11 Aralık 2017 - No Comments!

Üniversite Tanımı ve Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Üniversite Tanımı ve Tarihi

Üniversite Tanımı, Görüşler ve Akademik Birimler

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Dünyada Üniversitelerin Gelişim Süreci

Üniversite Tanımı

“Üniversite sözcüğü, Latince universitas’tan (bütün, hep, hepsi) batı dillerine, Fransızca université’den (toplum bütününe açık, bütün bilgileri öğretildiği kurum) dilimize geçmiştir. Osmanlıca külliye (küll/bütün, genel’den) Arapça cami (toplayan, içeren) ile anlam benzerliği içerir. Latince universium (evren, bütün), universal (genel), universas (topluca) kelimelerinin türevi olan universitas sözcüğü, bağımsız tüzel kişiliğe sahip ve ortak çıkarları olan kişiler topluluğu (lonca) anlamına gelmektedir.” Günümüzde üniversitelerin tanımı ile ilgili en kabul gören görüş: üniversiteler, gerçekleri arayan, bilim üreten, bilim yayan, en üst düzeyde araştırma ve eğitimin yapıldığı, içeresinde fakülte, yüksekokul, enstitüleri ve araştırma merkezlerini barındıran, ödüllendirme, derecelendirme ve diploma verme yetkisine sahip olan kurumlardır.

 Eğer bir üniversiteden çıktıktan sonra öğrenilecek, daha çok şey olduğunu öğrenebilenler için, yüksek öğrenim yapmanın bir zararı yoktur  -  Van Loon

“Üniversite” Tanımı 2547 sayılı kanuna göre: Yükseköğretim: Milli eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim - öğretimin tümüdür. Üniversite: Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzelkişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.

Üniversitenin kavramsal tanımı üzerine araştırmacıların çeşitli görüşleri Kortan’ın (1981) belirttiği üzere: “Üniversiteler, Ortaçağ’da 12. yüzyıldan, günümüze dek gelişen ve toplumdaki önemi her geçen gün daha da artan bir bilim kurumu olarak yaşamını sürdürmektedir. Burası başlangıçta “öğretmenler” ile öğrencilerin birliği anlamına gelen, “Universitas magistrorum et scholarium” olarak adlandırılan ve uğraşıları bilim alanlarını kapsayan grubun yaşadığı bir yerdi.

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Sanayi ve endüstri devrimini gerçekleştirmiş toplumlar bu süreçte elde ettikleri zenginlikleri, kalkınmayı sürekli kılabilmek için bilgi teknolojilerine aktarmaya başlamışlardır. Sanayi sonrası bilgi toplumu olma yolunda önemli adımlar atmışlardır. İçinde yaşadığımız 21. yüzyıl bu nedenle bilgi çağı olarak da anılmaktadır. Bu çağda bilgiyi aramak, üretmek, yaymak, toplumsal bir görevdir. Bu görevi yerine getiren en önemli kurumlardan biri üniversitelerdir.

Ülkemizde:

  • 104 devlet üniversitesi
  • 66 vakıf üniversitesi bulunmaktadır.

Günümüzde üniversite bulunmayan şehir kalmamıştır. Hızlı nüfus artışı, ekonomik kalkınma, bilginin öneminin artması ile paralel olarak üniversite sayısında artış yaşanırken, bir yandan da mevcut üniversitelerin kapasiteleri artmıştır.

Üniversiteler ne işlevsel olarak ne de fiziksel olarak çağın gerisinde kalamazlar. Üniversiteler günümüzün en önemli kurumlarındandır çünkü topluma yön verirler ve toplumda itici güç rolünü üstlenirler. Bilgide ve teknolojide yaşanan gelişmeler üniversiteleri değişmeye zorlar. Yeni üniversite yapıları çağın gereksinimlerini karşılayabilmelidir.

Günümüzde üniversitelerin tanımı ile ilgili en kabul gören görüş: üniversiteler, gerçekleri arayan, bilim üreten, bilim yayan, en üst düzeyde araştırma ve eğitimin yapıldığı, içeresinde fakülte, yüksekokul, enstitüleri ve araştırma merkezlerini barındıran, ödüllendirme, derecelendirme ve diploma verme yetkisine sahip olan kurumlardır.

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Üniversitenin Kavramsal Tanımı Üzerine Araştırmacıların Çeşitli Görüşleri

Kortan’ın (1981) belirttiği üzere:

“Üniversiteler, Ortaçağ’da 12. yüzyıldan, günümüze dek gelişen ve toplumdaki önemi her geçen gün daha da artan bir bilim kurumu olarak yaşamını sürdürmektedir. Burası başlangıçta “öğretmenler” ile öğrencilerin birliği anlamına gelen, “Universitas magistrorum et scholarium” olarak adlandırılan ve uğraşıları bilim alanlarını kapsayan grubun yaşadığı bir yerdi.

Günümüzde ise üniversite, “Bilimlerin Birliği” (“Universitas Literarum”) anlamındadır.”

Öner (1999) ise konu ile ilgili olarak: üniversiteleri yeni düşünce sistemleri geliştirip onların topluma aktaran kurumlar olmanın yanı sıra, gerçekleri arayan, gerçekleri koruyan kurumlar olarak da nitelendirmiştir. Gençliğin şekillendiricisi, geleceğe yol gösterici olarak tanımladığı üniversitelerin sadece eğitim-öğretim, araştırma ve meslek edindirme görevi olmadığına aynı zamanda da bilim, kültür ve ideoloji üreterek ve bu üretimleri topluma aktararak toplumu bilinçlendirme görevleri olduğuna değinmiştir. Bu nedenlerle de üniversitelerin kuruldukları yerlerde toplumu geliştirici güç olduklarını söylemektedir.

Keleş (1972) Mimarlık Dergisi için yazdığı makalede; üniversiteleri, devletin sermayesini sağladığı, ham maddesini ise ülkeye dağılmış liselerin oluşturduğu, emek gücünü ise öğrencilerin ve öğretim üyelerinin temsil ettiği kurumlara benzetmiştir.

Tekeli (1972), üniversitenin performansını, bilgi üretme, bilgi aktarma ve toplumu değişmeye zorlamak için baskı grubu olma olarak tanımlamıştır.

Sönmez (1972) ise, üniversitelerin rolünü niceliksel ve niteliksel açıdan açıklamıştır. Niceliksel olarak; toplumun gerektirdiği sayıda teknisyen, yönetici ve düşünür yetiştirmek, niteliksel olarak ise; toplumun değerler sistemini eleştirerek, yeni değerler teklif etmek, yeni ufuklar açmak, teknik ve kurumsal yenilikler için kültür ve bilgi ortamı hazırlamak, ileriye ve gelişmeye yönelik ideolojiler yaratmak olarak belirtmiştir.

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Derman (1990), üniversitenin dört işlevinden söz etmiştir. Bu işlevler; bilim dalının öğretilmesi, tartışılması, araştırılması ve elde edilen bulguların yayınlanmasıdır. Bu işlevlerden birinin eksik olması durumunda üniversite kavramından söz edemeyeceğimizi belirtmektedir.

Günümüz üniversiteleri akademik birimler ve yönetim birimleri olmak üzere iki birimden oluşur.

Akademik Birimler

Enstitüler: Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumudur. Kelime kökeni Fransızca “institut” kelimesidir.

Fakülteler: Bir üniversitenin, öğrenim alanı veya uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri. Kelime kökeni Fransızca “faculté” kelimesidir.

Meslek Yüksekokulları: Üst düzeyde uygulayıcı meslek elemanı yetiştiren yükseköğretim kurumudur.

Araştırma ve uygulama birimleri: Üniversitelerin kendi içlerinde bir veya daha fazla konu üzerine uzmanlaşmış ekipler kurup araştırma ve uygulama alanında çalıştıkları birimlerdir.

Yönetim birimleri: Rektör, rektör yardımcıları, rektör danışmanları, senato, yönetim kurulu ve idari birimler gibi kısımlardan oluşur.

Üniversite Tarihi

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

Yükseköğretim kurumlarının tarih sahnesine çıkış zamanı ile ilgili çeşitli görüşler yer almaktadır. Kimi araştırmacılara göre Eflatun’un Acdemia’sına, Aristo’nun Lyceum’una kadar gittiğidir. Roma dönemindeki hukuk öğretimi kurumları ile ortaya çıktığı da başka bir görüştür. Fakat en yaygın görüş günümüz modern üniversitelerinin Ortaçağ Avrupa’sına dayandığıdır.

Erçevik’in (2008) söylediği üzere,

“Eski Yunan’da, politikacı ve tüccar olmak isteyenlerin gezgin âlimlerden; İslam âleminde, din eğitimi almak isteyenlerin camilerdeki hocalardan; Hindistan’da kendini yetiştirmek isteyenlerin, Brahmin âlimlerinden para karşılığı ders aldıkları bilinmektedir.”

Varış (1972) ise, günümüz üniversitelerinin kökenlerinin Ortaçağ Avrupa’sına dayandığını söylemekle birlikte, bu üniversitelerin Çin Manastırlarından ve İslam Medreselerinden etkilendiklerini belirtmektedir.

Yükseköğretim kurumlarının kökenlerinin tam olarak nereye dayandığı hakkında kesin bir görüş birliği olmasa da, bilinen bir gerçek bu kurumların içinde bulundukları döneme, toplumsal yapıya ve kültüre, ekonomik koşullara bağlı olarak değişiklikler gösterdikleridir.

Üniversite Tarihi

Timur’un (2000) belirtiği üzere:

“Tarihi ve toplumsal birer kurum ve özel amaçlı birer örgütlenme birimi olan üniversiteler, ait oldukları ve belli bir üretim biçiminin şekillendirdiği toplumsal formasyonların gelişim süreci dışında anlaşılamazlar.”

Üniversitelerin tarihsel gelişimini belli dönem aralıklarına ve farklı toplumsal yapılara göre incelemek gerekmektedir. Bu nedenle incelememizi, dünyada üniversitelerin gelişimi, Türkiye’de cumhuriyet öncesi ve sonrası üniversitelerin gelişimi olmak üzere üç başlık altında belli dönemlere ayırarak yapacağız.

Dünyada Üniversitelerin Gelişim Süreci

Yükseköğretim kurumlarının kökenlerini ortaçağdan önceki dönemlerde ararsak karşımıza, Eflatun’un Academia’sı (İ.Ö. 400), Arsito’nun Lyceum’u (İ.Ö. 387) ve İskenderiye müzesi (İ.Ö.330-200) çıkar.

Yunan döneminde eğitim kurumları şehir planlarına etki eden önemli yapılardan olmuşlardır. Şuben’in belirttiği üzere, günümüz üniversiteleriyle örtüşen ilk yapılara Yunan Dönemi’nde rastlanır. Devlete ait olan “gymnasyon” adı verilen kurumlar, avlular etrafında dersliklerin ve ortada spor alanlarının bulunduğu halka açık merkezlerdir. Bu dönemde gymnasyonlar haricinde akademilerde de dersler verilmiştir. Akademiler gymnasyonlardan daha üst düzeyde eğitim veren, yükseköğretim kurumu niteliğinde, devlet memuru yetiştiren kurumlardır.

Roma İmparatorluğu döneminde ise eğitim sisteminde hukuk eğitimine önem verilmiştir. Bu dönem yine üniversitenin temeli sayabileceğimiz bu okullarda meslek eğitimi verilmiştir. Devlet tarafından yapılmış bu kurumlardan herkes faydalanabilirdi.

Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesi ile de ileride günümüz üniversitelerinin temellerini oluşturacak, din eğitimi verilmesi ve rahip yetiştirilmesi için birçok okul açılmıştır.

Üniversite Tarihi

Ak’ın (2007) belirttiği üzere; bu dönem kurulan okulların en ünlüleri Fransa, Almanya ve İngiltere’de kurulmuştur. Genel olarak kilise ve katedrallerin etrafında yer alan bu okullarda Hıristiyan skolastiğinin yanın sıra yunan felsefesi ve Roma hukuku eğitimi verilmiştir.

Kortan’ın (1981) Çağdaş Üniversite Kampusları Tasarımı adlı eserinde verdiği sıralamaya göre ilk kurulan üniversiteler:

“Bologna (1119), Salerno, Padua, Paris (1200 civarı), Cambridge, Oxford (1249), Prag (1348), Viyana (1365), Heidelberg (1386), Köln (1388), Leipzig (1409), Rostock (1419), Basel (1460), Tüibingen (1477), v.b.”

Özer’in (2008) belirtiği üzere, bu üniversiteler her bölge ve ulustan öğrenci kabul etmekteydiler ve finansmanları bağışlarla sağlanmaktaydı. Bu kurumlar kente ait, hukuki hüviyete sahip ve üst düzey tarafından destekleniyorlardı. Gelişmelerini dini otoriteye bağlı olarak sürdürmüşlerdir ve “Studium Generale”1 adını almışlardır.

Ortaçağ döneminde Avrupa’da İki güç odağı bulunmaktaydı. Bunlar papalık makamı ve sivil otorite olan Roma İmparatorluğu idi. Bu iki güç arasında üniversitelerde hem din hem de hukuk, tıp gibi alanlarda eğitim veriliyordu.

Bu dönemde karşımıza yönetim açısından iki tip üniversite çıkmaktadır. Bunlar; Bologna ve Paris yönetim sistemleridir.

Türeyen’in (2003) açıkladığı üzere:

Bologna Üniversitesi; laik, piyasa şartlarına duyarlı, öğretmenlerin maaşlarının öğrenciler tarafından ödendiği ve öğrencilerin kontrol ve denetimi altında bulunduğu bir modeldir. Bu modelde rektör bir öğrencidir. Esas itibariyle Bologna tipi bir öğrenci loncasıdır.

Paris Üniversitesi modeli ise; dini ağırlıklı olup, yönetim bir grup öğretmenin elindedir. Kurumsal bir yapıya sahiptir. Öğretmenlerin ve öğrencilerin birçoğu kilise mensubu oldukları için, bir takım imtiyazlara ve Krallıkça kendilerine tanınan özel haklara sahiptirler. Ana öğretim konusu teolojidir ve öğretim programlarını papalık makamı denetler.

Paris modeli kurumsal yapısı nedeniyle diğer üniversiteler tarafından Bologna modeline göre daha çok örnek alınmıştır. Oxford Üniversitesi’nin kurumsal yapısı Paris’ten göç eden hocalar tarafından oluşturulmuştur. Oxford Üniversitesi’nin etkilediği kurumlar olarak; sosyal kuruluşlar, kilse ve Cambridge Üniversitesi gösterilebilir.

Üniversite Tarihi

Ortaçağ üniversiteleri araştırmaya yönelik kurumlar değildir. Dönemin mesleki insan gücünü karşılayan, meslek eğitimi ve öğretimi yapan kurumlardır.

Ortaçağ üniversitelerinde eğitimin tartışma yöntemi ile yapılan kısmı halka da açık olarak yürütülmüştür. Bu şekilde halkta bu tartışmalara katılarak hem konu ile hem diğer konular ile alakalı soru sorup, cevap alma hakkını elde edebilmiştir. Bu durum halka açık üniversite kavramının ortaçağ dönemi üniversitelerde uygulandığının önemli bir kanıtıdır. Kuşkusuz kent içi üniversiteler halka açık tartışma ortamları için gerekli fiziki çevreyi oluşturmuşlardır.

Erçevik’in (2008) çalışmasında belirttiği üzere:

“13. yüzyılda yayılmaya başlayan hümanist dünya görüşü 15. Yüzyıla gelindiğinde doruk noktasına ulaşmıştı. Klasik Yunan ve Roma eserlerinin keşfi ile başlayan hümanist hareket, üniversitelerin yapısında önemli değişikliklere neden oldu.”

Rönesans Dönemi’nde dinsel insan yetiştirme fikri yerine her yönüyle gelişmiş insan yetiştirme fikri önem kazanmıştır. Bu durum bilimlerin gelişmesine, bilim dallarının oluşmasına, uzmanlık alanlarının ayrılmasına neden olmuştur. Üniversitelerde Yunanca, İbranice ve Latince eğitimi veren kolejler kurulmaya başlanmıştır. Kolejlerde yayılmaya başlayan Rönesans fikirleri kimi zaman üniversitelerin önüne bile geçmeye başladı.

Bu dönem de üniversiteler açısından en önemli icat da büyük ihtimalle matbaadır. Matbaa ile birlikte artık bilgiye ulaşmak daha kolay hale gelmiştir.

Venedik Üniversitesi kendi bünyesinde ilk matbaa atölyesi kuran üniversite olmuştur. 1470 yılına gelindiği zamanda da Paris Üniversitesi kendi matbaa atölyesini açmıştır. 1472 yılında da Louvain Üniversitesi topograf okulunu açmıştır. Bir yandan Rönesans Hareketleri bir yanda da matbaanın icadı eğitimin Avrupa geneline yayılması sağlamış, hümanist dünya görüşü de İncil öğretisine bağlı dünya görüşünün önüne geçmiş ve reform hareketlerinin doğmasına sebep olmuştur.

Üniversite Tarihi

Reform hareketleri ile birlikte kilisenin her alanda olduğu gibi üniversiteler üzerindeki etkisi azalmıştır. Bu nedenle teoloji ve dini hukuk eğitimi önemini kaybetmiş, kamu yöneticisi yetiştirilmesi önem kazanmıştır.

Birçok araştırmacının belirttiği üzere bu dönemde bilimin bilim için yapılması, toplum kullanımında yozlaşacağı düşüncesi ile kapalı devre, imtiyazlı bilim adamları grubu oluşmuştur. Bu durum Rönesans dönemi ile ilgili önemli bir çelişkidir: sanat, bilim, öğretim ve öğrenim özgürlük kazanırken, bu gelişmeler toplumun geri kalanından soyutlanmaktaydı.

Üniversiteler verilen eğitimin içeriği açısından ve kurumsal olarak önemli değişiklikler yaşarken bir yanda da Oktay’ın (1986) belirttiği üzere, birlikte gelişen endüstrileşme ve kentleşme nedeni ile üniversiteler kentlerde veya kentsel alanlarda kurulmuş olup, kentlerin ve üniversitelerin karmaşık işlevleri birbirine karışmıştır.

17. ve 18. yüzyıllar Aydınlanma Çağı ya da Rasyonalizm olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde bilim adamlarının yaptığı buluşlar Avrupa’da yeni bir dünya görüşünün doğmasına sebep olmuştur. Gerçeği öğrenmenin en doğru yolu olarak; nedenlerin araştırılması, deneyler ile doğrulanması olduğu ileri sürülmüştür.

1600 yıllara kadar üniversite içerisindeki araştırma faaliyetleri yetersiz kalmış ve kurumsal bir kimliğe kavuşamamıştır. Bu nedenle bilimle ilgili önemli gelişmeler üniversite dışında özel teşebbüslerle gerçekleşmiştir. Üniversite dışı araştırmacıların en önemlileri olarak; Fibonacci, Copernicus, Kepler, Galileo ve Newton’u gösterebiliriz.

Bu derneklerin ilk örnekleri olarak; Roma’da 1600 yılında kurulan “Academia del Lincei”, Floransa’da 1657 yılıda kurulan “ Academia del Cimento”, Londra’da 1660 yılında kurulan “The Royal Society Of London” ve halen faaliyetlerini sürdüren 1666 yılında kurulmuş olan “Academia des Sciences” olarak gösterilebilir. Bu dernekler günümüz bilim akademilerinin kökenlerini oluşturmaktadır. Ayrıca bu dernekler çalışmaları ile sanayi devriminin temellerini atmışlardır.

Üniversite Tanımı

Türeyen (2003) şöyle demektedir:

“Sanayi devriminden sonra bilim ve teknolojideki gelişmeler, üniversite eğitiminde yeni düzenlemelerin yapılmasına neden olmuştur. Fen ve mühendislik eğitimi ancak bu gelişmelerden sonra üniversite eğitim programlarındaki yerini almıştır. Fransa’da 1794 yılında “Ecole Normale Superieure Polytechnique” kurulmuş ve ilk olarak programında fen bilimlerine ağırlık vermiştir. Böylece Fransa XIX. yüzyılın ortalarına kadar dünyanın bilim merkezi haline gelmiştir.”

XIX. yüzyılda Endüstri Devrimi ile toplumun birçok kesiminde köklü değişikliler yaşanmıştır. Kırsaldan kente artan göç ile kentleşme hızlanmıştır. Bilimsel araştırmaların artması ile de üniversiteler köklü değişime uğramış ve üniversiteye olan ilgi artmıştır. Yeni bilim dalları ortaya çıkmış ve artık her bir bilim dalı kendi içinde kurumsallaşabilecek kapasiteye gelmiştir.

Çağlar’ın (1976) da değindiği üzere; kentleşme, bilimsel araştırmalar ve endüstrileşme birbirine bağımlı öğeler olarak eş zamanlı geliştikleri için üniversiteler kendilerine kent içeresinde yer bulamamaya ve sıkışıklık yaratmaya başlamıştır.

Timur (2000) Fransız Devrim’inin eğitim alanına yansımasını şu şekilde belirtmiştir:

“Fransız Devrimi, toplumsal hayatın her kesiminde olduğu gibi, bilim ve eğitim hayatında da bir kesinti yarattı. İhtilal, Eski Rejim ’in tüm aracı kuruluşlarına ve localarına saldırırken, üniversiteleri de ihmal etmedi. Ve sadece üniversiteleri değil, Aydınlanma’nın akademilerini de hizaya getirdi. Artık dini bir dogma statüsü kazanmış olan eşitlik ilkesi tüm bilim ve eğitim alanına egemen olacaktı.”

Üniversite Tanımı

Napoleon yönetimindeki Fransa’da 10 Mayıs 1806 yılında kanunla bütün yükseköğretim kurumları Merkezi İmparatorluk Üniversitesi çatısı altında birleştirilerek devlete bağlandı. Fransız işgal bölesinde kalan 22 Alman üniversitesi ise kapatılmıştır.

Alman üniversitelerinin yetkilileri tarafından, Wilhelm von Humboldt Prusya eğitim sistemini yeniden şekillendirmek ve Berlin üniversitesini kurmak amacıyla görevlendirilmiştir. 1809 yılında yayınladığı “Berlin’deki Yüksek Bilim Kurumlarının İç ve Dış Organizasyonu Üzerine” raporuyla yükseköğretim reformunun esaslarını belirlemiştir. Dört ana başlık altında raporun esasları toparlanabilir.

  • Bilim olarak felsefe yolu ile öğretim
  • Pratik hayattan uzak kalma
  • Araştırma ile öğretimin birliği
  • Devlete ve kiliseye karşı bağımsız olma

Yukarıdaki esaslardan anlaşılacağı üzere Humboldt:

Felsefeyi bir uygulama alanı olarak değil bütün bilimlerin dayanması gereken bir ana bilim olarak görmüştür. Pratik hayattan uzak kalma ilkesi ile bilimin para kazanmak ya da başka kişisel menfaatler için değil yaratıcı zihin üretimi olarak yapılmasının gerekliğini savunmuştur. Yapılacak olan teorik çalışmaların araştırmalara dayanması gerektiğini ve bütün bu süreç içerisinde üniversitenin devlete ve kiliseye karşı bağımsız ya da özerk olması gerekliliğini belirtmiştir.

Gürüz’ün (1992) belirttiği üzere 19. yüzyılın başlarında temeli atılan modern üniversiteler için Alman, Fransız, İngiliz ve Amerikan Üniversitesi modeli olmak üzere dört modelden bahsedebiliriz. Beşinci bir model olarak da 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Sovyet Üniversitesi modelini sayabiliriz.

Alman üniversitesi modeli: Humboldt tarafından temelleri atılan bu sistemde; bilim için bilimin yapılması, öğrenimin ve araştırmanın birlikte yürütülmesi esas ilkelerdir.

Fransız üniversitesi modeli: Temel dayanağı devlet varlığının sürdürülmesidir. İdari olarak hiyerarşik bir düzene sahip, eğitim açısından ise ülke genelinde tek bir entelektüel kalıp sunan bir modeldir.

İngiliz üniversitesi modeli: Kişilerin öğrenme isteğinin tatmin edilmesine yönelik bir sistemdir.

Amerikan üniversitesi modeli: Kapitalist üniversite modelini hayata geçiren sistemdir. Ağırlıklı olarak meslek eğitimi yapılır. Tekno-bilim olarak adlandırılan yeni yapısıyla yirminci yüzyılının önder modelidir.

Sovyet üniversitesi modeli: Amacı mesleki ve ideolojik öğretimle komünist bir toplum kurulmasıdır.

Üniversite Tanımı

İkinci dünya savaşı sonrasında üniversite eğitiminin iyice önem kazanmasıyla, üniversiteler geleneksel büyüme oranlarının çok üzerine çıkmış, bilim dalları çeşitlenmiş ve karmaşıklaşmıştır. Bu nedenle her kültür üniversite ilgili yer seçimi, planlama ve örgütlenme kararlarında kendi modellerini oluşturmuştur.

1960’lı yılların başında dünya genelinde öğrenci hareketleri yaşanmıştır. Üniversite öğrencileri siyaset ve eğitim konularında eşit haklara sahip olmak ve üniversite yönetimine katılmak istediler. Irkçılığa, emperyalizme, sömürgeciliğe, cinsel ayrımcılığa karşı ve bunlara benzer birçok konu hakkında gösteriler düzenlediler. Üniversitelerin toplumsal adalete katkı sağlayan kurumlar olmaları gerektiğini savundular. Bu gelişmelerden sonra üniversiteler ders programlarını liberalleştirdiler, yönetim ve fakülte kurullarında daha fazla öğrencinin temsil edilmesini sağladılar. Öğrencilerin deneysel araştırmalar yapmasına olanak sağlandı. Ayrıca üniversiteler toplumsal konularda araştırma çalışmaları yapmaya başladı.

Türkiye’de Cumhuriyet Öncesi Üniversitelerin Gelişim Süreci

Anadolu’da tarih boyunca birçok medeniyet kurulmuştur; Yunan, Roma, Bizans medeniyetleri gibi. Fakat tezin bu bölümünde cumhuriyet öncesi eğitim kurumları hakkındaki teorik bilgi Türklerin İslamiyet’i kabulünden itibaren verilecektir. Çünkü Yunan ve Roma dönemi eğitim sistemi Avrupa’yı medrese ve cami-okul geleneği Anadolu’yu etkilemiştir.

Müslümanlığın kabulünden sonra Arap Yarımadası’nda ilk halka açık eğitim, bir öğreticinin eşliğinde, kamusal bir alanda veya bir konutta vb. eğitim için düzenlenmemiş mekânlarda veriliyordu. Daha sonrasında bu sistem mescit ve camilerde halka sistemine dönüştürülmüştür.

Turcan (1996) şöyle demektedir:

“İslam geleneğinde cami, bir ibadet yeri olması yanı sıra, bir eğitim- öğretim kurumu olarak da işlev yapmıştır. Bir başka deyişle, bu kurum ibadet ve eğitim faaliyetlerinin yer aldığı cami-okul özelliği taşımaktadır. Bununla birlikte, medreselerde bu cami-okullardan farklı olarak kendi çizgileri doğrultusunda bir gelişim göstermişlerdir. İkisi arasındaki fark, medreselerde yer alan öğretimin camilerdekine oranla çok daha standart, sistematik ve koordine edilmiş bir şekilde uygulanmasıdır.”

Cami-okul: Camilerde hocaların ya da direk imamın kendi zevkine ve bilgi birikimine göre verdiği eğitim.

Medrese: “Ders” fiilinden üretilmiş ve “ders verilen bina” veya “yüksel okul” anlamına gelen medrese cami okullarından sonra ortaya çıkmıştır. İlk 9. yüzyılda medrese kelimesi kullanılmıştır. Fakat medresenin mevcudiyeti cami okullarında yapılan öğretim faaliyetine son vermemiştir. Cami ve medrese çoğu zaman bir külliye içerisinde birlikte inşa edilmiş ve her ikisi de öğretim faaliyetini birbirine paralel olarak devam etmiştir.

Külliye: Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü.

Kuran’ın (1969) belirtiği üzere:

Medrese ve camilerde verilen eğitim aynı genel hatlara sahipti. Ders konuları hemen hemen aynıydı, her ikisinde de kütüphane ve öğrenciler için yatıp kalkacakları yerler mevcuttu. Fakat medreselerde verilen eğitim camilere nazaran daha sistematik, programlı, belli bir ders müfredatına göre iken, camilerde hangi konuda bilgi verileceği keyfi bir durumdu. Diğer bir farkta camiler orta ve yükseköğretim arasında fark yapmazken, medrese eğitimi daha ileri düzey bir eğitim anlamına gelmekteydi.

Üniversite Tanımı

Ortaçağ üniversiteleri ile benzerlik gösteren laik medreselerin 11. yüzyılın ortalarında Büyük Selçuklu Devleti tarafından kurulduğu bilinmektedir. Arapça ve Farsça eğitim verilen bu okullarda amaç din ve devlet işlerini yönetecek sınıfın eğitilmesiydi.

Medreselerin, devletin ileri gelenleri ve zengin iş adamları tarafından kurulan vakıf kurumları oldukları ve Türk geleneğine uygun olarak çarşılar, hanlar, hamamlar, çiftlikler vakfedilerek, ekonomik yönden varlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir.

Selçuk sultanları Alp Aslan ve Melikşah’ın vezirliğini yapmış olan Nizam ül Mülk dağınık olan medrese teşkilatını düzenli ve sistemli bir kuruluş haline getirmiştir. Bu medreseler “Nizamiye Medreseleri” olarak anılmaktadır.

İlk resmi medreseyi Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey (1038-1063) Nişabur’da açmıştır. Medreselerin statüsünü belirleyen Nizam ül Mülk’te 1067 tarihinden itibaren Nişabur ve Bağdat gibi merkezlerde nizamiye medreselerini açmıştır. Bunları Musul, Basra, Belh, Herat, Isfahan, Merv, Amul, Rey, Tus ve Endülüs’teki kentlerde açılan medreseler takip etmiştir.

Anadolu’da ilk büyük medreseler Mengücekoğulları, Artuklular, Danişmendliler ve Saltuklular tarafından yapılmıştır. Anadolu Selçuklu sultanlarının da kendi adlarına açtıkları medreseler dışında, eşlerinin ve çocuklarının adları ile anılan medreseler yaptırdıkları bilinmektedir.

Osmanlı döneminde ilk medreseyi Orhan Gazi Bey 1331’de İznik’te kurmuştur. Osmanlıda sultanların kurdukları medreselere “sultani” denirdi.

Birkan’ın (1972) değindiği üzere: Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde medreseler iki reform geçirmiş, programlarına pozitif bilimler eklenmiştir. Kanuni döneminden sonra ise medreseler çöküş yaşamış ve bir daha toparlayamamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda medreselerde Arap Dili ve Edebiyatı, ilahiyat ve pozitif bilimler okutulmaktaydı.

İstanbul’un alınması ile birlikte medrese yapımı hızlanmış ve eski örneklerine göre daha karmaşık yapılar yapılmaya başlanmıştır. Bu dönemde külliyelerin oluşmaya başladığı gözlemlenmektedir.

Üniversite Tanımı

Fatih Külliyesi: Fatih Sultan Mehmet tarafından Havariun Kilisesi harabesi üzerine yaptırılmıştır. Bir cami ve etrafında sekiz medrese “Sahn-i Seman”dan oluşur. Hukuk ve ilahiyat alanında dersler verilmekteydi.

Süleymaniye Medresesi: Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırtılmıştır. Tıp medresesi ve darüşşifa, matematik öğretimi için dört medrese ve bir darülhadis bulunmaktaydı. Fen ve tıp bilimleri üzerine çalışılmaktaydı.

Osmanlı’da uzun süre eğitim vermiş olan bir kurumda Sibyan Mektepleri idi. Fatih tarafından yetim ve fukara çocukları okuyabilmesi açılmıştır. Öğretim, yiyecek ve yatacak yer parasızdı. Fakat bu eğitim kurumları 400 yıl boyunca İstanbul dışına çıkamamışlardır.

Batı’daki gelişmelere ayak uydurulamaması, 16. yüzyılda medrese müfredatlarından pozitif bilimlerin çıkartılıp sadece Şer’i İlimler üzerine müfredat oluşturulması ile medreseler hızlı bir çöküş dönemine girmişlerdir.

18. yüzyıl itibariyle pozitif bilimlerde doğan eğitim boşluğunu doldurmak amacı ile yeni eğitim kurumları kurulmaya başlanmıştır.

1773 yılında açılan Mühendishane-i Berri Hümayun ise birçok araştırmacı tarafından modern anlamdaki ilk Türk üniversitesi olarak kabul edilmektedir. Bu kurum İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temellerini oluşturmuştur.

1845 yılında Maarif Meclisi kuruldu. Bu meclis eğitim konusunda en yetkili kişilerden oluşuyordu. Bu meclis’te bir tasarı hazırlandı.

Tasarıda Ergin’in (1940) belirtiği üzere aşağıdaki karar alınmıştır.

“... üçüncü dereceden olmak üzere, Saltanatı Seniye tebaasından, hangi sınıftan olursa olsun, beşeri olgunluklarını tamamlamak için bütün ilim ve fenlerin eğitimlerini almak, bunları öğrenmek ve padişah hizmetinde çalışmak isteyen herkese her türlü bilimi vermek üzere bir Darülfünun açılmasına”

Üniversite Tanımı ve Tarihi

Topkapı Sarayı çevresinde bir arsa ayarlandı ve yapının yapımı için İtalyan Mimar G. Fossati getirildi. Yapı 20 yılda tamamlanabildi.

Erdoğan’nın (2004) değindiği üzere, bu süreç içerisinde Darülfünun’un eğitim açısından temelleri atıldı. 1863 yılında fizik, kimya, astronomi, coğrafya ve jeoloji gibi konularda halka açık konferanslar verilmeye başlandı. 1869 yılında Maarif Meclisi’nde eğitim verilecek bölümlerin çalışma şekli ortaya konmuş ve 1870 yılında ise bina törenle açılmıştır. 1924 yılında ise tüzel kişilik almıştır. 1933 yılında ise kurum yeniden yapılandırılarak İstanbul Üniversitesi olarak eğitim vermeye başlamıştır.

Bunların haricinde Osmanlıda 1827 yıllında Tıbbiye, 1834 yılında da Harbiye kurulmuştur. Fransız Grands Ecoles benzeri okullar olarak da 1876 yılında Mekteb-i Mülkiye, 1878’te Hukuk Mektebi, 1882’te Ticaret Mektebi Alisi, 1882’de Mekteb-i Sanay-i Nefes-i Şahane, 1909 yılında da Mühendis Mektebi Alisi kurulmuştur.

Türkiye’de Cumhuriyet Sonrası Üniversitelerin Tarihsel Gelişim Süreci

Kurtuluş Savaşı sonrası yeni kurulan devlet düzenin her alanında yapılan devrimler doğal olarak eğitim konusunda da yerini almıştı. Öncelikli olarak Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilmiş ve her kesimi kapsayan bir eğitim seferberliği başlatılmıştı.

Üniversite Tanımı ve Tarihi

Cumhuriyet sonrası yükseköğretimin gelişimini ülkemizde 4 ana dönemde incelenmesinin, gelişim sürecinin algılanabilmesi açısından faydalı olacağı görüşü ile incelememi; 1923 – 1950 (Cumhuriyet’in kuruluşundan II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen süreç), 1950 – 1980 (1980 İhtilaline kadar geçen süreç) , 1980 – 1990 (İhtilal sonrası kurulan düzenin ilk on yılı) ve 1990 -günümüz olmak üzere yapacağım.

1923 - 1950 Dönemi Üniversitelerimiz

Osmanlı döneminde batılı anlamda üniversite olarak kabul edebileceğimiz Darülfünun 1924 yılında çıkarılan 493 sayılı yasa ile İstanbul Darülfünun’u adını almıştır. Tıp, Hukuk, Edebiyat ve Fen Fakülteleri açılmış, Tevhid-i Tedrisat kanunun aynı yıl kabul edilmesi ve medreselerin kapatılması üzerine bir İlahiyat Fakültesi de Darülfünun bünyesinde açılmıştır. İstenilen sonucu vermeyen bu kurum, İsviçreli uzman Albert Malche’nin teklifi ile Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından 1933 yılında lağvedilmiştir.

Büyük Millet Meclisi 1933’te Darülfünun yerini almak üzere, 18 Kasım 1933’te açılan İstanbul Üniversitesini 2253 Sayılı Yasa ile onaylamıştır.

1773’de kurulan Mühendishane-i Berr-i Hümayun’da açılan Mülkiye Mühendis Şubesi, önce Hendese-i Mülkiye, sonra da Mühendis Mektebi ve Yüksek Mühendis Mektebi isimlerini alarak değişikliklere uğramıştır. 1944 yılına geldiğimizde ise İstanbul Teknik Üniversitesi adını almıştır.

Bu süreç içinde Ankara’da 1925 yılında Hukuk Mektebi, 1926 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü, 1930 yılında da Ziraat Enstitüsü kurulmuştur. 1935 yılında İstanbul’daki Mülkiye Mektebi, Siyasal Bilgiler Fakültesi adı altında Ankara’ya taşındı. 1937 yılında ise Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, 1943’te Fen Fakültesi ve 1945’te Tıp Fakültesi kuruldu. Bu gelişmelerin ardından 12.06.1946 gün ve 4936 Sayılı Kanunla ile Türkiye’nin üçüncü üniversitesi olarak Ankara Üniversitesi kuruldu.

Üniversite Tanımı ve Tarihi

1950 – 1980 Dönemi Üniversitelerimiz

1950’li yıllar Türkiye’de kırdan şehre göçün arttığı, sanayileşmenin hızlandığı bir dönem. Sanayi sektöründe çalışacak uzman, teknik eleman ve yetişmiş nitelikli iş gücü ihtiyacı yeni üniversitelerin kurulmasına neden olmuştur. Ayrıca bu dönemde Ankara ve İstanbul dışındaki ilk üniversiteler kurulmuştur. Yeni kurulan bu üniversiteler için bölgelerinde üst merkez olabilecek şehirler seçilmiştir.

  • Karadeniz Bölgesi, Trabzon’da 20.05.1955 gün ve 6594 Sayılı Kanun ile Karadeniz Teknik Üniversitesi,
  • Ege Bölgesi, İzmir’de 1955 yıl ve 6595 Sayılı Kanun ile Ege Üniversitesi,
  • Doğu Anadolu Bölgesi, Erzurum’da 31.05.1957 gün ve 6990 Sayılı Kanun ile Atatürk Üniversitesi,
  • İç Anadolu Bölgesi, Ankara’da 1959 yılında 7307 Sayılı Kanun ile de Orta Doğu Teknik Üniversitesi kurulmuştur.

Eğitim almak için bu şehirlere gelen genç nüfus mezun olduktan sonra da iş imkânlarının büyük şehirlerde daha fazla olmasından dolayı bu şehirlerde kalmışlardır.

1967 yılına kadar yeni bir üniversite kurulmamıştır. Bu yılda Ankara’da Hacettepe Üniversitesi kurulmuştur. Hacettepe Üniversitesi alt yapısı hazır bir üniversiteydi. Hacettepe Tıp Fakültesinin başlangıcı sayılan Çocuk Sağlığı Kürsüsü, 2 Şubat 1954 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı olarak kurulmuştur.

1971 yılında İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi kuruldu. 1971'de çıkarılan bir kanun nedeniyle Robert Kolej, eğitim verdiği seviyeyi, 'kolej'den 'lise'ye çevirmek zorunda kalmıştır. Robert Kolej, bu olayın ardından, Bebek'teki kampüsünü, üzerinde bir üniversitenin kurulması şartıyla devlete bağışlamış, böylece Boğaziçi Üniversitesi'nin temelleri atılmış olmuştur.

1973 yılına gelindiğinde ise,

  • Güney Doğu Anadolu Bölgesi, Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi
  • Akdeniz Bölgesi, Adana’da Çukurova Üniversitesi
  • İç Anadolu Bölgesi, Eskişehir’de de Anadolu Üniversitesi kurulmuştur.

Cumhuriyetin kuruluşundan geçen ilk elli yıllık süreçte Türkiye’de toplamda 12 üniversite kurulmuştur.

Sargın’ın (2007) da belirtiği üzere:

Ankara ve İstanbul dışında kurulan üniversitelerin, kurulduğu şehirlerin büyük kısmı, bölgelerinde bir üst merkez olan ya da bir üst merkez olmaya aday şehirlerdir. Bu şehirlerin merkeziyet güçlerinin pekişmesi ve bir bölge şehri olma hüviyetlerinin gelişmesi, bölgenin kaynaklarının akılcı ve verimli bir şekilde değerlendirilmesine katkı sağlanması, aynı zamanda yöre insanlarının yükseköğretimden faydalanması bu üniversitelerin belli başlı kuruluş amaçlarıdır. Bu üniversiteler gelişimlerini büyük ölçüde İstanbul ve Ankara’da bulunan üniversitelerdeki öğretim elemanlarının desteği ile sağlamışlardır.

Üniversite Tanımı ve Tarihi

1973 yılına gelindiğinde üniversite reformu gerçekleştirilmiştir. Bu gerçekleştirilen reformun genel sebebini Ataünal (1998) şu şekilde açıklamaktadır.

“Üniversitelerin özerkliği, üniversiteler üzerindeki denetimin yapılmasını zorlaştırmış, 1970’li yıllarda üniversiteler ülkenin kronik bir sorunu haline gelmişlerdir. Çok partili demokrasi ile birlikte Amerikan taşra üniversite modelleri üniversitelerin oluşumuna örnek teşkil etmişlerdir.1957de açılan Atatürk Üniversitesi ile 1959 da açılan O.D.T.Ü. bu modellere bir örnektir.”

Genel olarak bu reformla; Üniversite personel kanunu kabul edilmiştir. Üniversitelerin Yükseköğretim Kurumu’na (YÖK) bağlanması ve üniversiteler arası koordinasyonun sağlanması hedeflenmiştir (1973). Fakat YÖK’ün kuruluşu anayasa mahkemesi tarafından ret edilmiştir.

1973 ve 1980 yılları arasında üçüncü ve dördüncü beş yıllık plan dönemi uygulanıyordu. Bu bağlamda bölgeler arası gelişmişlik farkları dikkate alınarak yeni üniversiteler açıldı.

  • İç Anadolu Bölgesi, Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi,
  • Doğu Anadolu Bölgesi, Malatya ‘da İnönü Üniversitesi,
  • Doğu Anadolu Bölgesi, Elazığ’da Fırat Üniversitesi,
  • Karadeniz Bölgesi, Samsun’da 19 Mayıs Üniversitesi
  • İç Anadolu Bölgesi, Konya’da Selçuk Üniversitesi,
  • Marmara Bölgesi, Bursa’da Uludağ Üniversitesi
  • İç Anadolu Bölgesi, Kayseri’de de Erciyes Üniversitesi kurulmuştur.

1980 – 1990 Dönemi Üniversitelerimiz

1973’de kurulması düşünülen Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişken, 1981 de yeni bir düzenleme ile üniversite çevrelerinin eleştirilerine rağmen yeniden oluşturulmuştur.

1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ardından, 1982 yılında yürürlüğe konulan 41 sayılı kanun hükmünde kararname ile fakülte- akademi ve yüksekokulları aynı çatı altında birleştirme düzenlemesi yapılarak, 28 üniversite kurulmuş ve ayrıca, özel üniversite statüsünde bir de vakıf üniversitesi hizmete sokulmuştur.

Üniversite Tanımı ve Tarihi

20.07.1982 ve 41 SKHK (2809 SK) ile aynı günde 6 ayrı şehrimizde 8 üniversite kurulmuştur. Bu sekiz üniversitenin oluşumlarını incelersek görürüz ki bu üniversiteler alt yapıları oluşmuş, akademi, yüksekokul, enstitü ya da fakülte olarak faaliyet gösteren birimlerdi [26].

  • Marmara Bölgesi, İstanbul’da Yıldız Teknik, Marmara ve Mimar Sinan Üniversiteleri,
  • İç Anadolu Bölgesi, Ankara’da Gazi Üniversitesi,
  • Ege Bölgesi, İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi,
  • Akdeniz Bölgesi, Antalya’da Akdeniz Üniversitesi,
  • Marmara Bölgesi, Edirne’de Trakya Üniversitesi,
  • Doğu Anadolu Bölgesi, Van’da Yüzüncü Yıl Üniversitesi kurulmuştur.

Bu sekiz üniversite her ne kadar var olan birimlerin birleşmesi olarak kurulmuş olsalar da bölgeler ve şehirlerarası dengesiz olan üniversite dağılımlarını iyice dengesiz hale getirmişlerdir. Çünkü bu kurumlar, üniversite çatısı altında birleşmeleri sonucu daha hızlı büyümüşler ve gelişmişlerdir. Ayrıca yeni fakültelerin açılmasıyla da bu üniversitelerin öğrenci, akdemik ve idari personel sayıları artmıştır. Akdeniz Üniversitesi, Trakya Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi orta ölçekli şehirlerde kurulmaları bakımında önemli üniversitelerdir.

Cumhuriyet tarihinin ilk vakıf üniversitesi 12.12.1984 tarihinde YÖK kararı ile yükseköğretim kurumu olarak kurulmuş olan Bilkent Üniversitesidir.(84, 1136, 84, 1156, 84, 1158 Sayılı Kararlar) 27.06.1987 gün ve 3389 sayılı kanun ile de Gaziantep Üniversitesi kurulmuştur.

1990 – Günümüze Kadar Olan Süreçte Üniversitelerimiz

1992 yılı bir günde 24 üniversitenin kurulması açısında önemli bir yıl olmuştur. Yeni kurulan bu üniversitelerden İstanbul’da kurulan vakıf üniversitesi olan Koç Üniversitesi ve İzmir’de kurulan İzmir İleri Teknoloji Enstitüsü hariç hepsi orta büyüklükteki şehirlerde ve Samsun-İskenderun hattının batısında kurulmuştur. Türkiye’de 1992 yılına gelindiğinde ikisi vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 53 üniversite bulunmaktadır.

Üniversitelerin Tarihsel Gelişimi

1994 yılında Eskişehir’de ikinci üniversite olarak Osmangazi Üniversitesi İstanbul’da da yedinci üniversite olarak Galatasaray Üniversitesi kurulmuştur. 1994 yılı ve 2006 yılı arası üniversiteleşme sadece vakıf üniversiteleri aracılığı ile olmuştur. Tarsus’ta kurulan Çağ üniversitesi ve İzmir’de kurulan Yaşar ile İzmir Ekonomi Üniversitesi hariç bütün vakıf üniversiteleri Ankara ve İstanbul’da kurulmuştur. Toplam 25 vakıf üniversitesinin 16 ‘sı İstanbul’da bulunmaktaydı.

2006 yılı da 1992 yılı gibi Türkiye üniversiteleşme tarihi bakımından önemli bir yıl olmuştur. 01.03.2006 gün ve 5467 Sayılı Yasa ile farklı şehirlerde toplam on beş yeni devlet üniversitesi ve bir tanede vakıf üniversitesi kurulmuştur.

  • Kırşehir’de Ahi Evran Üniversitesi,
  • Kastamonu’da Kastamonu Üniversitesi,
  • Düzce’de Düzce Üniversitesi,
  • Burdur’da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi,
  • Uşak’ta Uşak Üniversitesi,
  • Rize’de Rize Üniversitesi,
  • Tekirdağ’da Namık Kemal Üniversitesi,
  • Erzincan’da Erzincan Üniversitesi,
  • Aksaray’da Aksaray Üniversitesi,
  • Giresun’da Giresun Üniversitesi,
  • Çorum’da Hitit Üniversitesi,
  • Yozgat’ta Bozok Üniversitesi,
  • Adıyaman’da Adıyaman Üniversitesi,
  • Ordu’da Ordu Üniversitesi,
  • Amasya’da da Amasya üniversiteleri kurulmuştur.

Kurulan bu üniversitelerin tamamı 120.000 ile 50.000 nüfuslu şehirlerde kurulmuşlardır. Bu şehirlere baktığımız zaman, komşu illerdeki üniversitelerin bu şehirlerde fakültelerinin, enstitülerinin ve meslek yüksekokullarının olduğunu görürüz. Üniversitelerin açılmasıyla bu birimlerin gelişmesi hızlanmış ve yeni fakülteler kurularak bu şehirlerdeki insan sirkülâsyonu arttırılmıştır.

Türkiye’de günümüz itibariyle üniversite bulunmayan şehir kalmamıştır.

Leave your vote

3 points
Upvote Downvote

Total votes: 5

Upvotes: 4

Upvotes percentage: 80.000000%

Downvotes: 1

Downvotes percentage: 20.000000%

Published by: osman in Moda

Leave a Reply

css.php

Hey there!

Forgot password?

Forgot your password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Close
of

Processing files…