16 Temmuz 2016 - Yorum Yazılmamış!

Türk Resminde Yeni Eğilimler ve Uslupsal Arayışlar

Daha önce çağdaş sanat akımlarını detaylı olarak anlatmıştık. Bu içeriğimizde Türk resmine ilişkili yeni eğilimlerden bahsedeceğiz.

1960’lı yıllar Türk resminin genel üslûp karakteri soyut sanat akımları çerçevesinde şekillenmiştir. 1960’lı yıllarda etkin olan bu soyut akımlar içinde yer alan sanatçılar kendi figür anlayışlarını geliştirerek üslûpların Avrupa’da ki süreçlerinden farklı bir diyalektik anlayış ortaya koymuşlardır. 1970’li yıllar boyunca yeni eğilimlerle daha da boyutlanacak olan bu anlayış Türk resmi modernleşmesinin çağa uyarak devam etmesini yolunu açmıştır. 

Türk resminde 1950 ile 1980 yıllar arası dönemde tüm toplumu özellikle de figüratif resmi etkileyebilecek önemli toplumsal olaylar yaşanmıştır. 1946 yılı sonrası çok partili sisteme geçiş, 1960 darbesi ve 1961 Anayasası ile 1980 darbesi bunlar arasında sayılabilir. Çok partili hayata geçiş toplumsal yaşamda önemli değişiklikler yaratmıştır. Özellikle haklar ve özgürlükler konusunda çok daha geniş imkânlar tanınması toplumun birçok alanda bilinçlenmesi ve hızlı bir gelişim süreci içine girilmesini sağlamıştır. 1960 darbesi ve ardından gelişen toplumsal ve siyasal duyarlılıklarla beslenerek farklı toplum katlarını etkileyen sosyo-psikolojik ortam hümanizm ve toplumculuk bilincinin yanı sıra sanat ortamını da etkilemiştir.

Türkiye’de 1950’den sonra, siyasal ve ekonomik alandaki yenilik ve değişiklikler, toplumsal yaşantıda da köyden kente akımı süratle başlamıştı. Büyük kentlerde kurulan sanayi kuruluşları, köylüye yeni bir geçim kapısı açmıştır. Böylece gurbetçiler ve getirdiği sorunlar, bazı sanatçılarımızı etkilemiştir. Köy-kent bütünleşmesini çok çeşitli karşıtlıklar içinde gözlenmeyen Nedim Günsür (1924), 1952’den sonra toplumsal–gerçekçi anlayışta, madenci yaşamını konu alan birçok yapıt gerçekleştirdi. Eserlerinde öz ve biçimi birlikte yorumlamaya çalışmıştır. Sanatçı 1960’dan sonra fantastik anlayışta çalışmalar yapmıştır.

İbrahim Balaban (1919) 1953’ten sonra, Anadolu insanın kullanımı ve kendine özgü figür şeması içinde işlemiştir. 1954’te Paris’ten dönen Neşet Günal (1923) Anadolu insanını günlük yaşamı içinde ele aldığı yapıtlarında biçim ve kendine özgü yorumlarıyla ortaya koymuştur. Sanatçı 1960’tan sonraki çalışmalarında da aynı anlayışı sürdürmüştür. Konu, renk, açık-koyu dengesi ve biçimi işleyişleri kişisel biçimi geliştirmişlerdir.

Nedim Günsür ve Neşet Günal, Kübizmden temellenen anlayışta özgün yorumlara giderek, kişisel özellikleri içeren bölgesel bir tavır içinde olmuşlardır. Nuri İyem de 1957’den sonra bu bölgesel tavra katılmışlardır. Toplumsal gerçekçi anlayışta çalışan Avni Arbaş lekeci bir teknikle yer vermiştir. Dinçer Erimez günlük yaşantıyı yansıtan çok figürlü düzenlemelerinde sert kontrastlarla lekeci bir anlayışta çalışmıştır.

Gerçeküstücü (Sürrealist) Sanat Eğilimi

Çağdaş Türk resminde gerçeküstü (sürrealist) sanat eğilimi, ilk kez 1955’te Yüksel Arslan (1941) ve Nuri Abaç’la (1926) başlar. Paul Klee ve Joan Miro gibi Avrupa sürrealist sanatçılarına ilgi duyan Yüksel Arslan, çağdaş sanatın büyük ustalarının sanatlarından etkilenmiş, halk sanatlarını inceleyerek kendini geliştirmiştir. 1961’den sonra Paris’te yaşamını sürdüren sanatçının yapıtlarında bilinçaltına itilmiş cinsel sorunlara, çizgisel bir anlatımla yaklaşılmıştır.

1968-1980 yılları arasında, bir dizi “Le Capital” adını verdiği çalışmalarında gerçekçi bir yaklaşımla, figürün ötesindeki bilinmeyenleri araştırmıştır. Nuri Abaç ise; yapıtlarında, aşırı deformasyon ve kendine özgü yüzey bölüntülerini içeren figür ve biçimlerle, ilgisiz nesnelerin yarattığı karşıtlıklara yer vermiştir. Anadolu mitolojisinden kaynaklanan çalışmalarında, figürler, biçim bozmalarının yanında, ayrıntılı bir işleyişle ele almıştır. Nuri Abaç 1960 sonlarına kadar sürdüğü bu anlayışı, daha sonraki dönemlerde bu anlayışın temel anlayışın belirleyişi olarak yansıtmıştır.

Arslan Gündaş (1914), 1960 sonrasında masal dünyasına yaklaşan bir tavırla, boşlukta yüzen şematik figürleri fantastik bir tasarım içinde gerçekleştirmiştir. Mehmet Aydoğdu (1958) bu anlayışta, 1970’den sonra çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Sonsuz mekân içinde, realist birkaç bakışla oluşturduğu somut figürler ve biçimlerle ölüm-yaşam, tanrı-insanlar ve sanat üçlemini irdelemiştir.

Naif Sanat Eğilimi

Doğal, saf, yapmacıksız, anlamına gelen naif kavramı, gerçeği ve doğayı yeni bir gözle gören, yeniden çizen, tecrübesiz ve inceliksiz bir üslubu geliştiren sanatçıları adlandırmak için kullanılır. 20. yüzyıl başlarından beri bu üslubu kendilerine mal eden sanatçılara “Naif Sanatçılar” denmiştir.

Oya Katoğlu, Sahilde Satıcılar

20. yüzyılın başında Avrupa’da büyük sükse yapan126 naif resim Türkiye’de ancak 1960 sonrasında etkisini göstermiştir. Hüseyin Yüce (1928), bu tarihten sonra kendi duyarlılığı ile ortaya koymuş, saf ve ilkel bir yaklaşımı hiçbir etki altında kalmadan, kendine özgü duyarlılığını yansıtan çoğu peyzaj konulu yapıtları, Türk resmindeki ilk naif sanat örneklerini oluşturur128. 1960’dan sonra naif anlayışta yapıtlar veren Fahir Aksoy (1917), çocuksu bir coşkuyla dile getiren Oya Katoğlu (1940) , halk yaşantısını, minyatür tarzı, iki boyutlu resim esprisini işler olay ve figürlerin saf, sade bir yaklaşımla düzelmesi, yöresel nitelikli konuların çocuksu bir anlatımla ele alınması ondaki naifliği içerir. 1967’den sonra naif sanatçılara katılan Yalçın Gökçebağ (1944), 1971’de ince, titiz bir işçiliğin ve naif bakışın ürünü olan biçiminde, 1978’den sonra başarılı yapıtlar vermiştir (Resim 26). Türk naif sanatçılar içinde literatürde yer alan Cihat Burak, eserlerinde naif bir anlatıma yönelmiştir.

Fahir Aksoy, Kasabam

Fahir Aksoy, Kasabam

Renkçi – Lekeci Sanat Eğilimi

Türk resminde renkçi – lekeci figürasyon eğiliminde, Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesinde yetişmiş bir grup sanatçı bulunmaktadır. Bunlar 1950'e Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun Fov sanat anlayışından etkilenen ve renkle birlikte leke öğesini de başarıyla değerlendiren Turan Erol  ve Orhan Peker lekeci yorumla özgün yapıtlar vermişlerdir. Her iki sanatçının bu yıllarda yoğunlaşan yöresellik anlayışına, lekeci bir eğilim içinde yaklaştıkları görülmektedir.

1960 başlarında toplum ve insana yönelen ilgi resmin toplumsal iletişim yöntemlerinden biri olarak kavranması, figüratif yönden yeni figür araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu yıllarda somut kavramlar önem kazanmaya başlar. Yeni figüratif eğilimde Türk kültür tarihinde oluşturmaya başlayan kavramsallaşma önemli etki yapmıştır. Türk figüratif resminde içerik yönünden, kişisel yönelimlerle ortaya çıkan bu gelişme, Türk resmini çağdaş yorumlara götürme yönünden önemli olmuştur.

Yeni – Figürasyon Eğilimi

Yeni figüratif resim kendini bireysel çıkışlar olarak duyurmaktadır. 1960’larda Türk ressamlarınca ele alınan yeni figür yorumu, geleneksel değerlere karşı koyarak anlatım ve içerikle tam ifadesine kavuşmaya başlamıştır. Bu eğilim iki yönde gelişmesini göstermiştir. Bunlar dışavurumcu – sürrealist anlatım ve toplumsal eleştirel gerçekçi anlatımdır.

Yeni figüratif sanatçılar üslûp farklılıkları içinde çalışmaktadırlar. Bugün batıda olduğu gibi, Türk resminde üslûp bir akım ve yaklaşım türü içinde sanatçıyı bağlayan genel bir biçim ortaklığı olmaktan çıkmış, kişisel bir kendini anlatış tavrı olmuştur. Bu bireysellik resme belirli bir çeşitlilik getirirken, izleyici ile birçok sanatçının katıldığı ortak bir üslubun ve anlatım diliminin kurabileceği ilişkiyi ya da sağlayabileceği yoğun ilgiyi bulamamaktadır. Öte yandan, yeni figürasyon sanatçıları konularını, izleyici ve toplum için daha can alıcı, dolaysız olarak izleyicinin psikolojisine daha etkili olabilecek alanlarda aramaktadır. Bunlar ya apsişik bir dünyanın gerçekleridir ya da toplumsal değerleri gündeme getiren konular olmaktadır, Alaattin Aksoy (1945), dışavurumcu – sürrealist anlatımdaki yapıtlarında; figürleri boşlukta uçuyor, yüzüyor gibi işleyerek masalsı bir dünyayı dile getirir. Tüm resim tarihi içinde bu anlayışın olgun örneklerini ve Ergin İnan (1943), 1968’den itibaren psikolojik kökenli portreler oluşturmaktadır. Böcekler ve embriyo insanları konu alan sanatçı, simgeler arasında kurulan görsel ve simgesel ilişkileri işler.

Alaattin Aksoy, İsimsiz

Coşkun Gürkan (Komet) (1942) tek, iki ya da üçlü figür gruplarının yer aldığı yapıtlarında, mizah yüklü bir anlatıma yönelir. Resimlerinde düş ve gerçek, fantezi ile yaşam bir aradadır. 1971’den sonra yoğun bir şekilde etkinliğini sürdüren Balkan Naci İslimyeli (1947) ise önceleri masal dünyasını resmettiği eserlerinde çizgisel anlatımın üstün geldiği fantastik yönelimli çalışmalar yapmıştır. Akademik resme tepki olarak halk resmi yaklaşımlı figürasyona yönelmiştir. Buradan hareketle kendi figür biçimlenmesini simgesel bir yapıda oluşturdu. Ömer Kaleşi (1932), insan psikolojisini irdeleyen tek figürlü düzenlemeleriyle dikkati çekmektedir (Resim 30). Mustafa Ayaz (1938) çoğu kez dışavurumcu bazen de fantastiğe varan yapıtlar ortaya koymaktadır. Sanatçı özellikle kadın gerçeğine eğilmekte, bilinçaltı dünyasının köylü ve kentli kadın karşıtlığını tüm biçim ve içerik yapısıyla ele almaktadır. Fantastik – gerçekçi anlatımda 1970 sonrası diğer sanatçılar, Ertuğrul Oğuz (1923) ve Cengiz Kabaoğlu’dur (1953).

 Pop Sanat Eğilimi

1970’lerde yeni figüratif eğilimler pop sanat anlayışı, Özdemir Altan’ın (1931), çağdaş endüstri üretimi ve insanın karşıtlık içinde ve dinamik renkli bir estetikle anlatıma soktuğu yapıtlarında ortaya çıkar. Sanatçı, fotoğraflar ve baskı aracılığıyla biçimlerin eriştikleri yeni anlatımları model almakta pop sanatı esprisinin tablolarında yansıtmaktadır. Diğer bir sanatçı Güngör Tamer (1941)’dir. Koyu ton üzerinde oluşturduğu dinamik yapıtlardaki kurgu ile çağın hız, zaman ve mekân kavramını ifadeye yönelmiştir. Zekai Ormancı, 1946 ise 1974’den sonra konusal yaklaşımlarla tasarım olgusunu başarıla ortaya koyan yapıtlar gerçekleştirdi.

Gülsün Karamustafa ise (1946)’da kötü beğeni estetiğini eleştiren bir yaklaşımla ve pop etkili bir anlatımla işlemiştir. 1965’den sonra bu çalışmalara hız veren bir diğer sanatçı Timur Kerim İncedayı’dır. Sanatçı konularını kent yapısında olmakta, bu çevre insana düşünce ve duygularının endüstri ürünleri ve biçimleriyle ilişkilerini karşıtlık içinde oluşturmaktadır. Reklam malzemelerinin bir araya getirilmesi biçimde gerçekleştirdiği eserlerinde, hazır yapılmış nesnelerden yararlanan Nur Koçak (1942), ise bu yolla sanatı geniş kitlelere ulaştırmıştır.

1976’dan sonra aile albümünden seçtiği fotoğraflarla Türkiye’de (Posta Sanat) uygulamalarını ilk kez başlatan yine Nur Koçak olmuştur.

Pop sanatı içinde nazar boncuklarını kullanarak optik sanat eğilimli düzenlemelerine 1945’de başlayan Gencay Kasapçı (1933), sonra Termiye adlı tahıl parçalarını tutkal ile yapıştırarak suluboya ve yağlıboya tekniklerini birlikte kullandığı kompozisyonlar oluştur. Sonsuzluk prensibine dolaylı sonsuz mekân anlayışını; dinamik, renkli yüzeylerle dile getirmiştir. Aynı temelden hareketle ulaştığı son resimlerinde; fırça darbeleri ve ton karşıtlıklarıyla ortaya çıkan titreşimler, dinamik yapılı yüzeyler oluşturmaktadır. Bunlarda doku, renk, benek, hareket, ışık, gölge öğeleri egemenliğinde, üç boyutluluğu vermektedir.

Üslûp yetenekleri açısından bazı düzey ayrımları bulunmasına karşın tuval resminde yeni gelişmeler sağlayan gençlerin, etkin bir sanat potansiyeli oluşturdukları açıkça belirtilebilir.

Yeni – Dışavurumcu Sanat Eğilimi

Türk resminin, 1980’lerde yeni-dışavurumcu sanat eğilimi ile gösterdiği Batı’ya koşut gelişim çizgisi Yeni-Figürasyon Eğilimi’nin dışavurumcu tavrından temellenir. 1960’lı yılların deneyimlerinden yararlanan 1970’li yılların çözümleyici uygulamaları, üslûp çeşitlerini zenginleştirdiği gibi, yeni-dışavurumcu eğilimlere de olanak sağlamıştır. Batıda birçok ülkede aynı anda görülen ve uluslararası ortak bir sanat tavrını ortaya koyan bu akıma Türk sanatçılarının katılımı; Batılı örneklerinin etkisinden çok, kişiliklerinin dışavurumcu nitelikleri ve sanatsal gelişimler ile birlikte, 1970’li yıllardaki sosyo-politik baskıların yarattığı içe dönüklük ve son on yılda da toplumda gençliğin bireyselliğini kanıtlama çabası ile meydana gelmiştir.

Sanatçılar, en kişisel düş gücü ile özgürce yapıtlarını fırça vuruşları ile rengin daha canlı ve içgüdüsel, konturların daha keskin ve kalın, çarpıcı açık-koyu lekeler dekoratif unsurlar, deformasyon, soyutlama, soyut-somut karşıtlığı içinde coşkulu bir anlatımla dile getirmişlerdir.

Mehmet Güleryüz, zaman zaman fantastik ve mecazi bir içerikle, simgelere ağırlık vererek, kentsel yaşamın insan ruhunun yarattığı güncel sorunları, çizgisel, kalın boya tuşlarının, hızlı, güçlü, özgür el hareketleriyle (Resim 31) Bedri Baykam, boyanın serpme ve püskürtme biçiminde kullanılması yanında, leke ve çizgilerle, kolaj ve kazıma tekniklerini birlikte kullandığı yapıtlarında, insanla yaşam arasındaki çelişkiyi soyut-somut çekişme biçiminde; Hale Arpacıoğlu, kadın figürlerini mekan içinde, dinamik ve psişik bir anlatmıştır.

Yeni-dışavurumcu sanat anlamına, 1980’lerin ortalarından günümüze kadar yirmiye yakın yeni sanatçıların katılımı bu akımın genişlemesine neden olmuştur. Özellikle simgesel anlatıma ve varoluş sorununa ve bireysel yaklaşımlar, yeni kuşak sanatçılarının, çok boyutlu bir düşünce içinde, kendilerine özgü biçimde yeni bir bilinçlenme aşamasını yansıtmaktadır. Özgür yaratıların ortaya koyduğu üslûp çeşitleri biçimde, Türk resmine yeni bir dinamizm getirmiştir.

 

 

Leave a Reply