23 Mart 2016 - No Comments!

Korku Nedir? Nedenler Nelerdir?

Korku Nedir?

Korku, çocukluktan yetişkinliğe kadar hepimizin hayatında yer alan ve dünden bugüne, varlık nedenlerini güncelleyerek gelen bir kavram. Korku nedir, nereden gelmektedir ve insan neden korkar?

fear-face-woman
Korku kavramının ne olduğuna dair pek çok görü söz konusudur. Sözlük anlamıyla korku: “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karısında duyulan kaygı, üzüntüdür.” (TDK Türkçe Sözlük, 1998) Abisel'e göre ise; "Korku bir tehlike tehdidiyle, tehlikenin tanınmasıyla ilgilidir. İnsanın yok edilme, zarara uğrama endişesinden kaynaklanır.
Korku her canlıda mevcut bir duygulanım durumudur. Bazen gerçekte var olan, gerçeklikten referans alan korkularımız bazen de hayal gücümüzden beslenir. Korkular genel olarak bir tehdit algısından dolayı ortaya çıkar. Tehdidi oluşturan unsur kimi zaman bir kişi, kimi zaman ise bir durum olarak kendini gösterebilir. Korku, insanın yapısında var olan, olmazsa olmaz bir gerçekliktir çünkü insan sonlu bir varlıktır ve bunun bilincindedir.

a
“Korku aynı zamanda öğrenilen bir duygudur. Örnek alma ya da koşullanma sonucu öğrenilerek oluabilir. Bir nesne, durum ya da kişiden korkmak için tüm bunlarla ilgili bir yaantıyı geçmite deneyimlemi olmak gerekir. Böylelikle o nesne insan ya da durumdan korkmak gerektiği öğrenilir.”

Bugüne kadar, korku üzerine yapılmı tanımların genel çerçevesi incelendiğinde, korku kavramının insanın fiziksel ya da ruhsal varlığına karın, kaynağı belli olan bir tehdit hissettiğinde, gösterdiği bir reaksiyon olarak tanımlanabilir. Nedenleri, oluşma koşulları, yoğunluğu değişme gösterse de korku kavramı en genel tanımıyla bu şekilde açıklanmaktadır.

Korkunun Nedenleri

İlkel insan, doğa karısındaki çaresizliklerinden ötürü, başlangıçta çok temel doğa olaylarından bile korkmuş, gökyüzünde gerçekleen tüm olayları tanrı ya da diğer inanılarıyla bağdatırmıştır. Zamanla doğa karısında bilgisi artan insan, doğa olaylarından daha az korkar olmu, ancak hayatındaki teknolojik ve toplumsal gelimeler yeni ve daha büyük korkularla tanımasına gerekli zemini, hızla hazırlamıştır. “Tek veya çok sayıda, yüzyıllardır süren fakat her zaman ilerlemenin aırı ucunda yer alan korku, silahlarını sürekli olarak yeniden kefeder”.
Yukarıda sözü geçen, ilkel toplumların doğa karısındaki çaresizliği dönemin tüm tasvirlerinde önemli bir yer bulmuştur. Lascaux mağarasındaki bizon tasviri dönemin korkularına ilikin önemli bir ipucu niteliğindedir. İnsanın doğa karısında kendine biçtiği çaresiz ve zayıf rol burada da açık bir biçimde gözler önüne serilmiştir.

Lascoux Mağara Resmi, M. Ö. 17,000U2B,000

Lascoux Mağara Resmi, M. Ö. 17,000U2B,000

Korkular çok çeşitlidir. Ölüm, varolu, karanlık, güvenlik gibi birçok çeit korku sayılabilir. Mannoni,  korkuyu doğal ve doğaüstü korkular olarak ikiye ayırır. Bu iki sınıf korkunun da temelinde,  bilinmezlik unsuruyla etkisini artıran ölüm vardır. “Ölüm korkusu kukusuz insanlar için ürkünün temel nedenlerinden biridir ve bütün diğer korkular uzaktan ya da yakından ona bağlanırlar”. Temelde salgın hastalık, sava, kıyamet günü gibi tüm korkuların çıkı noktası, insanın ölümlü varlığının bilincinde olmasıdır.
İçinde yaşadığımız dünyanın büyüklüğü, her gün ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik araştırmalar, bu aratırmaların sonucunda ortaya çıkan karmaık sistemler de tıpkı ölüm olgusu gibi bilinmezlikleri peinden sürüklemektedir. Bu gelimeler, insanın geçmişten bugüne, dünyaya hükmetme gücünün bir göstergesi olarak görülmekle birlikte aynı zamanda karmaşık sistemleri ile bilinmezliklerin de altını kalın çizgilerle çizmektedir. Böylece özellikle teknik anlamdaki gelimeler, hâkim bir “bilememe” duygusunu da daha çok belirginletirmektedir. Ölümün bilinmezliğinin üzerine bir de enformasyonun sınırsızlığı eklenince insan beynindeki bulanıklık gün geçtikçe büyümektedir.

korku-cocuk-illustrasyon
Timuçin, korkunun, insanlığın tarihinden beri var olduğu gerçeğine vurgu yapar ve korkuyu iktidar kavramlarıyla ilikilendirerek açıklar. O, insanlığın tarihinin korkuyla yoğrulduğunu belirtirken savaşlardan, katliamlardan, egemenlik ilikilerinden; yani insanlığın kendi kendine yaptıklarından söz eder. Korkunun kaynağını, savaşan insanın bencilliğinde arar. “Tarih sahnesi bize egemen toplumlarla egemen olunan toplumlar arasındaki acılı ilikiyi gösterir. Her toplu egemenlik girişimi bir acı ve korku kaynağıdır”. Korkunun nedenlerini insanın doğasının bir gereği olarak görmektense, bunu bir çeşit seçim olarak adlandıran Timuçin, savaşlardan ve katliamlardan söz ederken elbette ölüm korkusunu sayar ama buradaki tehdit ve ölüm olgusu doğanın bir gereği olan (doğal) ölümden duyulan korku değil, insanın insan üzerinde iktidar kurması sonucunda oluşan tehdit ve korkudur.

İnsan neden korkar sorusunun yanıtını ararken din faktöründen söz etmek kaçınılmazdır. Tarih sahnesine baktığımızda ise, insanların doğal korkularından yararlanan din, bunu bir baskı aracı haline getirmiş görünmektedir. Din, bir ahiret olgusu ile yani; bilinmezin yarattığı korku ile toplumları, uzun yıllar kontrol altında tutmayı başarmıtır.
Schulz, dünya kaygısının temelinin antik dönemin sonunda yani inanç çağının doğuunda, Hıristiyanlığın ilk yıllarında ortaya çıktığını iddia eder. Bu durum daha çok siyasi ve toplumsal nedenlere bağlıdır. "Yeryüzü Tanrı tarafından reddedilmi bir yerdir; üzerinde düşmanımsı, eytansı ve karanlık güçlerin egemenliği hüküm sürmektedir". Tanrı tarafından lanetlenmi bu yerde elbette düzeni sağlayacak güçlere ihtiyaç vardır ve bu ihtiyaç din tarafından doldurulacaktır.

H. Bosch, Panel Üzerine Yağlı Boya, “Saman Arabası” (135 x 190 cm),1500 U 1502

H. Bosch, Panel Üzerine Yağlı Boya, “Saman Arabası” (135 x 190 cm),1500 U 1502

Bu triptik çalımanın çıkış noktası bir Flaman atasözüdür, “Dünya herkesin alabildiğini aldığı bir saman yığınıdır.” Özellikle sol pano son derece dikkat çekicidir, İsa’nın kudretiyle, dünyaya düşen melekler, dünyaya ait olmayan böcekler, kanatlı yaratıklar ve eytanlar sürüsüne dönümekte, göle ve toprağa salınmaktadır. Bosch, yeryüzün lanetlenmiş bir yer olduğuna dair inancı ne kadar içselletirdiği tüm çalışmalarında yansıtmış, dünyevi ve dünyevi olmayan tüm kokularını açıkça ve hayal gücünün verdiği cesaretle ortaya koymuştur.
Batı toplumlarında, Hıristiyanlıkla baladığını varsaydığımız dinin yükselii, Ortaçağ’da giderek tırmanmı, 19. Yüzyılda aydınlanmanın ortaya çıktığı döneme kadar etkisini yoğun bir biçimde hissettirmiştir. Aydınlanma ile dini konular sorgulanmaya balanmı ancak insan aklıyla çözümsüz kalan sorunların ortaya çıkışı, insanları tekrar korkulara sürüklemiş ve bunun sonucunda dinin tekrar yükselen bir değer olmasına neden olmuştur.
Freud, uygarlık ve kültürden bahsederken, insanların doğa ve kader karısındaki alt edilemez çaresizliklerinin anlatımı ve aynı zamanda baa çıkma yöntemi olarak dini benimsemelerini ele alır. Ona göre, böyle bir çaresizlik sürekli bir korkuya ve insanoğlunun doğal narsizminin zedelenmesine neden olur.

real-fear
Din ve ahiret gibi kavramlarla bağlantılı korkuları, doğaüstü korkular sınıfında değerlendiren Mannoni bu korkuların temelinde intikamcı bir tanrı tehdidinin olduğunu söyler. Bu bin yıllık ürküyü ise çabuk inanan bir insanlığa bağlar ve bugün yaşadığımız nükleer silah vb. Tehditlerden doğan korkuların da bu inanışla bağlantılı olduğunu öne sürer. Dinin ve din adamlarının, doğal korkuların kökenlerini de dine bağlama eğiliminde olan insanlığı bu yönde yönlendirdiğini de söyleyen Mannoni, dünden bugüne çehresini değitirse de din adamlarının bu korkuları güncellemeyi baardıklarını da vurgular ve bu korku anlayıını iktidar kavramıyla, ilikilendirir. Mannoni,  Gökyüzü olaylarının yorumlanışından bahsederken "yle söyler “ 0 Sonuçta daha dünün kilise adamları, “yukarıdaki” bu belirtileri, tanrının kızgınlığının göstergesi olarak yorumlamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Böylece Son Yargıları “gökten gelen” yardımlarla yok etme ve cezalandırma tehditleriyle, mükemmel bir güvence altına alıyorlardı. Bu şekilde, korku yoluyla derinlemesine sarsılmı ruhlar üstünde kendi çıkarları doğrultusunda bir iktidar kuruyorlardı ki burada, korkunun gerçek bir pedagojisi görülebilir”.
İnsanlığın en temel korkusunun belirsizlik ve sonluluk olduğu son derece açık bir gerçektir. Ancak bu korkularının temel nedenleri aynı kalsa da biçimleri kukusuz değimektedir. Dün doğa olaylarından korkan insan, bugün salgın hastalıklarla baş etmeye çalımaktadır. İnsanlığın, geçmişte yorumlamakta ve anlamakta güçlük çekmiş olduğu doğal felaketler karısında, bugünkü imkanlarıyla bile çaresiz kalması, salgın hastalıkların güncelliğini koruması, genetiği değitirimi sebze ve meyveler derken, korku, bir türlü hayatımızın gündemini işgal etmeye devam ediyor.Birçok yazar ve düünür çağımızı “korku çağı” olarak nitelerken her gün büyüyen korkularımızın çeşitliliği ise şaşırtıcı gerçeği kanıtlar nitelikte; sava korkusu, hastalık korkusu, isizlik korkusu, izlenme U dinlenme korkusu, çevresel felaketlerden duyulan korkular, şi yerinde müdür korkusu,  hastane korkusu derken korkunun yelpazesi genilemeye devam ediyor. Görüldüğü gibi korku, silahlarını sürekli olarak değitirse de varlığını aynı gücüyle, hatta bazı dönemlerde artırarak korumaya devam ediyor. Korkunun nedenlerinin temeline,  insanoğlunun sonluluğunu ve sürekli tehdit altında olma duygusunu aldığımızda ise tüm korkular ve nedenleri açıklık kazanmı oluyor.

Leave your vote

-2 points
Upvote Downvote

Total votes: 4

Upvotes: 1

Upvotes percentage: 25.000000%

Downvotes: 3

Downvotes percentage: 75.000000%

Published by: admin in Kultur

Leave a Reply

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…