımlayabiliriz.

Şiddet; insan hayatının her alanında var olan evrensel bir olgudur. Onun evrenselliği, kişiye ve topluma yönelik zarar verici niteliğinden kaynaklanır. Kelimenin kökenine inildiğinde, yerli ve yabancı kaynaklarda benzer sözcük anlamlarına rastlanır.

Fransızca-Türkçe Grand Dictionary’de “vıolentia” kökeninden gelerek, insanların ve nesnelerin kaba kuvveti, yamanlık, zorluk, birine karşı zor kullanmak, (viole) ırza geçmek, kirletmek anlamlarında kullanılmaktadır.

Şiddet dilimize Arapçadan geçmiş bir kavramdır. Kamus-ı Türkî’ye bakıldığında, şiddet; sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet kullanma, kaba ve sert muamele, mükâfat ve ceza vermede mübalağa, peklik, müsaadesizlik, sıkı ve ziyadelik olarak geçmektedir.

Sporda Şiddet

Tezcan(1996) belirttiği gibi, şiddet çok yönlü bir olgudur. Tek bir neden şiddeti doğurmaz. Ekonomik, psikolojik, toplumsal boyutlar şiddet olayında birlikte söz konusudur. Şiddetin tek bir nedene indirgenerek algılanması, bilimsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Şiddet olgusunun en iyi toplumsal ilişkilerin dinamikleri içinde, bütüncül bir bakış açısıyla anlaşılabileceğini savunanlar ise, çatışmaların birbiri ile ilişki içinde olan, birlikte bir şeyler paylaşan ve ortak bir gelecek beklentisi olan bireyler ya da gruplar arasında olduğu düşüncesinden hareket ederler. Bu noktada, şiddet kavramını yönettiği insanları ezdiği ve sömürdüğü öne sürülen siyasal, sosyal ve ekonomik sistemlerin veya sömürge yönetimlerinin varlığına indirgeyen ve yürürlükteki sistemin ancak karşı şiddetle ortadan kalkacağını ve yeni bir düzene geçileceğini savunan Marksist, anarko-sendikalist, kökten dinci siyasal eylemcileri ve ulusal kurtuluş savaşçılarını unutmamak gerekir. Temelinde yatan sosyal ve siyasal nedenler ne olursa olsun, bu tür şiddet hareketlerinin birincil amacı, siyasal erki işleyemez duruma getirmek, onu halkın gözünde yıpratmak ve yığınları sindirerek iktidara el koymaktır.

Bunların yanı sıra şiddeti yücelten, ona olumlu bakan görüşler de vardır. Örneğin, savaşı, devletin gücünü arttıran ve insanlar arasında kahramanlığı, kendisini başkaları için kurban etmeyi ve dayanışmayı pekiştirici bir araç olarak gören faşizm gibi.

Şiddeti sosyo-psikolojik açıdan ele alanlara göre, şiddetin ortaya çıkışında toplumlarının yapılarının ve hareketliliğinin, toplumsal değişimin rolü vardır. Hızlı toplumsal değişimin şiddete yol açan yeni engellemeleri doğurduğu, bu değişimin ancak hızlı bir ekonomik gelişmeyle birlikte olmasının şiddeti azalttığı, çalışmalar da izlenmektedir.

Şiddet, kaynağı ve hedef aldığı alanlar açısından toplumlara ve zamana göre değişiklik arz eden bir olgu olarak değerlendirilebilir. Böylece şiddet Micheal Maffesoli’nin de belirttiği gibi, barbar bir çağın kalıntısı bir olumsuzluk değildir. Daha öncede belirttiğimiz gibi bir toplumun gelişmişlik düzeyi, şiddet edimlerinin biçimlenmesinde ve ortaya çıkmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkar.

Fransız filozofu Jean-Marie Domenach’a (1978) göre şiddet, Psikolojik, ahlaksal ve siyasal olmak üzere üç temel açıdan ele alınabilir. Bu yönleri tarihsel gelişim süreci içerisinde, farklı zamanlarda yaşamış düşünürlerin şiddet tanımlamalarında açıkça görmek mümkündür. “Şiddet, belirli eylemleri yapanlardan çok onların tanığı ya da kurbanı olanlara ait bir kelimedir” diyen Riches göre, şiddeti tanımlarken önemli olan, şiddet eyleminin nasıl yapıldığını kavrayarak onu açıklamaktır. Bu durumda şiddet, “actor” tarafından meşru, tanık tarafından gayri meşru sayılan bir fiziksel zarar verme edimi olarak görülür. Riches’i böyle düşünmeye sevk eden şeyse, şiddet sayılan eylemlerin kültürlerarası farklı bakış açılarıyla değerlendirilmesi gerektiğine olan inancıdır. Mıchaud’a (1991) göre, şiddet eylemi her şeyden önce bedensel bir saldırıdır fakat normlara bağlıdır ve görecelidir (özellikle bu bağlamda, insanın kişisel bütünlük normlarına). Norm değişince, eylem şiddet eylemi niteliğini yitirebilir. Spor alanında, cerrahi alanda ve kanunları koruma görevi sırasında başvurulan yasal şiddet eylemleri gibi. Michaud (1991), bedensel saldırı olarak şiddetin kolaylıkla tanımlanabildiğini, fakat kuralların çiğnenmesi bağlamında hemen her şeyin şiddet olarak algılanabileceğini vurgulamaktadır. Ona göre bu durum, şiddeti tanımlamayı zorlaştırmakta ve önerilen tanımlarda bir çeşitliliğe yol açmaktadır. Sadece kapsamları ve sonuçları ima edici tanımlamalardan ziyade daha karmaşık şiddet hareketlerini de içeren hem şiddet durumlarını, hem de şiddet eylemlerini açıklayan bir tanımlamaya gidilmelidir. Bu durumda Michaud (1991) şiddeti söyle tanımlamaktadır: “Bir karşılıklı ilişkiler ortamında taraflardan biri veya birkaçı doğrudan veya dolaylı, toplu veya dağınık olarak, diğerlerinin bir veya bir kaçının bedensel bütünlüğüne veya törel (ahlaki/moral/manevi) bütünlüğüne veya mallarına veya simgesel ve sembolik ve kültürel değerlerine, oranı ne olursa olsun zarar verecek şekilde davranırsa, orada şiddet vardır”. Michaud’un oldukça geniş tutmaya çalıştığı tanımlamasında şiddeti, karşılıklı ilişkiler, kullanılan araçlar, zaman içindeki yayılımı ve verebileceği zarar açısından irdelediğini görmekteyiz. Bu tanımlamaya göre şiddet bir yandan, savaş, baskı ve terörizm gibi toplumsal etkileşimden kaynaklanan olguları diğer yandan ise duyguların kabaca ifade edilmesi anlamına gelen hoyratlık, darp, yaralama ve saldırı gibi olguları içermektedir.

Sporda Şiddet

Köknel’den aktaran Ünsal (1996) bireysel ve toplumsal şiddetin doğal, bedensel, ruhsal, toplumsal birçok nedeni ve bu nedenler arasında sınırsız ilişki ve etkileşim vardır. Sözlü iletiden yakmaya, yıkmaya, yok etmeye varan saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleriyle iç içe yaşar duruma geldiğimizden bahseden Köknel’e göre, günlük yaşantıda karşılaşılan bireysel ve toplumsal şiddet olaylarının ardında, insanlık tarihi boyunca süre gelen birikimlerin bulunduğu unutulmamalıdır. Ayrıca günümüz koşullarının yarattığı, saldırganlık ve şiddet doğuran, kışkırtan ve besleyen ortamlar ve etkenler de söz konusudur.

Şiddetin araç ve amaç olarak kullanılmasının farklı türde şiddet eylemlerine neden olduğundan bahseden Ünsal’a (1996) göre, şiddet, genel anlamda gücü aşan bir olgudur; başkasını öldürme, sakat bırakma ya da yaralama yoluyla zarar verilmesini içerdiği için, bu tür eylemlerin başkasına karşı tehdit oluşturması ve kısaca insana fiziksel veya ruhsal zarar veren bir edim ya da davranış olması gerekir. Öyleyse, şiddetin, gücün kullanımı ile ilişkisi, verdiği zararla ölçülebilir. Bu noktada birinci türde (araç olarak şiddette), belli hedeflere varılması için şiddet yoluyla başkalarına zarar verilir ya da caydırıcı bir etki yaratılır. İkinci türde (amaç olarak şiddette) ise şiddet, ister bireysel olsun ister kolektif olsun bir amaçtır, sonucu dikkate alınmayan bir kahramanlık eylemi gibi.

“Şiddet, yaşamın en korkunç gerçeğidir” diyen Yakupoğlu’na (1997) göre, ahlaki kuralların yaşamı düzenleme yetersizlikleri her zaman şiddete yol açar. Toplumsal ahlaki kurallar yetersiz kaldığında yaşamı düzen altına almak için devletin hukuksal veya hukuk- dışı (diktatörlük, krallık vs.) şiddeti devreye girer. Bireysel ahlak kuralları yetersiz kaldığında bireyin toplumla ilişkileri hep şiddet ilişkileri olarak gerçekleşir. Yakupoğlu’nun (1997) bireysel ahlak kurallarından kastı ise, toplumsal ahlak kurallarının bireysel düzeyde içselleştirilmesi, var oluşun gerçekleşme nedeni olan özgürlüğün yitirilmesi anlamına gelir. Özgürlük ahlaksallaşma sürecine giremediğinde ise şiddet ortaya çıkar.

Sonuç olarak, şiddet, insanın fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik her türlü maddi ve manevi olumsuzluk demektir. Bu olumsuzluğun temelinde güç, saldırganlık, sapma ve suç kavramları yatar. Şiddet olaylarının, bireysel ve toplumsal etkenlerin birlikte şekillendirdiği olaylar olduğu, bireysel düzeyde yaşanan şiddet olaylarının, bireyin içinde bulunduğu toplumsal koşullardan ayrı düşünülemeyeceği, aynı zamanda toplumsal düzeyde yaşanan şiddet olaylarının da, bireyin kişilik özelliklerinden ayrı tutularak değerlendirilemeyeceği söylenebilir. Böylece, gelişimini sağlıklı toplumsal koşullarda tamamlamış bireylerin sağlıklı toplumsal yapılar meydana getireceği, toplumsal koşulların yetersizliğinin ise sağlıksız bireysel gelişimlere, sağlıksız bireysel gelişim geçiren bireylerin de doğal ve toplumsal çevrelerinde saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine neden olacağı düşünülebilir. Şiddet, şiddet eğilimli kişiliklerin gelişiminde rol oynayan etkenlerin harekete geçmesi olarak da tanımlanabilir. Yapılan araştırmalarda, şiddeti besleyen en önemli faktörler üç noktada toplanmaktadır. Bunlardan birincisi aile ve çevre, ikincisi eğitim seviyesi, üçüncüsü ve belki de en önemlisi medyadır. Kişilik gelişiminde önemli etkilere sahip bu kurum ve araçların, şiddete yönelik tutum ve davranışların, dünya görüşlerinin ve hayata bakış tarzlarının gelişiminde önemli bir etkiye sahip olduğuna şüphe yoktur. Tıpkı, spor alanında, din alanında ve siyasi alanda yaşanan şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan fanatik eğilimlerin gelişiminde oynadığı rol gibi.

Sporda Şiddet

Şiddet ve Çeşitleri

Michaud (1991), gerek şiddetin tanımı gerekse yoğunluğunu görebilmemizi (sağlıklı rakamlara ulaşılabilmesini) engelleyen üç sorun sayıyor 1-Tanım sorunu yani kurumsal ve hukuksal norm içinde neyin şiddet olduğu, 2-kayıt ve istatistiklerin tutulmamış olması, 3- daha esaslı bir sorun da şiddetin tanımı, takibi, kaydı ve denetiminin yansız olmaması.

Hayatın her alanında şiddetle karşılaşıyor ama şiddeti tanımlayamıyoruz. Bazen, bir iş yerinde sürekli mobbinge uğrasa da fiziksel saldırıya uğramamış olmak; bazen de koca dayağı yese de kadın cinayetine kurban gitmemiş olmak günlük hayatın içinde tolere edilebilmekte ve ne yazık ki genel bir tanımlama olmaması, insanların belki de bu ayrımı dahi yapamamasına yol açabilmektedir. Çoğu zaman bireyler şiddete uğrasalar bile tepki gösteremiyor ve sessiz çoğunluğun içinde yitip gidiyolar. İşte bu şiddet mağduru sessiz çoğunluk, tepki verirse, maruz kalabileceği daha ağır şiddet eylemlerinin korkusuyla sustukça; takibi yapılabilen, kaydı tutulan ve bilimsel olarak üzerine çalışabilen vak’a sayısı da kısıtlı kalmaktadır. Örneğin, gün yüzüne çıkan ve aslında gerçeğin çok daha azını yansıtan vak’a sayısı, öncelikli olarak görevi toplumsal barışı sağlamak olan, kolluk kuvvetlerine intikal ettiğinde, büyük oranda sulh sağlamak amacı ile olsa dahi, daha da azalmaktadır.

Evde, bakım ve esirgeme kurumlarında, okulda, işte, komşulukta, spor salonlarında (futbol sahalarında), masaj odalarında, sokakta, hapishanede, esir kampında, askerlikte meydana gelmekle beraber psişiği, kültüreli, ekonomiği, politiği, toplumsalı, yapısalı olabilir.

Önyargı, dışlama, dayak, hakaret, kaza, ölüm, bombalar, linç kültürü, yok sayma, çeteleşme, yozlaşma, siyasetin defoları, namus cinayetleri, bıçaklamalar, tacizler, tecavüzler şiddetin meydana geliş şekilllerine örnek verilebilir. Yaşam mücadelesi, saldırganlık, hegemonya, savaş, soykırım, isyan ve devrimler ise şiddetin kaynakları arasındadır.

Güç veya baskı uygulayarak insanların şiddete yönelik bedensel veya ruhsal olarak zarar görmelerine neden olan şiddet bireysel veya toplumsal hareketler olarak ayrılabilir.

Fiziksel Şiddet: Kişiye ya da gruplara karşı uygulanan, kurbanlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zararlar verebilen fiziksel güç uygulamasıdır. Başka bir deyişle tokat atarak, çimdikleyerek, elle, kemerle, sopayla dövmenin sonunda bedenin cezaya uğraması anlamına gelir. Bilerek verilen bir ceza olduğu gibi, bir yetişkin ya da yaşça büyük olan bir çocuk tarafından düşünmeden aniden verilen bir tepki olabilir.

Duygusal Şiddet: Reddetme, aşağılama, yoksun bırakma, yıldırma, umursamama, davranış bozuklukları sergilemesine göz yumma.

Sözel Şiddet: Laf atma, aşağılama, söylenti yayma, saldırgan ifadeler kullanma, tehdit etme, ad takma, eşya ve giysilerle alay etme,

Cinsel Şiddet: Çocuğun, bir erişkininin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullanılmasına göz yumulmasıdır.

Ekonomik Şiddet: Evsizlik, işsizlik, ekonomik yönden mahrum bırakma.

Sporda Şiddet

Şiddet ve Saldırganlığın Sebepleri

İnsanlık tarihi boyunca ve günümüzde, birçok toplumda ve toplumumuzda erkeklerin düzenleyici, lider, koruyucu, kahraman, mert, savaşçı, yiğit, yönetici gibi niteliklerle anılması, kadınlardan daha güçlü ve saygın olarak kabul edilmesi, saldırgan davranışlar ve şiddet eylemlerine ilişkin hatalı, kötü örnekler oluşturmuştur. Bu örnekler babadan oğula, nesilden nesile geçerek toplumda saldırgan davranışların ve şiddet eylemlerinin yayılmasına yol açmıştır. Çocuğun ve gencin eğitiminde ve yetişmesinde, anne babanın, öğretmenin, yakın ve uzak çevrenin, toplumun, baskıya, korkutmaya, yıldırmaya, dayağa, suçlamaya dayalı saldırgan davranış örneklerini kullanması, genç kuşakların benzer davranışları benimsemesine ve davranış haline getirmesine yol açar. Din, mezhep, tarikat, politika, spor ve hayatın oluşturduğu alt kültürlerin, kimliği belirlemek, gücünü göstermek, birliğini, beraberliğini korumak, karşılaştığı engelleri aşmak, sorunları çözmek, tuttuğu takımı başarılı yapabilmek amacıyla saldırgan davranışlar ve şiddet eylemlerine başvurması toplumsal öğrenmenin olumsuz, kötü örneklerini oluşturur. Bu örneklerin artmasında insanların duygu, düşünce, görüş, din, mezhep, politik tercihler, spordaki farklı tercihler gibi tutumlarını sömüren yöneticiler, siyasetçiler, liderler ve spor adamları önemli rol oynarlar .

Şiddet olgusunu ortaya çıkaran, şiddet içeren davranışlara kaynak olan genel ve özel faktörleri aşağıdaki gibi ayrıştırmak mümkündür.

Bireysel Faktörler

  • Anti-sosyal davranışın varlığı,
  • Düşük zekâya sahip olma (özellikle sözel yeteneğin düşüklüğü),
  • Dikkat bozukluğu/hiperaktiflik,
  • Öğrenme güçlüğü,
  • Motor-beceri gelişiminin yetersiz olması,
  • Doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar
  • Küçük düzeyde bazı anormalikler

Aileye İlişkin Faktörler

  • Ebeveynsel denetimin ve gözetimin yetersizliği,
  • Çocukların sosyalleşmelerinde ebeveyn katılımının yetersizliği,
  • Ebeveynsel disiplinin yetersizliği,
  • Aile bireyleri arasında kriminal davranışın varlığı,
  • Ebeveynlerin çocuklarına kötü muamelede bulunmaları veya onları ihmal etmeleri,
  • Eşler arasındaki evlilik ilişkilerinin zayıflığı,
  • Ebeveynlerin boşanmaları ve ayrılmaları gibi faktörler gelmektedir.

Toplumsal Faktörler

  • Silahların varlığı veya silahlara kolay bir biçimde sahip olunabilme,
  • Uyuşturucuyu elde edebilme ve kullanma,
  • Şiddetin yaygınlığı,
  • Suçlu arkadaş grubunun varlığı/çete oluşumları,
  • Kitle iletişim araçlarının etkisi,
  • Yüksek düzeydeki geçici nüfus ve ekonomik yoksunluk.
  • Şiddet davranışını sıradan ve normal olarak görülmesini sağlayan bir kültürel yapınınvarlığı.

Saldırganlık, psikolojik olarak zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları da içerdiğinden daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Saldırganlığın unsurlarını tespit edebilmek için belli başlı şu ayrımları yapmak mümkündür;

Saldırganlığın kimyasal, hormonal veya genetik sebepleri olabilir. Ancak belli başlı kategoriler şeklinde sebepleri ayrıma tabi tutmak gerekirse, bunları içsel ve dışsal sebepler olarak ikiye ayırabiliriz.

Sporda Şiddet

İçsel Sebepler: İçsel sebepler olarak sıralanabilecek başlıkta, saldırganlık ve şiddet, içgüdüsellik teorisi ile açıklanmakta olup, saldırganlığın insan doğasının bir parçası olduğu ve insanların bu eğilimde olduğu ve insanların bu eğilimle doğduğu belirtilmektedir.

Dışsal Sebepler: Çalışmalar arkadaş çevresi, sosyal çevre ve ailenin de saldırganlığın öğrenilmesinde, ortaya çıkmasında ve dozunun artmasında etkili olduğunu göstermektedir. Bu tarz dışarıdan etki sağlayan unsurlar da dışsal sebepler olarak nitelendirilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2002 yılında şiddet ve sağlık raporunda, bireysel düzeydeki etkenler; biyolojik, psikolojik ve davranışsal özellikleri içerir. Biyolojik etkenlerin başında cinsiyet ve hormon farklılıkları gelir. Hemen hemen bütün toplumlarda erkekler kadınlara göre çok daha fazla saldırganlık gösterir. Erkeklik hormonları ile saldırganlık arasında gösterilen doğrudan bağlantı daha anne karnındayken kendini göstermeye başlar. Kadınlık hormonları ise bunun tersine saldırganlığı bastırır.

  • Erkelerdeki düşük 1seretonin seviyesi
  • Testosteron hormonu
  • Alkol, uyuşturucu kullanımı ve ilaç zehirlenmeleri
  • Beyin fonksiyonlarına zarar verme
  • Aile faktörü
  • Gerilim ve hayal kırıklığı yaşama
  • Saldırgan insan profillerinin gözlemlenmesi,
  • Saldırganlığa maruz kalma ve intikam. Saldırganlığa sebep olan unsurlar arasındasıralanabilmektedir.

Saldırganlık durumunu arttıran (tetikleyen) unsurlar arasında şunlar sayılabilmektedir:

  • Erkek olma
  • 30 yaşın altında olma
  • Yoksulluk ve eğitimsizlik
  • Ahlaki değerler ve manevi değerlere ilişkin gelişimin yetersiz kalması
  • Aile ve çevre faktörlerinin olumsuz etkileri
  • Geçmişte saldırganlık öyküsü
  • Çocuklukta şiddete maruz kalma
  • Madde kullanımı
  • Çözümlenemeyen önemli yaşam sorunları
  • Kalabalıklar ve galeyan ortamları.

Sosyal etkenler kapsamında, Gold ve Chamberl’in (1996) bir makalesinde, Amerikan gençliği arasında saldırganlık prevelansının artmasına yol açan bazı faktörleri şu şekilde sıralamıştır:

  •  Sahip olan ile olmayan arasındaki ekonomik farklılığın artması,
  • Çalmanın ve yalan söylemenin bir kural olduğu amansız rekabet,
  • Çocuk sayısının arttığı alt sınıfın, ekonomik olarak fakirlik tuzağına düşürülmesi,
  • Boşanmaların artması,
  • Geleneksel aile biriminin parçalanması,
  • Geleneksel olmayan ailelerin yaygınlaşması,
  • Tek ebeveynli çocuk sayısının artması,
  • Birçok ebeveynin zamanının büyük bir kısmını çocuklarından ayrı geçirmesi,
  • İşverenlerin, çalışanları yasal çalışma süresini aşan saatlerde çalışmaları konusundazorlaması,
  • Birçok çocuğun bakıcılar tarafından bakılması,
  • Televizyon yayınlarının olumsuz etkisi.

Şiddet ve saldırganlığın ortaya çıkışında yukarıda belirtilen etkenlerin dışında pek çok neden de vardır. Önemsiz gibi görülen bir etki, kişide büyük tepkimelere neden olabilir. Bu tepki şiddet ya da saldırganlığı tetikleyerek, ortaya, geri dönüşü olmayan zararların açılmasına sebep olabilir.

Sporda Şiddet

Taraftarlık Kavramı

Milyonlarca insanı peşinden sürükleyen sporun her branşında dört önemli öğe bulunmaktadır. Bunlar; sporcu, teknik kadro, seyirci ve medyadır. Bunların içinde, takımı yense de yenilse de her zaman dürüst ve samimi olan taraf seyircidir. Seyircisiz oynanan bir müsabakanın ne tadı olur ne tuzu... örneğin futbolda seyircisiz oynanan bir maç ne kadar zevkli geçebilir, oyuncular ne kadar motive olabilir ya da seyircilerin coşkusu olmadan o maç maç olur mu? Bir şekilde bir takım tutulur ve öyle gider. Ancak bu taraftarlık denilen şey nedir? Herhangi bir futbol müsabakasında takımına pankartlar hazırlayıp, emek ve saatlerini harcayıp gelmek midir?

Taraftarlık çoğu zaman bütün bir ömür boyunca insanın kişisel macerasına eşlik eden, ilgi ve hareket alanını, duygu alemini bazen doğrudan şekillendiren bazen kıyısından eğip büken bir toplumsallık tarzıdır.

Kısaca taraftarlık, sporun kültürel boyutunun öznesidir. Taraf olmak eyleminden gelen “taraftar” kelimesi “futbol taraftarı” anlamında bir spor kulübüne, futbol takımına, renklere ya da hepsine birden inançla bağlı olan kişiyi tanımlamaktadır. Taraftar, bağlı olduğu, gönül verdiği renklerle aynı duyguyu yaşayan insanlarla bir bağ oluşturur ve hep bir ağızdan takımlarını desteklerler. Karşı takımın taraftarıyla zaman zaman ağız dalaşıyla başlayan ve biten, bazen de şiddetle sonuçlanan olaylar yaşanabilir.

Saaijs’in (2006) Avrupa’da çeşitli kulüp ‘holiganları’ üzerine yaptığı çalışmada, ‘holiganlık’ olgusunun daha fazla araştırmaya gerek duyduğunun vurgulanmasına karşın, evrensel bir fenomen olarak öne çıkabilecek çeşitli unsurlarını vurgular. Bunlar, Saaijs’e göre taraftarlık, heyecan ve zevk almayı canlandırması, katı erkeklik kimliği inşaası, bireysel ve kolektif itibar sahibi olmak, yerel mekana ait kimliklenme, dayanışma ve ait olma hissi olarak tanımlanabilir. Saaijs’in çalışmasında kullanılan ‘holiganlık’ teriminin bu çalışmada ‘taraftar’ olarak vurgulandığını belirtmekte fayda var.

Gerçekten de farklı ülkelerde taraftarlar üzerine yapılan kimi çalışmalarda bu belirtilen unsurların kimlerin vurgulandığı dikkat çekmektedir. Taraftar gruplarında bulunan bu ortak unsurların sistemin genel ‘edilgenleştirici’ etkisine karşı bilinçli veya bilinçsiz bir karşıtlık taşıdığını belirtmek mümkündür. Bu noktada ‘erkeklik kimliğinin katı inşaası’ olgusu özel bir durum olarak ele alındığı ve daha özel bir çalışmayı hak etmesi bağlamında dışarıda bırakıldığında, bu ortak ‘kimliklenme’ durumunun özellikle son yıllarda çok daha net olarak kurumsallaştığı gözüken taraftar oluşumlarının ortaya çıkmasında genel olarak etkin olduğu söylenilebilir.

Sporda Şiddet

‘Taraftar’ kimliğinin ortaya çıkışında belki de en önemli duraklardan birisi, kulüp takipçilerinin belli bir zaman diliminde ‘kulübün kimliğinin’ yanına kendilerini ortaya koydukları ‘grup’ isimlerinin alınması ve örgütlülüğün bir anlamda deklerasyonudur. Örneğin, İtalya’da ‘ultras’, İngiltere’de ‘holigan’ grupları, Latin Amerika’da ‘barras bravas’ olarak anılan taraftar gruplarının kimliklerinin net olarak ortaya çıkışı farklı coğrafyalarda farklı tarihlere işaret etmektedir. İtalya’da 1960’ların sonunda Milan tribünlerinde oluşan Fossa De Leoni taraftar grubu, yaygın olarak tanınan ilk kurumsallaşmış taraftar gruplarından biri olarak ortaya çıkar. Türkiye’de 1980’lerin başlarında, Beşiktaş’ın ‘Çarşı’ ve Ankaragücü’nün ‘Güçlüler’ adlı grupları bu örgütlenme ve ‘kimliklenme’ sürecinin Türkiye’deki en önemli ilk örnekleri olarak sayılabilirler. Bunun yanında elbette bugün alt liglerde yer alan kulüpleri de kapsayacak şekilde hemen hemen tüm futbol kulüplerinin destekleyicisi ‘taraftar grupları’ bulunmaktadır. Özellikle ülkemizde bu oluşumlar 1990’lar boyunca artan bir gelişim süreci yaşamıştır.

Gelişen bu süreçte taraftarlar kendilerine kimlik oluşturma, tuttukları takımla kendileri arasında bir bağ oluşturma isteğinden doğan düşünceyle taraftar gruplarında yer almak istemektedirler. Taraftar grupları tuttukları takıma her türlü desteği verme eğilimindedirler.

Genel olarak 2000’li yıllarla beraber kurumsallaşmaları ve etki alanlarının artması oldukça hızlanmıştır. Burada farklı bir ‘isim’ alma durumu, grup adının ve sembollerinin zaman içerisinde taraftarlar nezdinde kulüp adının dahi önüne geçmesi süreci basit bir süreç değildir. Bu süreç aynı zamanda ‘taraftarın var olması anlamına gelecek ve seyirci/destekçi kimliklerinin ötesinde farklı bir ilişkiler ağına ve farklı bir ‘oluşuma’ gönderme yapacaktır. Genel olarak oynanan ‘oyun’ ve ‘sahadaki süreçlerle’ ilgili değildir. Taraftarın saha dışındaki ilişkileri, kavgaları ve anıları futbolculardan veya teknik heyetin takımı sahaya sürüş biçiminden çok daha öncelikli ve asli bir konumdadır. Buradaki konum aslında ‘sahadaki futboldan’ çok daha farklı bir gündeme işaret eder ki, bu durum ‘taraftar’ gruplarının ve ‘taraftar’ olarak tanımlanmanın en önemli ayırıcı özelliklerinden birisidir. Hatta kimi kulüp taraftarlarında, genel olarak stadyumda maç esnasındaki tezahüratların vurgusu bile ‘desteklenmesi’ gereken takıma yönelik değil, çoğunlukla ‘taraftarın kendi dünyasına ait’ söylemleri, üstelik çok baskın şekilde içerebilmektedir. Örneğin, takıma veya futbolculara yönelik cesaretlendirici ve teşvik edici ifadeler yerine, stadyumlarda ‘taraftar’ grubunun kendisini öne çıkardığı ifadelerle karşılaşmak hiç de zor değildir.

Taraftar Çeşitleri

Taraftarlar üzerinde yapılan hemen hemen tüm araştırmalar bize iki tip taraftar profilinin olduğunu göstermektedir. Buna göre;

Birinci tip taraftar: tüketici taraftar, ikinci tip taraftar; aktivist taraftardır.

Tüketici taraftar; Futbol maçlarını severek izleyen, futbol maçlarında kalite arayan ve futboldan zevk almak için gelen taraftar grubudur ki bu tip taraftarların şiddete yönelik herhangi bir olaya katılmadıkları kanıtlanmıştır. Bu taraftar grubunun futbol maçlarında şiddetten ve kalitesiz futboldan hep kaçtıkları ve bu tür olaylarda yer almadıkları, bir başka deyişle; Bu taraftar grubu, mantıklı düşünen ve iyi oynayan takımı alkışlayan taraftarlardır.

Sporda Şiddet

Bu tip taraftarlar sadece tuttukları takımın maçlarını izleyen herhangi bir olaya ya da gruba müdahele etmeyen bir nevi pasif taraftar konumundadır. Tutttuğu takımın kazanması kadar kaybetmesinin de mümkün olduğunun bilincindedir.

Aktivist Taraftar (Holigan); Profilinde olanlar ise farklı bir taraftar grubudur ki; asıl sorun bu taraftar profilinde olanlardan çıkmaktadır. Bunların kesinlikle eğitilmesi kaçınılmazdır. Bu taraftar grubu Aktivist taraftarlardan daha az duygusaldırlar ve kendilerini takımın ya da futbol oyununun bir parçası olduklarını iddia eder ve inanırlar. Ben para verip maça geldim ve bunun karşılığında tuttuğum takımın kazanması gereklidir diye ısrar eder. Her maçta takımının futbol müsabakalarının hakkını vermesini isterler.

Bu tip taraftarlar, tuttukları takımın her müsabakayı kazanması gerektiği düşüncesindedir. Tuttukları takıma sloganlarla, pankartlarla her türlü desteği sağladıklarını düşünerek takımlarının da maçları kazanmalarını beklerler. Yenilmek onlar için bir yıkım olabilir. Çünkü bu gruptaki taraftarlar kulüplerine o kadar fazla bağlıdır ki yenilgiden doğan yıkım onlarda şiddet ve saldırganlığın meydana gelmesini tetikleyebilir.

Taraftar Davranışları

Herhangi bir spor dalının takım taraftarları her yönüyle takımını desteklemeyi düşünür. Müsabakalar sırasında bir tek etkinlik geliştirmek için bazen tüm gün etkinlik içerisine dâhil olabilir. Yağmur, çamur, soğuk, sıcak demeden maçtan saatlerce önce müsabakanın yapılacağı alana girebilir. Uzun bilet kuyrukları ve benzeri zaman öldürücü saatler, müsabakanın yapıldığı süre boyunca yeri göğü inletmek içindir. Bu etkinliğin pasif olması taraftarı ilgilendirmez, kendisi spor yapmıyordur ama tuttuğu takım sporla ilgilidir. Artık neredeyse takımıyla özdeşleşmek yetmemektedir. Takımı ile bütünleşmek ve fiilen işin içinde olmak eylemi vardır. Tribün örgütlenmesinden tutun da, internetteki web sayfalarına kadar kulübü ile iç içe olmak, her türlü davranışa kendisinin de dâhil edilmesi, bilgilendirilmesi gibi istekleri vardır.

Sporda Şiddet

Taraftar Şiddeti

Taraftar şiddeti olgusu, psikolojik açıdan bakıldığında öncelikle şiddetin saldırganlık dürtüsünden ayırt edilmesi gerekir. Saldırganlık dürtüsü sosyo-biyologlar tarafından evrimleşme sürecine tabi olan ve diğer hayvan türleriyle ortak olan kalıtımsal bir eğilim olarak tanımlanmaktadır. Sosyal psikologlar ise biyologların yorumlarını kabul etmekle birlikte, insan saldırganlığının daha karmaşık anlamlar içerdiğini ileri sürmektedir. Bu karmaşık anlamlar sosyal yaşamda kurulan simgesel-sosyal etkenlerle ilgilidir.

Taraftar şiddeti süreç olarak tanımlanırken üç evresinden söz edilmektedir. Başlangıçta şiddet stadyum içinde, sözel hakaretler, çeşitli nesneleri fırlatma gibi davranışlar şeklinde, spor görevlilerine, koçlara ve oyunculara rastgele yöneltilmektedir. Şiddetin ikinci aşaması, yine stadyumda 200-300 kişilik farklı takım taraftarları arasında ve karşı taraftarlar ile polis arasında cereyan etmektedir. Bu tür şiddet Avrupa, Güney Amerika ve Afrika ülkelerinde görülmektedir. Üçüncü aşama ise, karşı takım taraftarları arasında oyun öncesi stadyum dışında gerçekleşmektedir. Çünkü karşıt grup taraftarlarının bir kısmı maçtan önce aynı barlara giderek içmeye başlamakta ve alkol nedeniyle kontrolleri zayıflamaktadır.

Üç aşamada yaşandığı belirtilen bu süreç yukarıda tanımlanan hem saldırganlık, hem de şiddet olgusunu birlikte içermektedir. Öte yandan, sporda şiddete dayalı sosyal psikolojik açıdan konunun üç noktada incelendiği görülmektedir. Bunlar;

  • Futbol oyunun özellikleri
  • Seyirci kitlesinin sosyodemografik özellikleri ve polisin müdahale biçimi
  • Sosyo-politik çevrenin özellikleridir.

Kuru ve Var (2009) Futbol seyircilerinin spor alanlarındaki saldırganlık davranışları hakkında Kırşehir ilini örnek alarak yaptığı betimsel çalışmada seyircilerin spor medyasının, rakip seyircilerin ve hakemlerin seyirci saldırganlığı üzerinde etkili olduğu görüşündedirler. Bununla birlikte spor müsabakalarında seyircileri tahrik eden unsurların başında takımın kötü oynaması ve hakem davranışları gelmektedir. Seyirciler, çocukluk ve gençlik dönemlerinde ailelerinin çocuklara karşı tutumlarının saldırganlığı etkilediği ve saldırganlık eğilimlerinde önemli olduğu görüşündedirler. Nitekim seyircilerin mutlu bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmeleri ile müsabaka öncesi, esnası veya sonrasında saldırganlık olaylarına katılıp katılmama durumları incelendiğinde seyircilerin mutlu bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirip geçirmemeleri arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Bu sonuçta seyircilerin mutlu bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmemeleri onların müsabaka öncesi, esnasında veya sonrasında saldırganlık olaylarına katılma durumlarını etkilediğini göstermektedir sonucu elde edilmiştir.

Sporda Şiddet

Sporda Şiddet

Şiddet olgusu her insanda var olan bir eğilimdir ve kişinin o anki psikolojik durumuyla ilgilidir. Başka bir anlatımla şiddet insanoğlunun doğasında var olan bir olgudur. Tüm insanların psikolojik, çevresel koşulları ve ailevi durumları farklı olduğu için şiddet aslında her kişide farklı gelişen ve ortaya çıkan bir olgudur. Bir takımı tutmak ya da herhangi bir davranış karşısında verilen tepkiler koşullara ve o anki ortamın durumuna bağlı olarak değişiklik gösterir.

Şiddet her yönüyle kötü bir olgudur ve sporda da ortaya çıkabilmektedir. Sporda şiddet yaygın bir toplumsal sorundur ve bütün dünyada pek çok spor organizasyonunda meydana gelen bir fair play ihlalidir. En beklenmedik anlarda veya müsabakalarda bile şiddet yaşanabilmektedir. 5149 Sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine dair Kanun sporda yaşanan şiddeti önlemeye yönelik yasa yürürlüğe girmiştir. Ancak zaman içerisinde yeterli olmadığı görülerek cezai yaptırımları daha kapsamlı ve cezaların daha ağır olduğu 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun 2011 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanundaki bazı maddeleri değiştirmek için yine 2011 yılının sonlarında 6259 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla bazı maddelerde düzenlemeler yapılmıştır. Çıkarılan bu yasaların bir önceki yasaya göre yaptırım gücünün ağırlaştırılarak sporda şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar olduğu gözle görülür bir gerçekliktir.

Sporda önemli bir unsur olan taraftar; takımına her yönüyle bağlı kalan, sahip çıkan ve destekleyen topluluktur. Bazen taraftarlar takımlarını desteklerken yanlış yollar izleyebilir, taşkınlık yapabilir, şiddete yönelebilir ve gerçekte amacı takımına destek olmakken zararlı bir unsur haline dönüşebilir.

Taraftarların müsabaka öncesi, esnası ve sonrasında ortaya çıkarttıkları şiddeti önlemek ve diğer bireyleri korumak için emniyet güçleri her daim hazır bulunmalıdır. Şiddete karışan kişileri tespit edip, bu kişiler hakkında tutanak tutup ilgili birimlere ileterek ceza almalarını sağlamak, müsabakaların barış ve huzur içerisinde fair play ilkelerine uygun olarak gerçekleşmesi emniyet güçlerinin asli görevleridir.

Sporda Şiddet

Sporda Şiddetin Kaynağı

İlk insanlar, beslenme, vahşi hayvan saldırılarından korunmak, yaşamını sürdürmek için avcılık yapmaya başladıklarında; avcılık, önemli bir uğraşı ve bir spor dalı olarak ortaya çıkmış, diğer spor dallarının da kaynağı olmuştur. Bu nedenle tüm spor dallarının kaynağında insanın kendisiyle ve başkalarıyla mücadelesi yer alır. Mars (1990) ise, saldırganlığın kültür ve çevre sonucu değil, doğuştan geldiğine, biyolojik temelli olduğuna inanmış, toplumsal yaşamda sporu ve benzeri alanları, yıkıcı saldırganlığın kontrolü için bir 4supap olarak görmüştür.

Aynı zamanda sosyal değişimler, aile, metropollerde yaşanan karmaşıklık, küçük yerlerdeki baskılar, göçler, gençlerin gelecek kaygısı, iletişim sorunları gibi pek çok neden sporda kendini şiddet olarak göstermiştir.

Sporda Şiddetin Nedenleri

Şiddetin spor ortamlarında ortaya çıkışını; sporcu, yönetici, hakem, amigo, medya v.b. faktörler teşvik etmektedir. Örneğin; maçlardan önce kulüp başkanı ya da sözcülerin karşı kulüp ve taraftarına yönelik sözlü saldırı ve kışkırtıcı davranışları, maç sırasında taraftarların gösterileri ve tezahüratları, oyuncuların sert davranışları, amigoların kışkırtmaları, hakemlerin bilerek ya da bilmeyerek hatalı kararları, tartışmalı durumlar, spor yazar ve yorumcularının taraflı kırıcı, yanlış ve sert yorumları, özellikle televizyon kanallarının reyting uğruna federasyonu, hakemi, kulüpleri suçlayan yayınları, sporda saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine neden olmaktadır.

Müsabaka alanlarında emniyet güçlerinin taraftara, taraftarın emniyet güçlerine karşı olumsuz tutum ve davranışları, kişinin müsabakaya hangi amaçla geldiği, yani kişinin psikolojik durumu sporda şiddetin nedenleri arasındadır.

Sporda Şiddet

Dünya’da ve Türkiye’de Yaşanan ve Tarihe Geçen Sporda Şiddet Olayları

Hillsborough faciası

Sheffield Wednesday’ın stadı olan Hilssbourg Stadı; 15 Nisan 1989’da Liverpool ile Nottingham Forest arasındaki FA Cup yarı final maçına ev sahipliği yapmış, büyük maçlarda rakip taraftarların aynı yerlerde oturacağı ve Liverpol’lu taraftarlar Leppings Lane End bölümüne alınacağı belirlenmişti. Maç öncesi hem radyodan hem TV’den hem de stat etrafında yoğun katılımın olacağı düşünüldüğünden sürekli uyarılar yapılmış, bileti olmayanların stada girmek için zorlamamaları ve bileti olanların da maç başlamadan en geç onbeş dakika önce yerlerini almaları istenmişti. Maç yerel saatle 15:00’te başlayacaktı. Liverpool’lu taraftarlar maçtan yarım saat önce turnikelerin önünde toplanmaya ve içeri girebilmek için acele etmeye başlıyorlar, ancak dar bir yerden girmeye çalışan taraftarlar yığının artmasına yol açmış ve önde bulunan ve içeri girmelerine izin verilmeyen taraftarlar alanı terk edemeyerek alanda kalmışlardır. Çünkü arkalarında stada girmek isteyen büyük bir kalabalık onlara engel olmuştur.

Bu arada futbolcular sahaya çıkmış içerideki taraftarların çığlıkları ve bağırmaları dışarıdan duyulmaya başlanmış, dışarıda binlerce taraftar içeri girmeye çalışmasına rağmen hakem maçı başlatmış ve çığlıklar daha da yükselmiş. Bu sırada genç bir çocuk stadın dışındaki duvarın yanındaki büfenin üzerine çıkmış. Polisler bu kişiyi dışarı çıkarmak için kapılardan birini açınca 20 kadar kişi paldır küldür içeri girmeye çalışmış, polisler bu kişileri dışarı çıkarmaya çalışırken yaklaşık 5000 kişilik bir grup turnikelerden geçmeye çalıştığı için aşırı yığılmadan dolayı insanlar ezilmeye başlamış ve polis onları kontrol etmekte güçlük çekmiştir. Çareyi C Kapısını açmakta bulmuşlar ve bu hamlenin ardından facia yaşanmaya başlamıştır.

Stada girmek için adeta birbirlerini ezen taraftarlar dar bir tünelden geçerek tribüne girmeye çalışmışlar ancak arkadan gelen taraftarlar olağanca güçleriyle öndekileri itince insanlar tribün önlerindeki demir parmaklıklarda sıkışmaya başlamış, insanlar çığlık atarak ezilmeye başlamışlar. Bu sırada maç devam ediyor şanslı olanlar tel örgülere tırmanıyor şanssızlarsa altta kalıp çığlık atarak can veriyorlar. Hakem 6. Dakikada bu durumun farkına varıp maçı durduruyor.. Bu sırada güvenlik görevlileri sahaya açılan ufak kapıyı açıp yine binlerce insanın arasından şanslı olan bazıları bu kapıdan kendilerini saha içine atmışlar. Sonunda yaşanan yığılmaya demir parmaklıklar daha fazla dayanamamış ve yıkılmış. O gün orada 94 kişi hayatını kaybetmiş, 766 kişi yaralanmış, 300 kişi hastaneye kaldırılmıştır. O günün facianın bilançosu 96 ölü ve hepsinin Liverpool taraftarı olduğu belirlenmiştir. Polis ya da steward’lar önceden böyle bir durumun olabileceğini anlayabilir ve sahaya açılan demir parmaklıkları açarak insanların ezilmesine engel olabilecekken bunu neden yapmadıkları hiçbir zaman tam olarak açıklanmamıştır.

Sporda Şiddet

Dünyada da büyük yankı uyandıran bu facia hakkında kısa süre içerisinde hükümet tarafından soruşturulma başlatılmıştır. Soruşturma görevini üstlenen savcı Lord Peter Taylor, otuz bir günlük bir çalışmanın ardından futbol tarihine "Taylor Raporu" olarak geçen iki raporla basın karşısına çıkmış, ilk rapora göre, felakete sebep olan en büyük etken polis kuvvetlerinin görevini doğru şekilde yerine getirmemesi sonucuna varılmıştır. Turnikesi bulunmayan kapıların açılması, içeri giren taraftarların boş olan kısımlara yönlendirilmemesi ve polisin ihmalkârlığı, olayları bu noktaya taşıyan ana nedenlerdi. İkinci rapor ise, bir daha böyle faciaların yaşanmaması için stadyumlara getirilecek yeni düzenlemelerle ilgiliydi. İngiltere'de saha ile tribünler arasındaki bariyerlerin kaldırılması ile tribünlere oturma gruplarının yerleştirilmesi, Hillsborough'daki faciadan sonra Taylor Raporu'nun önerileriyle uygulamaya konulmuştur.

Bradford City Stadyumu Yangını

11 Mayıs 1985’te İngiltere’nin Bradford şehrinin Valley Parade Stadyumunda Bradford City’nin Lincoln City ile oynadığı maç sırasında bir taraftarın yerde biriken çöplerin üzerine sigara attığı iddiasıyla yangın çıkmıştır. Bir taraftar ayaklarının ılıklaştığını ve bu sırada hemen yangın söndürücü aradığını fakat bulamadığını belirtmektedir. Bu sırada bir polis memuru yangını fark ederek bir meslektaşından yangın söndürücü istiyor. Ancak, onun çağrısı yanlış anlaşılarak bunun yerine telsizle itfaiye çağırılıyor. Yangın tırmanıyor ve alevler büyümeye başlıyor, polis stadı boşaltmaya başlıyor. Bu arada alevler yayılmaya

başlıyor, çatı ve ahşap olan statta yangın iyice büyüyor. Koltukların da muşambalarla kaplı olması yangının daha da büyümesine neden oluyor. Bir görgü tanığı yangının bir flaş gibi parladığını böyle bir şeyi daha önce hiç görmediğini ve dumandan nefes alamadıklarını belirtiyor. Yan hakemlerin haberdar edilmesi üzerine maç durdurulmuştur.

Yangın çok hızlı yayılmış ve dört dakika içerisinde çatı ve ahşap standlar alev almıştır. Polis hayret içerisinde kalmış o anda kaçamayan taraftarı kurtarmak için mücadele etmiştir. Kurtulan bir tanık dehşet konuşmuş,"Yangın bir flaş gibi yayıldı,"demiş, 46 yaşındaki Bradford City hayranı Geoffrey Mitchell "Ben böyle bir şey görmedim. Dumandan boğulmalar oldu. Zor nefes alıyordum” demiştir.

Sporda Şiddet

Yangında toplam 56 kişinin öldüğü, turnikelere ve tuvaletlere kaçmaya çalışanların ezilerek can verdiği, ölenlerin yarısının 20 yaşın altında veya 70 yaş üzerinde olduğu 265’ten fazla taraftarın yaralandığı tespit edilmiştir. İtfaiye geldiğinde alevler iyice büyümüş ve duman yoğunlaşmış, itfaiye yangını söndürdüğünde karşılaştıkları manzara ise herkesi şok etmiştir. Muşamba koltukların üzerinde ölen taraftarların dimdik durdukları tespit edilmiş, Polisin cesetleri çıkarmak için sabah 4’e kadar çalıştığı belirtilmiştir. Olaydan sonra soruşturma başlatılmış, Sir başkanlığında Oliver Popplewell ve Popplewell Sorgulama olarak bilinen Birleşik Krallık futbol sahasında güvenliği arttırmak için yeni birmevzuat oluşturulmuştur. Soruşturmanın ana sonuçlarından ve en önemlisi ahşap tribünlerin inşa edilmesinin yasaklanması olmuştur.

The Kop (Heysel faciası)

29 Mayıs 1985’de Bir önceki sene Roma’yı penaltı atışları sonrası 4-2 yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu olarak Heysel Stadına gelen Liverpool’un rakibi Juventus olmuştur. Ama herkes Liverpool’a güveniyor ve 5. şampiyonluk için saatlerin geçmesini beklerken, maçın başlamasına sayılı dakikalar vardır. Bir anda kale arkasında bir karışıklık belimiş ve arada bariyerlerin olmaması nedeniyle Liverpoollu holiganlar, Juventuslu taraftarların olduğu yere saldırmı, İtalyan taraftarlar korku ve panikten kaçmaya çalışırken, kendilerine mani olan büyük duvar, aşırı yüklenmeden ötürü çökmüştür. Sonuç 39 kişinin

ölümü ve yüzlerce yaralı olamka beraber çağın oyunu futbolun kara günü olarak adlandırılmıştır.

Bu üzücü olay sonrası, gerek İngiliz futbolu, gerekse Liverpool çok büyük yara almışlardır. Olay sonrası İngiltere Milli Takımı ve İngiliz Takımları, uluslararası futbol müsabakalarından 5 yıl, Liverpool takımı ise 8 yıl men cezası almış, İngiliz futbolunda geriye gidişin başlangıcı ve ünlü Liverpool’un Kop Tribününün tükeniş haritası yavaş yavaş çizilmeye başlamıştır. [34].

15 Nisan 1989’da her İngiliz’in keşke olmasaydı dediği 2. trajedi günü yaşanmıştır. Sheffield Wednesday’in sahası Hillsbourg stadında İngiltere F.A. Cup’ta yarı finalde Liverpool-Nottingham Forest maçı ile karşı karşıya gelecektir. Liverpool taraftarının alınacağı 14.600 kişi kapasiteli Leppings Lane End Tribünü, dolu olmasına rağmen, içeriye sürekli taraftarların girmesiyle bir trajediye dönüşmektedir. Tam 96 Liverpool taraftarının masumca ölümü ve sonrası olayla ilgili olarak sadece üç polis görevlisi ile ilgili soruşturma açılabilmiştir. Bunlardan David Duckenfield, olaydan birkaç dakika sonra federasyon görevlilerine kapıların taraftarlar tarafından zorla açıldığını söylediğini fakat bunun aslında doğruyu tam olarak yansıtmadığını kabul etmiş, fakat itirafından bir müddet sonra sağlık gerekçeleriyle davaya katılamaması sonucunda dava düşmüştür. Duckenfield, emekliye ayrılırken polis emekli maaşı almaya devam etmektedir. Bernard Murray ise, Duckenfield’in davası düşünce kendisi olay yerinden daha az yetkili olduğu için yargılanmaktan kurtulmuştur. Olaya ait kanıtları manipüle etmekle itham edilen Norman Bettison ise daha sonra Liverpool’da Polis Amirliği’ne getirilmiştir.

Sporda Şiddet

Bu olay bardağı taşırmıştır ve bundan sonra alınacak tedbirler daha sert olacaktır. İngiliz hükümeti ve İngiltere Federasyonu aldığı kararlarla İngiltere’deki bütün stadyumların bütün tribünlerinin koltuklu olmasını zorunlu kılmıştır. Böylece 28.000 taraftarın maçları ayakta izlediği Kop Tribününün sonu gelmiş oldu. The Kop, 1994 yılında yerini tümü koltuklu Kop Grandstand Tribününe bırakmıştır. Kop tribününün son maçı 1994’te Norwich City maçıydı. Kop Tribününün olduğu kaleye son golü atan Jeremy Goss, tarih kitaplarındaki yerini almış bulunmaktadır.

1967 Kayseri Stadyum Faciası

17 Eylül 1967’de Kayserispor ve Sivasspor takımları arasındaki maçta çıkan panikte 43 kişinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan tribün olayıdır. 20. dakikada Kayserispor’un 1-0 öne geçtiği maçta iki takım taraftarları arasında gerginlikler yaşanmış, Kayserispor taraftarlarının Sivasspor taraftarlarının üzerine yürümeye başlamasıyla çıkan panikte 43 kişi ezilme ve havasızlık sonucu hayatını kaybetmiştir. 43 kişinin öldüğü haberinin Sivas’a yayılması sonucu Sivas’ta yaşayan pek çok Kayserilinin işyeri saldırıya uğramıştır.21 bin taraftarın tribünde yer aldığı maç saat 16:00’da başlamış, karşılaşmanın 20. dakikasında Kayserispor takımının futbolcusu Küçük Oktay, attığı gol ile takımını 1-0 öne geçirmiş. Tanıkların anlatımlarına göre; gole sevinen Kayserispor taraftarlarına Sivas tribünlerinden tepki geldi. Sivaslıların Kayseri taraftarlarına karşı taş atması sonucu panik başladı ve kaçışmaya başlayan çocuklardan ikisi ezilerek yaşamını yitirdi şeklindedir.

Kayseri taraftarlarının stattaki bir polis tarafından galeyana getirilmesiyle beraber Kayserililer bıçak, taş ve sopalarla Sivasspor taraftarlarının üzerine yürümeye başlamış bunun üzerine Sivaslıların yer aldığı tribünde başlayan panik sonucu binlerce Sivas taraftarı demir kapılara yüklenmış, demir kapıların açılmaması ve stat çıkışındaki düzensizlikler yüzünden 41 Sivasspor taraftarı olay yerinde havasızlık ve sıkışmadan yaşamını yitirmiştir. 300’ü aşkın kişi de sopa, bıçak ve taş darbeleriyle yaralanmıştır.

Sporda Şiddet

Sivas taraftarları kendilerini stadyumun dışına atmış ve stat çevresinde park edilmiş 60 kadar Kayseri plakalı arabanın ve spor salonunun çerçevelerini indirerek toplu halde stadın 5 kilometre uzağına park edilmiş araçlarına doğru ilerlemişlerdir. Maçta 40 kişinin öldüğü haberi, kısa süre içerisinde Sivas’a yayılmış, bunun üzerine: Sivas’ta Kayserililere yönelik olası bir taşkınlığı önlemek için tedbirler alınmış. Sivas’a 10 km uzaklıktaki Kayseri Köprüsü ve Sivas’taki Kayserililere ait dükkân ve binaların önüne jandarma ve polis görevlileri yerleştirilmiş fakat alınan bütün önlemlere rağmen olayın akşam saatlerinde duyulması üzerine halk sokaklara dökülerek Kayseri’ye giden 5 bin Sivaslının akıbetini öğrenmek için geceyi Kayseri yolu üzerinde geçirmişlerdir. Sabah saatlerinden itibaren, Sivas’ta yaşayan Kayserililere yönelik bir dizi saldırı başlamış. Kayserililere ait ondan fazla dükkan yağmalanmış ve ateşe verilmiş. Sahibi bir Kayserili olan Büyük Belediye Otelinin yatakları caddeye atılıp yakılmış Polisler Sivas taraftarının tepkisini çekmemek için müdahalede bulunamamışlar, tahrip ve yağma olayları sırasında ölü ve yaralı olmasa da pek çok Kayserili Sivas’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Sivas’taki olayların sorumlusu oldukları suçlamasıyla 11 kişi tutuklanmış, Sivas’taki bu olayların ardından Kayseri-Sivas girişleri kapatılarak İki şehir arasında düzenlenen otobüs seferleri iptal edilmiştir. Güvenlik güçlerinin sayısını arttırmak amacıyla yaralıların tedavi gördüğü Kayseri Devlet Hastanesi’nin önüne Polis Koleji öğrencileri yerleştirilmiştir.Başbakan Süleyman Demirel, Rusya’ya yapacağı ziyareti erteleyerek Radyodan yaptığı konuşmada şu sözleri söylemiştir : “Şuursuz tahriklerle devam ettirilmek istenilen bu hadisenin futbol tarihimizde tek kalmasını temenni ederim”. Ayrıca, spor işleriyle görevli Devlet Bakanı Kamil Ocak yaptığı açıklamada: “Türkiye İkinci Ligi’nin kaldırılmasını teklif edeceğini ve bunun da gerçekleşmesi için bu sebebin kâfi gelebileceği” açıklamasında bulunmuştur. Kayseri’de olaylara neden olan 8’i Sivas 18’i Kayserispor taraftarı toplamda 26 kişi tutuklandı. Maç esnasında ve sonrasında çıkan olaylar nedeniyle her iki takıma 17 maç saha kapama cezası verilmiş ve 5 yıl boyunca aynı gruplarda futbol oynamamaları kararı alınmıştır. Olayları iyi yönetemediği için Kayseri Valisi ve Emniyet Müdürü görevden alınmıştır.

Yakın Zamanda Yaşanmış Dünyadaki ve Türkiyedeki Olaylar

Lazio - Juventus 15.11.2007

Lazio ve Juventuslu taraftarlar arasında yaşanan itişmeye müdahale eden bir polisin tabancasından çıkan kurşunla Lazio’lu bir taraftarın ölmesi, akabinde Atalanta-Milan maçının tribün olaylarından dolayı 7. dakikada tatil edilmesi, gözlerin yeniden şiddet sarmalından kurtulmayan Serie A’ya çevrilmesine sebep olmuştur. Serie A’da İnter-Lazio maçı taraftarın ölmesi, Atalanta-Milan tribün olayları ve Lazio-Cagliari maçındaki taraftar- polis gerginliğinden dolayı maçlar iptal edilmiştir. Holiganizmin ve tribün terörünün adresi 1990’lı yıllara kadar İngiltere olurken, bu kötü alışkanlık 1990’lı yılların başından itibaren İtalya’ya taşınmıştır. Serie A, 1990’lı yıllarda Avrupa’nın en kaliteli futbolunun oynandığı lig olarak gösterilmiştir. Fakat sonra İngiltere ve İspanya’nın gerisinde kalmıştır. Serie A’nın kan kaybında, kulüplerin futboldan anlamayan zengin ailelerin kontrolüne girmesi, stadların bakımsız hali, şike ve şiddet olayları önemli rol oynamıştıt. İtalya, Almanya’daki 2006 Dünya Kupası’nı 24 yıl sonra kaldırmasına rağmen, dünya şampiyonu bir ülkeye layık olmayan bir seyirci profiline sahiptir. Derbi maçlarında seyirci terörü yaşanmaktadır. Ultra taraftar tribünün bir bölümünde hâkimiyetlerini kurarken, bu bölgeye normal bir taraftarın girmesine izin vermemişlerdir. İtalya’da tribün terörünün altında yatan bir diğer etken ise stadların bakımsızlığıdır.

Sporda Şiddet

Atalanta - AC Milan 11.11.2007

İtalya'da futbola, şiddet olayları damgasını vurmuştur. Bir Lazio taraftarının polisin uyarı ateşiyle hayatını kaybetmesi, gece boyu süren çatışmalara yol açmıştır. Futbolda şiddete karşı sert önlemler alınacağı duyurulmuştur. Şiddet olayları Roma'da gece boyunca devam etmiştir. Laziolu bir taraftarın polis kurşunuyla öldüğü haberinin duyulmasının ardından, Bergamo kentinde, Atalanta-Milan maçı öncesinde holiganlar ile polis arasında çıkan olaylar sahaya da yansımıştır. 15 dakika gecikmeli olarak başlayan maçta, Atalantalı taraftarların taşkınlıkları ve sahaya inme teşebbüsleri sonucu, Hakem Saccani oyunun 7. dakikasında oyuncuları soyunma odasına göndererek maçı tatil etmek zorunda kalmıştır. Taraftarlar, başkent Roma’da iki polis karakolu ve İtalya Milli Olimpiyat Komitesi’nin bürosunun aralarında bulunduğu çok sayıda binaya saldırmış, olaylarda en az 40 kişi yaralanmıştır.

Soruşturma sonucunda, olaya karışan polis, 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak olayda kasıt olduğunu düşünen Lazio taraftar grubu Ultras, 6 yıllık cezanın az olduğunu belirten bir protesto yürüyüşü düzenlemiştir.

Galatasaray - Fenerbahçe 3 Aralık 2006

Kadıköy'de oynanan karşılaşma öncesi ısınan Mondragon'a atılan şişeyle başlayan derbide maç boyunca sahaya madde yağmıştır. Maç devam ederken Galatasaray Teknik Direktörü Erik Gerets’in kafasına Fenerbahçe tribünlerinden atılan yabancı madde isabet etmiş. Alnı yarılan ve kan içinde kalan Belçikalı çalıştırıcı, uzun süre maçı böyle izlemek zorunda kalmıştır. Belçikalı çalıştırıcının başına daha sonra pansuman yapılarak yarası kapatılmıştır. Bu karşılaşmanın rövanşı olan 19 Mayıs 2007 tarihli Galatasaray Fenerbahçe maçı da tarihe 'sulu derbi' olarak geçmiştir. Kadıköy'de yaşananlara cevap vermek isteyen Galatasaray taraftarı maç boyunca sahaya su şişesi yağdırmış. Oyuncular taç ve korner atışlarını kullanmakta büyük zorluk çekerken olaylardan dolayı Galatasaray 5 maç saha kapatma cezası almıştır.

Galatasaray - Fenerbahçe 12 Nisan 2009

Bu derbi, büyük olaylarla sona ermiştir. Uzatma dakikalarında, Emre Aşık ve Lugano arasında başlayan kavgaya Arda Turan ve Semih Şentürk de katılmış. Sahanın bir anda karışmasıyla maç uzun süre durmuş, olayların yatışmasının ardından Lugano, Emre, Arda ve Semih kırmızı kartla oyundan atılmışlardır.

Sporda Şiddet

Galatasaray - Fenerbahçe 12 Mayıs 2012

Şampiyonu belirleyecek olan Süper Final son maç Galatasaray ile Fenerbaşçe arasında Kadıköy'de oynandı. Karşılaşmanın golsüz berabere bitmesiyle Galatasaray'ın ezeli rakibi Fenerbahçe’nin sahasında şampiyonluğunu ilan etmesi olayların fitilini ateşlemiş, polisin sert müdahalesine maruz kalan Fenerbahçe taraftarı stattan çıkarılmış, taraftarın biber gazı yemesi nedeniyle olaylar hayli büyümüş ve Şükrü Saracoğlu'nun dışına yayılmış, polis arabaları devrilmiş, çok sayıda taraftar gözaltına alınmıştır.

Diyarbakırspor - Konyaspor 26.02.2006

Süper Lig'de 2005-2006 sezonunda oynanan Diyarbakırspor-Konyaspor maçında olaylar çıkmıştır. Önce 22. dakikada Konyaspor’u 1-0 öne geçiren golü atan Bebbe, Diyarbakır yöneticisi Felat Hevedanlı tarafından tekmelenmiş, bu skorla devam eden maçın 86. dakikasında kale arkası tribündeki bir grup taraftar, kırdıkları koltukları sahaya ve polise attıktan sonra demir parmaklıkları kırarak saha içerisine girmiş, diğer tribünlerdeki seyircilerden bazılarının da sahaya girmesi üzerine ortalık bir anda karışmıştır. Seyircilerin bazıları Konyasporlu futbolculara saldırmak isteyince duruma polis müdahale etmiş, bu sırada bazı taraftarlar polise taş ve kırdıkları koltuklarla saldırmıştır. Olaylar üzerine hakem Kuddusi Müftüoğlu ve Konyasporlu oyuncular polis güvenliğinde soyunma odasına girmiş, polis ile taraftarlar arasında arbede yaşanmış, olaylarda aralarında güvenlik güçlerinin de bulunduğu çok sayıda kişi yaralanmıştır. Seyircilerin büyük bir bölümü stattan dışarı çıkarılmış, daha sonra Diyarbakırsporlu oyuncular da soyunma odasına girebilmişlerdir. Saha içerisinde polis, gazeteci ve görevliler kalmıştır. Olaylar saha dışında devam ediyorken taraftarları dağıtmak için polis havaya ateş açmıştır.

Fenerbahçe – Efes Pilsen 18.06.2009

TBL Play-Off final serisi 6. maçında Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker'i 79-76 mağlup ederek, 2-0 geriye düştüğü seriyi 4-2'ye getirerek Beko Basketbol Ligi 2008/2009 sezonu şampiyonu oluyor. Maç biter bitmez sahaya inen Fenerbahçeli taraftarlar Efes Pilsenli oyunculara saldırınca olaylara polis ve Fenerbahçeli yönetici Ali Koç müdehale edip seyircileri sakinleştirerek olayı büyümeden kapanmasını sağlamışlardır. Efes Pilsen, final serisinde karşılaştığıFenerbahçeÜlker'i yenerek 13. şampiyonluğuna ulaşmış, son iki sezonun şampiyonu sarı-lacivertli ekip ise üst üste 3. şampiyonluk şansını 2-0 öne geçtiği seriden 4-2 yenik ayrılarak kaybetmiştir.

Galatasaray - Fenerbahçe 15.11.2009

Basketbol Ligi’nde dev bir derbi daha geride kalmış, Türk sporunun iki büyük takımı Galatasaray ve Fenerbahçe bu kez kozlarını basketbol arenasında paylaşmışlardır. Her zamanki gibi olaylı ve çekişmeli biten mücadeleyi Galatasaray Cafe Crown 74-72 kazanmayı başarmıştır. Mücadele iki uzatma devresi sonunda ev sahibi konumundaki Galatasaray’ın üstünlüğü ile sona ererken; karşılaşmanın normal süresi 56-56, 1. uzatma süresi 67-67 sona ermiş, maç iki uzatma sonunda Galatasaray’ın olmuştur. Fakat karşılaşmada bu denli çekişmeli olan mücadelenin dışında daha dikkat çekici bir şey vardı ki; o da çıkan olaylar karşılaşmanın uzun süre durmasına sebep olan olaylarda Fenerbahçe takımı soyunma odasına gittikten sonra olayların yatıştırılmasıyla mücadele devam etmiştir.

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Published by: osman in Moda

Leave a Reply

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…