tiyatro-salonu

Tiyatro, yazar tarafından daha önceden yazılmış ya da tasarlanmış bir metnin, belirli bir yerde, belirli bir sürede ve belirli kişiler tarafından canlandırılması olarak tanımlanmaktadır.

Özellikle ilkel insan döneminde oynanan av oyunları; kullanılan maskeler; yapılan büyüler, danslar; işlenen doğum, üreme, ölüm ve yeniden dirilme gibi temalar; farklı toplumlarda tanrılar  için sergilenen gösteriler, düzenlenen şölenler ve yine farklı toplumlara ait gelenekler dünya tiyatrosunun kökenlerini oluşturmaktadır.

Tiyatronun Metinleşmesi

antik-tiyatro

Tiyatronun metinleşmesinin ilk olarak Eski Yunan Tiyatrosunda gerçekleştiği bilinmektedir. Burada M.Ö. 5000 yılına dek uzanan oldukça köklü bir süreçten söz edilmektedir. Tiyatro, yazılı metinlere dayalı bir tür olarak doğmadığı için metinleşme süreci ortaya çıkışından sonra gerçekleşmiştir. Bu sebeple ilk tiyatro metinlerine, tiyatro sanatının ilk başladığı adres olarak gösterilen Antik Yunan’da rastlanması şaşırtıcı değildir. Nitekim Türk tiyatrosunda ilk yazılı metinlerin ortaya çıkışının oldukça yeni olması tiyatronun tarihî geçmişiyle yakından ilişkilidir. Tiyatronun ilk dönemlerinde seyirci ya da oyuncu ayrımı olmamakla birlikte zamanla oyuncu ve seyirci birbirinden ayrılmıştır. Özellikle kendini seyrettirerek para kazanan oyuncuların belirli mekânlarda ya da alanlarda, jest ve mimik, müzik, ses gibi unsurları kullanarak mesleki anlamda oyunlarını sergilemesi ile bu seyre para ödeyerek katılan izleyiciler bu ayrımı güçlendirmişler, böylelikle tiyatronun en önemli unsurlarını oluşturmuşlardır. Ancak unsurların bir araya gelerek bir bütün oluşturması ve modern anlamda tiyatro kavramının sanatsal bir nitelik kazanması bu faaliyetlere metnin katılmasıyla gerçekleşmiştir

Tiyatro; edebi bir metin olarak değerlendirildiğinde, metinlerde kullanılan dilin diğer metin türlerinde kullanılan dillere göre son derece ayırıcı özelliklere sahip olduğu göze çarpmaktadır. Tiyatro metni ile ilk karşılaşmada dahi genel olarak bu ayırıcı özellikleri tespit etmek mümkün olabilmektedir. Kullanılan dil, tüm metin türlerinde olduğu gibi iletişim kurmanın farklı bir yoludur. Çünkü zaten dil başlı başına iletişimin aracıdır. Bu araç yine farklı araçlarla birlikte yeni bir kanal oluşturarak aynı amaca, iletişime, hizmet etmektedir. Ancak amaç her ne kadar aynı olsa da iletişimde kullanılan araçlar, kanallar değiştikçe amaca ulaşma düzeyinde farklılıklar gözlenmektedir. Bu yüzdendir ki dil becerileri ve tabi buna bağlı olarak iletişim becerileri farklı düzeylerde geliştirilebilir alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kullanılan araçlar, kanallar değiştikçe anlama ve anlatma becerilerinde amaca ulaşma düzeyi de farklılık göstermektedir. Metinler de yüzyıllardır iletişimdeki dil aracının oldukça etkin olarak kullanıldığı ve geleceğe aktarımının kolaylıkla sağlandığı kalıcı kanallar olarak iletişimin bir parçası hâlinde kullanılmaktadır.

Tiyatro Metinlerinin Ortaya Çıkışı

tiyatro-sahnesi

İlk örneklerine Yunan edebiyatında rastladığımız tiyatro metinlerinde genel olarak konuyu dinsel hayat oluşturmaktadır. Dinî öğretilerin aktarılmasını amaç edinen, öğretici unsurlar taşıyan ilk metinlerde estetik kaygı güdülmemiştir. Kilisenin, dinî öğretileri halka aktarmada tiyatronun gücünü fark etmesiyle, tiyatroların metinselleşmesine verdiği destek doğrudan artmıştır. Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi tiyatrolar, kilisenin desteği ile hızlı bir metinselleşme sürecine girmiştir. Zamanla kilisenin çizdiği sınırları aşan tiyatro eserleri, daha özgün ve daha özgür hâle gelmişlerdir. Orta Çağ Avrupa’sında her alanda kendini gösteren kilise baskısına başkaldıran tiyatrolar, Rönesans’ın anayurdu İtalya’da değil; İngiltere’de kendine bir alan yaratmıştır ve edebiyattaki aydınlanmanın bir parçası olarak, tiyatronun önemini kavrayan yazarlar ve tiyatro severler tarafından sanatsal değeri ve estetik zenginliği arttırılmıştır. Bu gelişim dilde kendini göstermiştir. Bilhassa İngiltere’de Shakespeare ve Marlow gibi büyük yazarların eserler verdiği, tiyatronun tarihî gelişimi bakımından önemli gelişmelerin yaşandığı dönemde İngiliz dili ve edebiyatında da büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Metinlerde kullanılan dil ve üslup tiyatrolar vasıtasıyla pek çok insana ulaştığından bu dönemde dil açısından büyük gelişmeler sağlanmıştır. Nitekim İngiliz dili ve edebiyatında “Shakespeare dili” kavramı doğmuştur.

Tiyatro eseri, metin olarak değerlendirildiğinde ‘dramaturji’ kavramından söz etme gereği doğmaktadır. Bir metin yazılırken parçalar arasında bütünlük oluşturmak dramaturjinin alanına girmektedir. Örneğin, tiyatro eserlerinde gösterme ve anlatma gibi pek çok unsur iç içe geçmiş biçimde ancak aynı zamanda anlamayı zorlaştırmayacak derecede ahenk içinde yer alır. Tiyatro eserleri sahnelenmek üzere yazılmış olsa da sahnede her şeyi göstermek mümkün değildir. Bu nedenle anlatma unsuru da metinler içerisinde sıklıkla kullanılır. Bu unsur dozunda kullanıldığında eserin başarısını artırır. Üstelik eserle izleyici olarak değil; okuyucu olarak buluşan insanların da eseri anlamasını kolaylaştırır.